HaYaT iŞtE bU

Hakkımda

Ondan gelecek tek bir haberi umutsuzca beklersin..Birde beklemek ölüm gibi gelir böyle zamanlarda insana...Aslında ölüm fikride garip değildir artık sana...Geri dönerse diye ölemezssin bile..Ölüm huzurdur...BAĞIŞLA BENİ KALBİM.. Durma!Biraz daha ölüm ver bana, biraz daha intihar koy meze tabağıma! Yetmiyor kanıma karıştırdığın narkoz bu ihanete katlanmaya.. beyzaka_car@hotmail.com


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv

Kategoriler


Arkadaşlarım


aslı çelik
SİBEL GÜÇLÜ
1demethuzun
zeynepnazz18
semaysemden
superselin
hamiyetakan
aleyna53
ilaysu
suskunyuregimsuskun
kayipsehirler
elf123
hasretinleyim
ozce
nil85
yildizz42
cssll
handankuzucan
nurluhayat
nergül yılmaz
bestee
neslihankucuksabanoglu
emogirl14
murat can
suprahh
balgibiask

KaTiLiz..SeN vE bEn..



                 Image and video hosting by TinyPic                                                                                   MAVİYESİLEGE.COM



                                                                                
                             
                                                                      
                                                    
                                
       ...GöZLeRiMDeKi NeFReTi SuSTuRaMaZSıN...

 

        !..hadi dene..!

                    ...yapamazsın...

          !!!gözlerimdeki nefreti susturamazsın!!!

                          belki engellersin sözlerimi

                ...ama gözlerime engel olamazsın...

  

        
                                   Tanrı ile sohbet..
 

Doğacak bebek doğmadan birgün önce Allah ile görüsür:
           ‘‘Allah’ım dünyaya gideceğim ve orada ne yapacağımı bilmiyorum.’’ 
           ‘‘Ben senin için bir melek yarattım ve o seninle ilgilenecek. 
           ‘‘Allah’ım onların dilini bilmiyorum.Onlarla nasıl anlaşacağım,nasıl iletişim kuracağım?’’ ‘‘Senin için yarattığım melek,sana onların dilini öğretecektir.Seniniçin yarattığım melek,seni canı pahasına kötülüklerden koruyacaktır.Merak etme.’’
‘‘Allahım sana tekrar nasıl döneceğim?’’
‘‘Senin için yarattığım melek,bana nasıl döneceğini sana anlatacaktır.’’
Derken melekler gelir ve dünyaya gitme zamanının geldiğini söylerler ve çocuğu Allah’ın huzurundan götürürlerken bebek tekrar sorar;
‘‘Allah’ım benim için yarattığın meleğin adı ne?’’
‘‘Adının önemi yok;’’
‘‘Sen ona ANNE diyeceksin!!!!’’





       


1.Gün:  Bugün var edildim.Buradayım..Müthiş bir duygu bu.Var olduğumu henüz annem ve babam bilmiyor.Bir elma çekirdeğinden bile küçüğüm.Ama ne de olsa,ben benim.Varım ya.!Bu bana yetiyor.Henüz bedenim belli belirsiz,ama varlığımı ve benliğimi hissedebiliyorum.Bir kız olacağım ve baharda çiçekleri seveceğim.

15.Gün:
Biraz büyüdüm.Kımıldamam mümkün değil.Annem henüz farkında değil ama onun kanıyla besleniyorum.Kalbini dolaşıp gelen sımsıcak kan bana geliyor.Beni sevecek bir kalbin kıpırtılarını şimdiden hissediyorum.Annem beni çok sevecek.Annem için çok güzel bir süpriz olacağım.

20.Gün:
Hiç görmediğim bir el ağzımı biçimlendirmeye başladı.Dudaklarımda onun dokunuşunu hissediyorum.Bu''el''in dokunduğu yerler dudağım,damağım oluyor.Düşünün bir yıl sonra bu elin dokunduğu yerde tebessümler açacak,güleceğim.Dudağımdan ve dilimden sözler dökülecek.Herhalde önce ''Anne!'' diyeceğim.Anne duyuyormusun beni?Seninle konuşacağım.Sana güleceğim.Kimilerine göre hala var değilmişim.Nasıl olur?Varım ve gülücükler sunacak dudaklarımda olmak üzere ya....Hem sonra bir ekmek kırıntısı ne kadar küçük olursa olsun yine ekmektir.Öyle değil mi anneciğim?Ah bir konuşabilsem..

 

   25.Gün: Bugün pek mutluyum.İçimde tatlı bir kıpırtı başladı.Artık bir kalbim var.Kalbim atmaya başladı.Hayatım boyunca böyle atıp duracak.Sevgilerle dolduracağım kalbimi..Tıpkı annemin ki,babamın ki gibi..Annem bedeninde iki kalbin atmaya başladığını bilseydi ne kadar sevinirdi..Duyuyormusun anne?

    30. Gün: Her gün biraz daha büyüyorum.Kollarım ve bacaklarımda biçimlenmeye başladı.Hele bir büyüsün kollarım bak nasıl kucaklayacağım seni anneciğim.Şu ayaklarım da tamamlansın da,beraber çiçekli parklarda babam ve sen,hepimiz el ele yürürüz.Belki birlikte okula gideriz.

     35.Gün: Ah evet...Bunlar,bunlar ne kadar sevimli ve küçük şeyler...Aman Allah'ım parmaklarım da çıkmaya başladı.Bunlarla çiçek toplayacağım,annemin,babamın ellerini tutacağım,kalem tutacağım.Belkide güzel bir şiir yazacağım sana.Anneciğim,oradamısın?Ellerimi ellerinin arasına koymak ellerini tutmak için sabırsızlanıyorum.

    40.Gün: Oh,Annem babamla doktora gitti.Burada olduğumu öğrenecekler.Yaşasın..Doktor teyze özel bir cihazla gördü beni.Ultrason diyorlarmış.Babamla anneme beni bile gösterdi.Seviniyormusun anneciğim?Seneye kalmaz kollarında oloacağım.

    45.Gün: Babam çok sevindi anne.Fakat kız olduğumu bilmiyorsunuz.Size süpriz yapacağım..

    50.Gün: Bu gün yüzüm tamamlandı.Artık iki güzel gözüm,bir küçük burnum,dudaklarım ve yanaklarım var.Galiba sana benziyorum anne..

    55.Gün: Artık çevreme bakabiliyorum.Etrafım çok karanlık,ama olsun.Yinede çok mutluyum.Yaşıyorum ve varım.Kısa bir süre sonra gün ışığını görebileceğim,renkleri ve çiçekleri tanıyacağım.Babam nasıl anne?.Babamı anlatsana bana...Yakışıklı değil mi?Kimin babası o.? Rüyamda gördüm.Dünyada gökkuşagı diye birşey varmış..Onuda çok merak ediyorum..Anneciğim,Babacığım sizleri göreceğim için çok mutluyum.Tanışacağız..Mutlu olacak beraber gülüşeceğiz.

   65.Gün: Kulaklarım daha iyi duyuyor artık.Anneciğim,senin kalp atışlarının seslerini duyuyorum.Benim kalbimin seslerini sende duyabiliyor musun?Hatta sesini bile tanıyabiliyorum.Sesin çok tatlı Anne...Hiç duymadığım birşey bu..Güzel ve sağlıklı bir kız olacağım.Kollarında uyuyacağım,yüzüne bakacağım,o tatlı sesini dinleyeceğim.Benim için ninni söyleyecekmisin anneciğim?Sende beni özlüyorsundur mutlaka...Beni koklayacaksın..Çok seveceksin değil mi?

   70. Gün: Anne babamla neden kavga ettiniz?Babam neye olmaz diyor?Nereye geldiniz anneciğim?Anne burada birşeyler oluyor..Doktor amca neden mutsuz bakıyor böyle.Babam neden dışarı çıktı anne.Sen acı çekiyor gibisin.Kalp seslerin değişti.Sustun.Benimle niye konuşmuyorsun anne?Yüzümde soğuk birşey hissediyorum.Anne,yüzümü parçalıyorlar...Anne birşeyler yap..Anne.... Kolumu çekiyorlar anne...Anne...Canım yanıyor anne...Anne...Ayaklarımı parçalıyor bu şey anne..Beni sana baglayan damarı kopardılar anne...Anne kalbimi parçalıyorlar...Anneciğim..Babam niye dışarıya çıktı?Anneciğim..Anne...Anne...An...Ah!  

 

                    

 

                  

 

 




Beni Sever misin Anne?

 

Anne bağırır :
“Çabuk ol servisi kaçıracaksın!”
Baba kükrer :
“Ne yatmasını biliyorsun, ne kalkmasını!”
Sabahları güneşin doğuşunu bilmez çocuk. Hic aydınlanmadan kalkar içi. Taze bir sabah, bayat bir günün devamıdır çok zaman.
Her sabah adına yuva denen, adına kreş denen o yere bırakılır. Başkalarının annesinde, kendi annesinin hasretini çeker günboyu. Sabahın köründe “benim annem ne zaman gelecek” diye gözyaşları çeker solgun yüzüne dizi dizi.
Akşam ne uzundur. Yuva nice gürültülü. Sevgilerini konuşurlar efkarlı saatlerde.
“Benim babam beni çok seviyor.”
“Hayır, benim babam beni daha çok seviyor.”
“Hadi ordan, beni hem babam hem annem daha çok seviyor.”
Başkalarının babası kendi çocuklarını çok severse, sanki kendi babalarının sevgisi azalacakmış gibi kavga ederler. En çok sevilen olmaktır tutkuları.
Her pazartesi ne kadar sevildiklerinin ispatını yapmaya koyulurlar.

“Benim babam beni hamburger yemeye götürdü.”
“Biz hem hamburger yemeye gittik, hem de luna parka gittik.”
“N’apalım. Benim annem beni sinemaya götürdü. Arslan Kral filminde ağladık annemle birlikte.”
“Kızlar ağlar zaten. Ağlamanın neresi eğlenceli?”
“Biz babamla maç ettiğimiz zaman çok eğleniyoruz.”
“Benim babam benimle değil, arkadaşlarıyla maç etmeye gidiyor.”
“Bak demek ki benim babam beni daha çok seviyor. Bi kere biz ikimiz, yani babamla ben, maç ediyoruz.”

Pazartesileri hep böyle geçer.
Herkes kendi babasının en sevgili baba olduğunu kanıtlamaya çalışır. Öteki çocuklar yeni sevgi kanıtlarını ortaya koydukça içini bir ürperti kaplar.
Başkalarının babası çocuklarını daha çok mu seviyordur acaba? O Reklam gelir aklına. Kahrolası reklam. “Evinizi seviyorsunuz, arabanızı seviyorsunuz... Beni sevmiyor musunuz?”
İnanmak üzeredir onu sevmediklerine. Arka koltuğa gazoz döktü diye ne çok bağırmıştı babası. Ama olsun, arkadaşlarına bunu anlatmazsa eğer, babasının arabasını kendisinden çok sevdiğini nereden bilecekler.
Keşke her Pazartesi en sevilen evlat oyununu oynamak zorunda kalmasaydı. Bunun için Pazartesileri hep hasta numarası yapması. Uyanamaması. En sevilen çocuk olmak yarışması, bilseniz ne kadar zor diyebilse bir gün, her şey ne kadar kolay olacak. Oyunu değiştirebilirdi. Bu oyunun mağlubu olduğunu arkadaşları öğrenecek diye her Pazartesi Karanlık bir kuyu olmazdı o zaman. Herkesin annesinin ve babasının ne kadar iyi Anne baba olduğu, çünkü onlara ne çok pahalı oyuncak aldıklarının konuşuldukları bir sıra,
“Beni anneannem çok sever” diye bağırıverdi.
Sustu arkadaşları.
Söyleyebilecek bir şey bulamadılar bir an.
Akın boynunu büküp “benim anneannem yok” dedi.
Üzüldü o zaman. Ama geri dönemezdi. “benim anneannem beni cok sever. Masal anlatır bana. Yaramazlık yapınca “dayın da böyleydi” der gülerek.”
Arkadaşları ne kadar dinliyor diye sustu birden. Kendisine doğru yönelmiş meraklı bakışları keyifle izledi. Ağızları açık “Ee sonra?” diyorlardı.
“Sever beni. Masal anlatır. Hiç susturmaz beni. Ben konuştukça güler. ‘Hay çocuk’ der. ‘Sen beni güldürdün. Allah da seni güldürsün’, der.”
Herkes bir masal büyüsü ile dinlerken onu, anneannesini öteki çocuklarla paylaştığını düşünüp susuverdi.
Üsteledi arkadaşları. “Hadi anlatsana!” dediler.
Top havuzuna doğru koşup “Herkesin anneannesi kendine” diye bağırdı.
Akın itiraz etti. Hiç olmazsa arkadaşının anneannesinde tatmadığı bir duyguyu tadacağını düşünürken ne diye oyunbozanlık yapıyordu. Kızdı. “Herkesin babası kendisine” demiyordun ama!”
Duymazlığa geldi. Anneannesini hiç kimselerle yarıştırmak istemiyordu, işte o kadar. Akşam çabuk oldu. Bu oyunu kazanmıştı. Muzaffer bir komutan edasında dolaştı bütün gün. Artık annesine neden pazartesileri yuvaya gitmek istemediğini anlatabilirdi. Yorganın altına saklanmazdı bundan böyle. Her Pazartesi anneannesinden bir demet yapıp götürürdü.
Kapıdan içeri girer girmez neşeyle bağırdı : “Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu?”
“Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum.”
Hiç kimsenin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu. Herşey erteleniyordu telefon ve araba söz konusu olduğunda. Bir de eve misafir gelecek oldumu kendisine hiç yer kalmıyordu. Nerelere gitsindi?
Annesi kapattı telefonu. Mutfaktan tencere kaşık sesleri geliyordu. Koşarak yanına gitti. “Sana yardım edeyim mi?” dedi en sevimli halini takınarak.
Annesi manalı manalı baktı.
“Hayırdır. Bir yaramazlık filan. Bak bir de seninle uğraşmayayım. Çok yorgunum zaten.”
Yorgunluk nasıl bir şeydi? Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşca elinden alır “Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni” diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi.
Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, ne diye annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu.
“Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor.”
“Uykuya dalayım da gül kokuları kusur kalsın. Yorgunluktan ölüyorum.”

Bu kelimeden nefret ediyordu. Yorgunum. Yorgun olduğumdan. Böyle Yorgun yorgunken...
“Anneciğim sen yorulma diye...”
“Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunları bitirmem lazım. Hadi sen oyna biraz.”
“Hani siz yoruluyorsunuz ya...”
“Eeee....”
“Ben de oynamaktan yoruluyorum.”
“Ne yapayım?”
“Bilmem...”
Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı.
Işıklar söndü birden. Annesi öfkeyle söylenmeye başladı.
“Mum da yok” diye diye karıştırdı dolapları el yordamı.
Çocuk sirtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü. Gaz lambasının ışığında deli tavşan masalını anlatışını. Deli tavşanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne. Anneannesi gibi iki ellerini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı. “bak deli tavşan” diyerek parmaklarını oynattı. Yoldan geçen arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı. Tavşan alabildiğine hür dolaştı sağda solda. Otlarla, kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü. Duvardaki görüntü o minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarktı.

Neden sonra ışıklar geldi. Kadın çocuğun hiç konuşmadığını fark etti birden. Kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı. Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek. Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini. Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu.
Çocuk sanki bu öpücüğü bekliyormuşçasına,

“İşin bitince beni sever misin anne?” dedi. 



                                                                                      

              

 

 

 

        
                                            

                            


                                                                                        

                                                                      "AMA BEN ONUN   
              
                        KİM OLDUĞUNU BİLİYORUM !!!"

     

     Yaşlı bir bey sabah erkenden evinden çıkmış,yolda ilerlerken bir bisikletin kendisine çarpması ile yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış.
   Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine götürmüşler.
   Hemşireler adamcağızın yarasına pansuman yapmışlar ama biraz beklemesini ve
olmadığını inceleyeceklerini söylemişler.
   Yaşlı bey huzursuzlanmış,acelesi olduğunu istemediğini söylemiş.
   Hemşireler merakla acelesinin sebebini sormuş.
   Adamcağız karım huzur evinde kalıyor her sabah onunla kahvaltı etmeye giderim.
   Geç kalmak istemiyorum demiş.Karınızın siz gecikince merak edeceğini
 düşünüyorsunuz herhalde demiş hemşire.
   Adam üzgün bir ifade ile ne yazık ki karım Alzheimer hastası ve röntgen çekerek herhangi bir kırık veya çatlak olup  benim kim olduğumu bilmiyor demiş..
   Hemşireler hayretle mağdem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden her gün onunla kahvaltı yapmak için koşturuyorsunuz demişler..
   Adam buruk bir sesle..
   ''AMA BEN ONUN KİM OLDUĞUNU BİLİYORUM''

   

 

 

                                                                 
            

                                                                         

 

Gerektiği kadar sevilmeli sevgili ve gerektiği kadar verilmeli değer..

Aşk bilmecesinin en kısa sözcüğüdür "acı"..
Ya çekersin uzun uzadıya sancısını...
Ya da acı vererek sevgiliye,çıkartırsın acısını..

Kıyamadım...!

Sözcükler dizildi boğazıma bir bir..
Söylemek istedim,söyleyemedim..

Kıyamadım kıymetlim...!

Yutkundum...
Yutamadım...


Nefesimi zorlayan yerde,tam orda işte,kala kaldı sana dair söyleyeceğim tüm sözler..

"Ya haykırmalıyım tüm gücümle kulağına,ya boğulmalıyım sessizce.."

Artık saat ayrılığı vururken..
Bu kadar mı hızlı kovalardı akrebi yelkovan..
Bu kadar mı sona hızlı yaklaşacaktık..
Bir "elveda" sözcüğü can çekişiyor dilimde...
Bir çıksa ağzımdan,kendime gelecek tüm yaşamım..


"Sen" den ibaretti her şey..
"Sen" den sonrası bir adım sessizlik..
"Sen" den öncesi koca bir çığlık..


Kıymetlim...!

"Hoşçakal" ımı bırakıyorum yüreğine usulca..









Ben SeNi saGa SolA döNüp uyuyamadigIm geceLeriMe,


uyku.jpg


SuSus isTahsiZ sofraMa,
ÜzgÜn moraLiMin siFiR NokTada OlduGu saaTlerime,



SeVinCiMe, CiGlikLariMa ,
Her anImA,
SeNi YoGuRdum
SeNinlE UyuDum
SeninLe KanDirDim SuSusLuguMu,
HayaTa SeninLe TutuNdum
DüsMeYe BES KALA,





KahKaLariMa SeninLe SES vErdim,
YüZümDeki GüLümSeMyI Senin aynAn BilDiM,




Ben SEN olDum
SeNinle VAr OlDuM

SeNse
KosKoCa bIr BosLUk,
IcinE düsüRdüGün Ben
 CikMa CaBaSinda














   Günler güz yaprakları gibi birer birer dökülürken ayaklarımın dibine,

   Ben her gece karanlığa dikip gözlerimi senin aydınlığını bekledim.

   Sen yoktun..

   Binlerce adım attım bu kentin sokaklarında.

   Her köşeyi, her parkı, her ağacı ezberledim.Sevdaya bulanmış her kaldırım taşında senin adını aradım.

   Sen yoktun..

   Evlerin duvarları birer birer üzerime yıkıldı.Her bir hücremin acısını ta yüreğimde hissederken beni enkazın altından çekip alacak elini aradım.

   Sen yoktun..

   Özlem şarkıları ezberledim.Kimini bağıra bağıra, kimini fısıltıyla söyledim.

   Karanlığa haykırdım hasretimi.Sesimi duyacaksın diye bekledim.

   Sen yoktun..

   Her yağmurla birlikte hüzünde yağdı bu kentin üzerine.Bulutlar yalnızlığın işaretiydi benim için.Beni ıslatan yağmur olmadı.Ben senin özleminle sırılsıklamdım her mevsim.

   Hayat;merhaba dedi, bahara çiçek çiçek.Uzun kıştan sonra gelmez dediğim göçmen kuşların dönüşünü gördüm.

   Sen yoktun..

   Denizin sonsuz maviliğine umut bağladım.kıyılarda tükettim bekleyişleirmi.

   Hep sensiz gemiler geçti limandan.

   Ben gemicilerin hasret türkülerine eşlik ettim.

   Sen yoktun..

   Gözümden bir tek damla yaş akmadı.Onlar sana aitti, sana kalmalıydı.

   Kimselere söyleyemedim acılarımı, bekleyişimin öyküsünü kimselere anlatamadım.

   Nice fırtınalar koptu yüreğimde.Dalgalar dövdü hayallerimi.Sığınacak bir liman, yaslanacak bir omuz aradım.

   Sen yoktun..

   Her gece ay paramparça oldu.Her gece yıldızlar birer birer düştü sokaklara.

   Yıldızları saçına takıp gelmeni bekledim.

   Ve bir güneş gibi doğup aydınlatmanı bekledim bu kara dünyamı.

                    AMA

                                   SEN YOKTUN!


    

                 

   Seni etiyle, derisiyle, arzu ve sinirleriyle seven pek çok erkek olacaktır…

   Arzu sönebilir… Et, Deri, Sinir nihayet maddedir ve yok olmaya mahkûmdur…

   Ben… Ben seni ruhumla… Kalbimle…

   Ölümsüz duygularımla sevmek istiyorum…

   Ölümsüz saltanatı mı tercih edersin?

   Bir ömür boyu sürecek sultanlığı mı?

   Hadi cevap ver bana…

   Seni anlamak istiyorum…

 


Tarih: 11:15, 4/10/2009 Kategori: AsK
Yorum (63) | Yorum yaz | Bağlantı

EY HAYAT!!!

      

Bir yazı yazacağım sana…

İçinde gece olacak...

Yalnızlık olacak…

Ve SEN olacaksın…

Gece yalnızlığa bulaşmış olacak…

Yalnızlık…

Yaldızlı karanlıklara…

SEN…

Yaldızlı karanlıklarda bir yıldız olacaksın…

Bir yazı yazacağım sana…

İçinde gölge olacak...

Gerçek olacak…

Ve SEN olacaksın…

Gölgeler; hayatın kendisi olacak…

Gerçek; gönül renginde Kafdağı…

SEN…

Kaf dağına varmadan elde ettiğim en güzel tesadüf olacaksın…

Bir yazı yazacağım sana…

İçinde gölgeler kadar gerçek…

Hayatımın en güzel tesadüfü…

SEN olacaksın…





Bir Kız ve bir Delikanlı, bir Motosikletin üzerinde 180 km/h hızla gidiyorlar ve aralarında şöyle bir konuşma geçiyor; 

Kız: Lütfen yavaşla, ben korkuyorum..

Erkek: Hayır, bak ne kadar eğlenceli...

Kız: Lütfen, lütfen çok korkuyorum...

Erkek: Peki, beni Sevdiğini söyle

Kız: Seni çok Seviyorum, lütfen yavaşla...

Erkek: şimdi de bana sıkıca sarıl...

Kız Delikanlıya sıkıca sarılır....

Erkek: Kaskımı alıp, kendine takarmısın?...Başımı çok sıktı..





Ertesi gün Gazetelerde şöyle bir Haber çıktı: "MOTOSIKLET KAZASI"

Motosiklet, Fren arızası nedeniyle, bir binaya çarptı....üzerindeki iki kişiden biri kurtuldu..."

Gerçek ise şöyleydi;
Yolun yarısında, Delikanlı Frenlerin bozulduğunu anlamış, ama bunu Kıza belli etmek istememişti...
bunun yerine, Kızdan kendisini Sevdiğini söylemesini istemişti.

Sonra da kendi ölümü pahasına, Kendi kaskını Kızın takmasını ve hayatta kalmasını sağlamıştı.


Gerçek Aşkın anlamıda buydu.... 


  

Susuyorsam, hiç konuşmuyorsam ve söylediklerine boş gözlerle bakıyorsam; üzülme... İyiyim ben!

Saçlarıma takılıyorsa hayallerim, ruhum derin bir çöküntüyü yaşıyorsa bile geçer... Meraklanma sen!

Geceleri uyuyamıyorsam, her yıldız kor gibi düşüyorsa eteklerime;
Endişelenme... Zaman gelir uyurum ben!

İçime akan öfkeyle saldırıyorsam sağa sola, kırıp döküyorsam içindekileri geçer... Sakinleşirim ben!

Yeni bir başlangıç yapayım derken, bir yanım kederden azalıyorsa ve görmek acı veriyorsa sana; acele etme sakın... Bütünlenirim ben!

Aynı şeyleri konuşup, farklı anlamlar çıkarıyorsak ve o anlamlarla kararıyorsak; üzülme... Aynı dili öğrenirim ben!

Aynı ritmi yakalayamıyorsam seninle, şarkının sözlerini şaşırıyorsam; sinirlenme...
Güzel bir ezgi olurum ben!

Gecenin ayazını sen sanıyorsam ve yüzüme çarptıkça derin kesikler oluşuyorsa; vazgeçme... Biraz daha uğraşırsan parçalanırım ben!

Sen öyle tepkisiz, sen öyle hareketsiz bekle… Mükemmel bir egoyla yaşa ve düşünme... Çırpınır çabalar, hallederim ben!

Ben gülümsemeye çalışırken, kırılan yanlarımızı onarırken; sen öylece geç karşıma ve sus… Tepkisiz kal yine... İşte o zaman arkama bakmadan giderim ben!

Kendi vicdanını rahatlamak için yalanlar söyle kendine… Olgunlukla karşıla yaşananları… Gül geç içindeki yangına... Bilirim; vurdumduymaz tavırlarının gücüyle, iyileşirsin sen!

Son kez söylemek istedim… Beni düşünme sakın... İyiyim ben..!!! 


  

       hoşgeldin yalnızlık…
    sen bu kadar geç kalmazdın…
      mutlulukla başbaşa bırakmazdın beni…
       neyi bekledin de bu kadar çok geç kaldın ki?

        bırak şimdi yalanlar savurmayı 
         bir an önce al beni bu yalan,sahtekar,
       yapmacık insanların arasından…

         gidelim yine kör dipsiz karanlıklara mutluluğu sattım onlara 
        kendileri gibi harcasınlar onuda…
      koşup düşmekten kalbimin sürekli kan kaybetmesindense 
      ben razıyım kendimle,

        seninle dipsiz karanlıklarda sonsuzluğa yol almaya….


           hepsi içimde saklı. 
   içimde bir firtına var ki sorma.
her şey yerdeğiştirdi , kalbim mideme indi sanki,
 çiğerlerim nerde 
...herşey yerinden gitti,sen gibi...
  sende gittin ya hani, 
           evet şu an yanımdasın aynı yerdeyiz belki ama sen gittin.... 
herşeyi alıp gittin.
   ne denizi bıraktın bana 
      nede bir gökkubbe var üstümde ... 
    yer bile yok artık . 
  düşüyorum hep kara bir deliğe.... 

    yanlış bir şey mi söyledim ?
   söyle ,
     dilimi keseyim...
    kötü gözlerlemi baktım ?
 söyle, 
       gözlerimi kör edeyim.....
   tiksindin mi dokunuşlarımdan ?
     de ellerimi kırayım.....
        sen söyle nerde yanlış yaptım.........?

       hiç mi şansımız yok tekrar denemeye ?
     hiç mi sevmedin beni?
      tüm sözler nerde ?
       o bakışlar ?
       ellerin ?
       sen ?
     ??
      ?

          
    



 YOR BENİ HAYAT,KENDİMİ ANLATAMADIYSAM SANA YOR BENİ,  GÖREMEDİYSEM BİR KELEBEĞİN KANATLARINDAKİ GÖK KUŞAGINI,
 YANMADIYSAM KOKUSU İLE BİR KARANFİLİN,
 DOKUNAMADIYSAM BİR KELEBEĞİN TENİNDEKİ SAFLIĞIN YÜREĞİNE VUR 
                       BENİ ALNIMDAN HAYAT...!!
!
 


                  


   Gidiyor musun diye sorma bana.
   Gönderen sensin.
   Ne terk etmeyi istedim seni,ne de daha yaşamadığımız bu aşkın toprağa gömmeyi.
   Senin kadar öfkeliyim bende senin kadar endişeli...
   Bir dokunuşunla bin kenti yıkacak güç verirdin bana,ama inandıramadım seni.
   Sen sorgularken beni kafanda ben gözlerinin içine bakıyordum kuşkuyla.
   Bir tek sözün bağlardı beni sana,oysa sen hep susmanın koynunda...
   Aşkın içine bir kez girdi mi kuşku teslim alır bedenleri de.Sütten çıkmış ak kaşık değildim ama yalanı sokmadım iki kişilik dünyamıza.
   O dünya ki bazen minicik bir odada bazen kentin ortasında şekillendi.
   Nasıl da güzeldi...
   Zaten varsın diye her şey güzeldi ama sen buna inanmadın.
   Ah bu sorular.
   Yaşamak varken sevdayı delice,niye boğarız sorunlarla?
   Nasıl ikna edebilirdim seni?
   Ben aşk dedikçe sen dur dedin.
   Ben seninleyim dedikçe sen hayır dedin.
   Zaten az konuşan sen olumsuz ne kadar sözcük varsa bulup çıkardın ortaya.
   Ben bir şey diyemedim.
   Ne kadar zarar vermişim sana meğer...
   Nasıl değiştirmişim seni.
   Oysa hiç böyle düşünmemiştim.
   Kimseye zarar vermek istemem ben.
   Kimseyi olduğundan farklı bir hala getirmek istemem.
   Ama öyel oldu işte.
   Demek ki gitmelerin zamanı şimdi.
   Çocukluğuna sığınır atlatırsın bu acıyı.
   Ne sevişmelerimiz kalır aklında ne sevda sözlerimiz.
   Rahat değilim diyordun ya rahat ol artık.
   Gülüşlerini saklaman için bir neden kalmadı.
   Tedirginliğinin sebebi de kalktı ortadan...
   Gidişim yürekten değil,zorunluluktan. 
   Sanma ki bu toy sevdayı başka kimliklere taşırım.
   Sanma ki benden sakladığın gülüşleri yalancı yüzlerde ararım.
   Seni de götürürüm yüreğimde.
   Yokluğunu taşırım.
   Bulup bulup kaybettim seni.
   Ne yazık ki yoz-duman edemedim kuşkularını,ne yazık ki kalamadın bana.
   Öpücüğümün kokusu kalacak kapının eşiğinde.
   Kokladıkça bizi bir yanlışa mahkum ettiğini anlayacaksın.

Image Hosted by ImageShack.us




    Şimdi sen su olduğunu düşün. 
    Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok...
    Tükenmez... 
    İnanıyorum ki,gerçektende öylesin.
    Ama ister çesmelerden dökül,
ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak, dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın.
    Yani; seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın...
    Unutma!
    Daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin...
    Gürültünün parçası olursun sadece.
    Suyun yanında olanlar suyu en az içenlerdir.
    Çünkü; su nasılsa burada,
lüzum yok ki suyu kana kana içmeye diye düsünürler...
    Aynen, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi!
    Ormandaki hiç bir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden
su içmeye çalışmadı şimdiye kadar.
    Hepsi, hep sabahın en sakin anını bekledi suyun durgun yerlerini bulabilmek için,gittiler ve sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler.
   Onlar için en uygun olan ve kendi istedikleri zamanda...
   Sen, hep bir su olduğunu düşün.
   Su gibi güzel,su gibi yararlı,su gibi vazgeçilmez...
   Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün.
    Ama su gibi yaşatıcı ol,su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil!..
   Sen bir su ol...
   Ama rahmet ol,afet değil!
   Su isen tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma,ocaklarını söndürme, sana felaket denmesin!
   Su yüce Allahın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden biri...
   Suya benzediğini unutma! Su gibi özel, su gibi güzel,su gibi faydalı, su gibi lüzumlu ve su gibi bitmez,tükenmez olduğunu da unutma..
   Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi, su gibi de kiyametler koparıcı olabileceğini unutma...
   Unutma; senin işin rahmet olmak, afet değil !
   Vadiler varken önünde ve ovalar varken,yayılabileceğin küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan, hayat verirsin çevrene.
   Ve yaşayabilirsin dünya dönmesine devam ettiği müddetçe...
   Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen, korkulan ve kaçılan olursun; seller, afetler gibi...
   Tercih elindeydi hep ve hep de senin ellerinde olacak...
   Su isen bir bardağa sığabil ki;
               Damarlara giresin!..





Bu cümleyi eminim çok söyleyen vardır.

Hatta söylemekle kalmayıp inadına yaşayanlar da çoğunluktadır eminim.

Bu mücadelenin gücüdür, sabrın sonucudur.

Her yıkılışa rağmen ayakta kalmanın gücüdür ve herşeyden önce umudun,
 yaşama sevincinin gücüdür...

İnadına yaşayacağım seni hayat..

Karşıma daha ne çıkaracaksın bilmiyorum..

Ama sana inat yaşayacağım işte..

Hemde inatla, iyiniyetle, sevgi ile, umutla ve hiç geriye bakmadan, yılmadan..
Pes etmeyeceğim..

İnadına helal lokma yiyeceğim..
Aç kalsamda uzanmayacak elim kolay kazanca..


Yalansız, riyasız, hak kapıları bulacağım elbet.

Bitecek bu günler ve ben yine güçleneceğim..

Her sevdanın sonunda canımı yaksada vefasız sevgili seveceğim yinede inatla..



Biliyorum yanlış bende değil..

Ben sevmeyi seçerek en güzel duyguyu yaşıyorum gönlümce..

Ve yaşatıyorum elimden geldiğince..

Bunu haketmiyorsa sevdiğim, bunu taşıyamıyorsa hakkıyla...

Gitmekte özgürdür..

Giden kaybedendir aslında..

Ben inatla yine seveceğim..

Pamuklara saracağım yine kalbimi, kırıklarını onaracağım..

Onu hakedecek birini bekleyeceğim sabırla..

Ve inatla, inadına seveceğim yine..

 


Yok..Uğraşmayın boşuna.

Sokamazsın içime nefret duygularını..

Kötü düşünmemi istemeyin benden..

İçimdeki çocuğu yaşatmak için çok uğraştım ben..

İyi niyetimi korumak uğruna çok bedeller ödedim..



Menfaat, çıkar, kin, nefret, kötü duyguları sokmayacağım içime uğraşmayın..

İnadına saf kalacağım bu kirli dünyada..inadına işte...


İçimdeki çocuğu ağlatmayın artık yeter..

Siz ne kadar ağlatsanızda onu. İnadına avutacağım onu ben.



Hayallerini vereceğim yine ona, pembe düşlerini hiç yok etmeden...

Güneşimin önüne kara bulutlar gelsede zaman zaman, dağıtacağım onları inadına..

Sağlığım, neşem, gülen yüzüm, dostlarım..

İnadına yaşayacağım bu zenginliklerle..

Hergün tazelenirim ben.Demlenirim her acının sonunda.

Ve yine dopdolu yüreğimle, yine bol kepçe..

Tükenmeyeceğim işte, tüketemeyeceksiniz...



Gönül bağımda sevgi, dost sohbetlerimde neşe her daim artacak gün geçtikçe..


İnadına Yaşamak bu... İnadına yaşıyorum işte...



           


    UĞRAŞMA  dindiremezsin isyanımı,neye kızcağım, üzülceğim,sevineceğim belli olmaz benimm!..
   DEĞİŞİRİM BİANDA  tanıyamazsın,hissetmeden kapılırsın rüzgarıma çeşidim olursunn..
   GİT  istersen karıştırma kafanı..
   DUR  demem beni çözemediysen eğer..
seviyosan tut beni SIMSIKI tutabiliyosan seviliyosundur zatenn!.. An olur bazen ben bile tutamam kendimi..
   GÜVENME  güven sağlamadıysan sağ gösterip sol vururumm!..
   KORKAK MISIN SENDE?  acıtırım canını.kaçma boşuna ,kovalamaya gelememm..
   GİDERSEM  dönüşüm yoktur ,üzgünümm..
hiçkimse bilmez hayal kırıklıklarım var..
yol yakınken DÖN deme dönemem ama bil alışkanlık yaparımm..
Bence 
   
HİÇ UĞRAŞMA ÇÖZEMEZSİN, TUTAMAZSIN, DURDURAMAZSIN, SUSTURAMAZSIN, ANLAYAMAZSIN.. 
     
  Şimdi dahada karışığım çünkü.. 


        glitter graphics

Acıyı görmek mi istiyorsun?
Gözlerime bak!
Dudaklarımda söyleyemediğim sana ait duyguları,
Bana her fırsatta bıraktığın yokluğunun acısını fark edeceksin.
O zaman anlayacaksın acının sende ne kadar masum durduğunu.

Ayrı yetişmiş güllerin birbirine hasreti gibi,
Umutla kurudum sensiz.
Ve sen hiç gözlerime bakıp beni sevdiğini söyleyemedin.
Oysa sırf bu kelime için kurduğum hayallerdi beni hayatta tutan
Bir boşluktan içeri girdim her gece,
Senli düşlerden sensiz karanlıklara süzülür gibi.

Ellerin nasıldı? Küçük müydüler? ve parmakların ince uzun mu?
Parmaklarını parmaklarımın arasında hissedip,
Seninle sahil boyu denizi hiç fark etmeden bir birimize bakıp yürüyemedik.
Gözlerinin yeşilinde geleceğe dair hayaller kuramadan,
sadece umut ettim gözlerini görebilmeyi.
Ve o gözlerinde ki ışıltıyla karanlık gecelerime yol göstermeni istedim.

Acıyı görmek mi istiyorsun.
Gözlerime bak!
Ve yaşanmamış boşa geçen anların hüzünlü şiir'ini oku,
Kirpiklerinden sıyrılıp yanaklarına düşen dizelerimde.

Bensiz yattığın o yataklarda benli hayaller kurma artık.
Sabahlara merhaba derken beni seven bir şair var deyip gurur duy sadece.
Ve hiç bilme o şairin senin için her gün defalarca öldüğünü.
Ve bil ki insan sevdiğiyle beraber olacak mahşerde.
Tek avuntum bu şimdilik.

Dünyada olamadığım anları mahşere bıraktım ben,
Ben seni bu dünyalık mı sevdim sandın?
Ölüm'müş,terk edilişmiş umurumda değil,gelme istersen.
Nasılsa bir gün hayat biletimi kestiğinde,
Kavuşma vakti olacak benim için ölüm.
Dudaklarımda ki acı tat?
Yoksa acı bir tebessüm mü olacak sana ulaşmayı beklemek?
Ne yazık hiç bilemeyeceğim.

Acıyı görmek mi istiyorsun?
Gözlerime bak!
Sen uzakta çok uzakta
Bensiz bir yaşamın anlamsız günlerini yaşamaktasın,
Benim gibi.

Seni seviyorum,
Gerçeğin ta kendisi bu iki kelime,
Sırf dudaklardan çıkması istenen değil de
İçimde taa içimde senin için atan bir kalbin feryadı,
Haykırışı bu sevdiğim.
Sana ulaşamasam da,
Biliyorum ki zavallı kalbim
Sana ait her şeyi saklıyor en gizli yerlerinde
Kanlı ve uykusuz gözyaşlarımın
Her gece aynalardan süzülmesi gibi acı veriyor uzaklarda oluşun.

Biliyorum beni sevdiğini
Acıyı tattığını da benden uzaklarda
Ama hiç bana sana ait bir şeyi vermedin?
Acı tek taraflı olsaydı,
Ne yürek dayanırdı ne yaşamın bir anlamı olurdu.
Ama yokluk kötü sevdiğim.
Bir beden olmak isteyen yüreklerde ayrı ayrı yaşamak kötü.

Sana her fırsatta koşmak isterken beni durdurmaların,
Yüzüne hasret kaldığım günlerde
Beni ısrarla kırışlarını hiç anlamış değilim.
Eminim yine okuyunca bu şiirimi büzeceksin dudaklarını
Ve eminim ağlayacaksın.
Ağlamak seni ben yapar sevdiğim
Ve beni sen yapanda içimde senin için yanan bir kalple yaşamak.
Her gün Üsküdar’da oturup kendimi dinlerim
Oysa konuşan sendin hep benimle,
Ne martıların vapurlara takılışı,
Ne işportacıların bağırışıydı fark ettiğim.
Ben denizi seyrederken gözlerinde boğulmayı sevdim.
Yosun tuttu gözyaşlarım sensizliğin dalgalarında.
Gözlerim ve ben her Üsküdar’a inişimizde
Bir gün seninle bir bankta oturup
Sadece ve sadece hiç konuşmadan gözlerine bakmak istedik.

Kaç zamandır bir hüzün dolaşıyor odamda.
Duvarlar bir şeyler söylüyor sanki
Adım adım yok oluşumu izliyorum
Her batan güneşin karanlığı getirmesiyle.
Sabahlara kadar uykusuz gözlerimle uzaklara,
karanlıklara bakıyorum mütemediyen
Kayan her yıldızda tek bir şey diliyorum?
Ve Senin için yalvardığım namazlarda secdeye kapanıp
Rabbime ettiğim dualarım,
Tuttuğum dilekle aynı olması ve sonra umudumu yitirmeden
Rabbimin bir bildiği var deyip
Kabul olmadığında dualarımın
Tekrar tekrar yalvarmalarım.

Seni okyanusların diplerinde
Bir midyenin içinde ki
İnciyi görme ihtimalimin olmadığı gibi kabul ettim aşkım
Ve seni hiç ulaşılamayacak dağların zirvesinde
Koklayamayacağım bir çiçek olduğunu fark ettiğimde
Tek bir şey düşündüm?

Dokunamadan tenine,
Öpemeden öpülesi dudaklarını mahşere erteledim vuslatı.
Ben o kargaşada ne yaparım bilmem ama
İnsan mahşerde sevdiğiyle beraberdir derler
Seni seviyorum meleğim.

Acımasız olan ne sensin ne de ben,
Bize gümüş tepsiyle sunulan hüzünlü bir hayat sadece
Ve kabul etmesi zor olan bu ayrılıklara katlanmak sanırım.
İnsan yaşamın değerini
Yüzü ve kalbi güldüğünde anlıyor
Anlıyor ki ölüm sadece toprağa girmek değil
Ve nefesi kesilene kadar yaşadığı her şeyin
Gözlerinin önünden geçmesi değil.
Ölüm sensizliğin sadece yaşarken verilen cezası sevdiğim.

Seni bulduğumda sevgi anlam kazandı
Her anımsadığımda yaşamamım oldu gülüşlerin
Hiç tükenmedi içimde senin için yanan ateş
Ve ben o ateşle yanmayı,
Sırf seni sevmek olduğu için
İnan bana çok sevdim.

Image Hosted by ImageShack.us


Tarih: 11:14, 4/10/2009 Kategori: AsK
Yorum (50) | Yorum yaz | Bağlantı

kAhRoLaSıN YaLaNcI...










          HATIRLADIN MI??
                  BU SANA BENİM .
                         EVLENME TEKLİFİMDİ.



Bugün olduğu gibi yarında kalbimdeki yerinin değişmeyeceğine,sadece bir ömür değil sonsuza kadar ve sonsuzluk kadar çok ve sen olduğun için seni seveceğime..
En yakın dostun,arkadaşın ve sırdaşın olacağıma.Sıkıntılarının sıkıntım,üzüntülerinin üzüntüm olacağına.
Asla seni soguktan ve yalnızlıktan hasta etmeyeceğime,Yaşam boyu her sabah sana aşık olarak uyanacağıma ve her ayın sekizi yani dogduğun o güzel günde sana bir adet gül alacağıma.
Sen uyurken sana bakıp,saçlarını okşayıp sana dualar edeceğime.
Hasta olduğun zaman sana çorba yapacağıma.
Seni üzmeyeceğime.
Dünyalar tatlısı sana ,dünyanın ve kainatın en iyilerini örnek alarak şefkat ve sevgi göstereceğime.
Seni ihmal etmeyeceğime,işten çıkınca sana ve yuvamıza koşup seni asla aldatmayıp yalan söylemeyeceğime.
Eve,sana ve dogacak çocuklarımıza asla haram bi lokma getirmeyeceğime.
Tüm çiçeklerde,denizlerdeki dalgalarda,gökkuşagında ve kızıl yakamozlarda seni yalnızca seni görüp her zaman sana dair düşler kuracagıma
Seni rabbimin kutsal bi emaneti olarak görüp ona göre davranacağıma söz veriyor ve seninle evlenmek istiyorum.
                    
              
BENİMLE EVLENİRMİSİN...
     




Artık ayrıyız boşandık 
          
    BENİ GÜZEL HATIRLA..

Beni güzel hatırla, bunlar son satırlar...
Farzet ki bir rüzgardım, esip geçtim hayatından...
Yada bir yağmur, sel oldum sokağında...
Sonra toprak çekti suyu, kaybolup gittim...
Belki de bir rüyaydım senin için
Uyandın ve ben bittim...

Beni güzel hatırla...
Çünkü sevdim seni ben, herşeyini...
Sana sırdaş oldum, dost oldum, koynumda ağladın...
Yüzüne vurmadım hiçbir eksikliğini...
Beni üzdün, kınamadım...
Alışıktım vefasızlığa...
El oldun aldırmadım...

Beni güzel hatırla...
Sayfalarca mektup bıraktım sana, şiirler yazdım her gece
Çoğunu okutmadım...
Sakladım günahını sevabını içimde
Sessizce gittim...
Senden öncekiler gibi sen de anlamadın...

Beni güzel hatırla...
Sana unutulmaz geceler bıraktım, sana en yorgun sabahlar...
Gülüşümü, gözlerimi, sonra sesimi bıraktım...
En güzel şiirleri okudum gözlerine baka baka...
Söylenmemiş’’ merhaba’’ lar sakladım her köşeye...
Vedalar bıraktım duraklarda...
Ne ararsan bir sevdanın içinde
Fazlasıyla bıraktım ardımda....

Beni güzel hatırla...
Dizlerimde uyuduğunu düşün, saçını okşadığımı...
Üşüyen ellerini ısıttığımı...
Mutlu olduğun anları getir gözünün önüne...
Alnından öptüğüm dakikaları...
Birazdan kapını çalan kişi olabileceğimi düşün...
Şaşırtmayı severim biliyorsun...
Bu da sana son sürprizim olsun:
Şimdi seninle yaşanan günleri ateşe veriyorum
Beni güzel hatırla
Gidiyorum!!!

  


Tarih: 11:13, 4/10/2009 Kategori: AsK
Yorum (14) | Yorum yaz | Bağlantı

Yaşadıklarımın yarısını sana versem taşıyabilir misin?


picture

   


picture


En çok naz yaptığım insan…

En çok kızdığım kişi…

En çok özlediğim yürek…

En çok sohbetine hasret kaldığım…

En çok gözlerini sevdiğim…

En çok yakın gördüğüm…

En çok… En çoğum…

Neredesin?

Meçhulde kaybolan güneşim…

Sesim… Soluğum… Nefesim…

Nerede kahkahan… Nerede o güzel sesin…

Hadi dön… Hadi gel… Ya ses ver... Ya da yüreğime sevmeyi öğrettiğin gibi unutmayı da öğret…Var mıydı böyle yalnız bırakmak?Var mıydı vefasızlık sevgimizde?Özledim…Çok…Çok özledim…

Sesim her defasında yankı yapardı o heybetli dağ yüreğinde…

Bazen hiç söylemediğim sözleri işitirdim o heybetli dağdan…

SEVİYORUM… Kelimesi yankı yapardı… Benim yüce dağım ses vermeden de seslenirdi bana… Şimdi nerelerde... Solmakta yapraklarım… Gelen mevsim kara kışın habercisi… SEN…

Seni seven beni kara kışın ortasında bir başıma bırakma...

Özledim... Çok… Çok özledim…

Seni seviyorum… Neredesin…

 

Sürekli seni düşünüyorum…

Sokakta yürürken seni düşünüyorum…

Seni daha uzun süre düşünebilmek için bilhassa yollarımı uzatıyor ve yavaş yürüyorum…Akşam senden başka bir şey düşünmemek için resimlerine bakıyorum…Seni göresim geldiğinde seni düşünüyorum…

Seni düşünmekten başka bir şey yapabilmeyi o kadar çok isterdim ki…

Ama beceremiyorum…

Seni unutmamı sağlayacak bir şey biliyorsan lütfen bana da söyle…

Sensiz hayatım bir bekleme salonu…Seni unutmamı istiyorsun…

Bana bunu yapmak insanlık mı?

Aşık olmak sanırım bu…Sadece seni düşünmek…

Hayatımda bu kadar önemli bir yerin olacağını nereden bilebilirdim ki…

Ben hayattayım…

Ben yokmuşum gibi yaşamaya devam edemezsin…

Yaptığımız affedilemez bir hata…

Birbirimize işkence etmeyi bırakalım…

Kendimize canavarca davranıyoruz…

Buna daha ne kadar devam edeceğiz…Kimi mutlu etmek için…İnsanın bir hiç uğruna kendisine bu kadar acı çektirmesi rezillik…

Yenildim…Yoruldum…Belli bir acı seviyesinden sonra insanda gurur kalmıyor…Ayaklarına kapanıp senden merhamet dileniyorum…Seni deliler gibi seviyor ve yaşamımda senden başka bir şey istemiyorum…SENİ SEVİYORUM…


 

Seni etiyle, derisiyle, arzu ve sinirleriyle seven pek çok erkek olacaktır…

Arzu sönebilir… Et, Deri, Sinir nihayet maddedir ve yok olmaya mahkûmdur…

Ben… Ben seni ruhumla… Kalbimle…

Ölümsüz duygularımla sevmek istiyorum…

Ölümsüz saltanatı mı tercih edersin?

Bir ömür boyu sürecek sultanlığı mı?

Hadi cevap ver bana…

Seni anlamak istiyorum…


 

İnatçıyım…

Öl dersen ölmem…

Kanımın bedelini ödeyemezsin…

Seni hala seviyorsam…

Kimseye benzemediğin içindir…

Hırçınsın kabulüm…

Yalancısın kabulüm…

Zalimsin kabulüm…

Kahpeliğin bile helal sana…

Benimsin dünya duruncaya kadar…

Benimsin…

OROSPUMSUN…

 

Seni sevmek…

Bu kâfi değil…

Sana tapınmak, kul, köle, esir olmak lazım…

Anladım ki sana esir olan erkek sana hükmedebilir…

Kulun olan kralın olur senin…

Hırçınlığa karşı on misli hırçın oluyorsun…

Fakat yumuşaklığa ve tatlılığa karşı da bin misli yumuşak ve tatlı…

Kulunum… Kölenim… Esirinim…

Kır, parçala, ağlat, öldür…

Ne istersen yap…

Senden gelen her şey güzeldir benim için...

Seven erkek her şeye katlanır…

Güneşim… Kadınım benim…




 

                    
HOŞÇAKAL demek istiyorum giderken.
Hoşça kal da kocaman bir umut vardır çünkü.
“Sen Hoş kal, ben geleceğim” dir aslında ardına gizlenen.
“Şöyle bir tur atıp geleceğim” dir.
Bir kayboluş değildir Hoşça kal, aksine beş dakika sonra geleceğimdir ya da beş saat sonra.
Gelirken de tüm umutları çuvalla getirmektir.
Hayatın gülücüklerine ufak bir hüzün eklemektir, dudağın yarısına tebessümü saklayarak.
Nefes almanın biraz güçleştiğini hissetmek ama hiç durmayacağını bilmektir.
Hoşça kal ağlamaktır koparcasına, sarılmaktır karşındakine.
Çünkü bilinir ki geriye kesin dönüş vardır bir gün.
Aşk bitmemiştir yüreklerde, daha sıcacıktır.
O sıcaklık köz olsa da hiç bitmeyecektir.
Zira Hoşça kal denmiştir giderken.
Gözler birbirinden hiç ayrılmayacaktır, kalple işbirliği yaparcasına.
Başkalarına bakmayacaktır.
Ten kokusu hiç terk etmeyecektir bedenini.
Kalp, adını her duyuşta fırlayacaktır yerinden.
Çünkü Hoşça kal denmiştir giderken.
Dünyanın bir ucunda bile olunsa o hep seninledir, nefesi hep boynunda, umudu hep seninledir.
Bazen bir köşebaşında beklemektir, onun oradan sana koşacağını bilmektir.
Hoşça kal Nihavent makamıdır. Bahar kokar, umut kokar, aşk kokar.
Ağlarken güldürür.
Severken daha da sevdirir.
Yenilen yemeğin tadına varmaktır, tuz eklemektir bazen.
Tatlının şerbetini bol tutmaktır.
Limonataya fazladan iki limon daha sıkmaktır.
Hoşça kal kısa bir mola, küçük bir nazdır.
Ancak ne olursa olsun, sonu hep mutluluktur.
Elveda demek istemiyorum giderken.
Hüzün dolu ayrılıkları kemikleştiren bir kelimedir çünkü.
Sevdaları yürekten kopartıp atan ve yerinde yaralar bırakandır.
Çiçekleri soldurup, güneşi bile karartandır.
Tüm yaşanmışlıkları ortadan kaldırıp, hatıraların koynunda yıllandıran bir kelimedir, elveda.
Bakışların bakışlara kenetlendiği günlerin, saatlerin hatta saniyelerin bittiğidir.
Sevgi sözcüklerinin tükendiğidir, konuşamamaktır.
Özlemlerin himayesine girmek ve hiç çıkamamaktır elveda.
Kalbin yerinden çıkacakmış gibi atmasının sonudur.
Ömrünü adadığın her kimse ömrünle kaybolup gitmesidir, seni yalnızlığınla baş başa bırakıp.
Dokunuşların hissini kaybetmesidir, uyuşmaktır elveda.
Dünyanın sonudur, yaşarken ölmektir, anlamsızlıktır.
Tatlının acı, tuzlunun tuzsuz, suyun ise zehir olmasıdır.
Fotoğraflara son kez bakıp hepsini göz kırpmadan yakabilmektir.
Bazen kalbin izin vermese de “ah” etmektir elveda.
Bazense verdiğin ömre bir yenisini eklemek için Tanrıya dua etmektir.
Bir babanın biricik kızını gelin olarak görmesidir.
Bir çocuğun annesini veya babasını son yolculuğa uğurlamasıdır.
Başını geriye çevirmek ve beyaz mendil sallamaktır, gözlerde iki damla yaş ile birlikte.
Ya da ardına bakamamak ve gözlerinden damlaması gereken yaşları içine akıtıp hızla uzaklaşmaktır.
Bir an kendinle olan mücadeleni kaybedip yine ona koşmaktır, ancak uzakta kalmak ve sadece seyretmektir, görebilmektir onu.
Bahçende, saksında, fesleğen yetiştirmektir veya ıhlamur ağacı aramaktır çevrende.
Zira ikisinin de kokusu içlidir, arsızdır. Bir nefesin rüzgarı bile kokularını salmaları için bahanedir onlara.
Fesleğenin, ıhlamurun kokusunu içine çekerken alkolle kısa bir arkadaşlık yapmaktır. Sarhoşlukla tanışmaktır.
Beraber yaşadığın günleri büyük bir iştahla saymak yerine artık tarihleri unutmaktır.
Hiç neşe barındırmaz içinde elveda.
Sıcaklıktan uzaktır, sevgi katilidir, sinsidir.
Bir onur mücadelesidir, kıyasıya.
Kısacası, umudun bitmesi ve ömrün kalan kısmını uzatma olarak görmektir elveda.
Bu yüzden, sırf bu yüzden Elveda demek istemiyorum sana.
Sadece Hoşça kal diyorum.
Hoşça kal...









                         
                                         


                                                sEnİn NeYiNe YaNaYıM..

 

Sana hiçbir şey söylemek istemiyorum. Bütün sözcükler yetersiz.. Hiçbir şey yazmak istemiyorum. Engin denizlerde kulaç attığım, üstüme gökkuşağını kuşandığım bu aşk yalanmış. Şimdi karanlık sularda boğuluyorum. Gökyüzü kurşun gibi ağır. Ne yana dönsem yalan. Gülüşler yalan, vaatler yalan..İnsanlar yalan. Ben seni mi sevdim..Senin gözlerinle mi baktım dünyaya.. senin ellerinle mi çiçek derledim..sevinçti, aşktı göğsüme bastım. Kocaman bir yalanı seninle mi yaşadım? Gözlerine baktığım zaman cennet bahçesine geçerdim.. Bir aldatmacaymış, kötü bir rüya.. Kötülüğün bile bir yüzü vardır, bir görünüşü.. ama en beteri buymuş.. bu aldatmaca. Bir masal olsaydın razıydım, bir şiir olsaydın, alır saklardım.Güzel bir yüz kalırdı senden geriye, hoş bir anı.. kimsenin dokunamıyacağı bir tarih.Ama hiçbir şey kalmadı.. Bir yokluğu varsaymışım. Bir HİÇ’e sarılmışım. Çölde serap bile değilsin. Serabın gizli ışığı vardır. Sen ışığı yutan karanlık.. bir kör kuyu.. Ben kör kuyularda kaynak suyu aramışım.Nasıl olsa biterdi bu aşk. Ama unutulmaz bir hatıra, gençliğin en güzel anısı olarak kalsaydı.. Sen hiçbir şeyin değerini bilmedin. Kökün çürük, yaprağın kül, meyvan zehirmiş. Ben seni aşkın yerine koymuş aldanmışım. Kabahat sende değil, ben insan tanımamışım.Sana karşı öfke duymuyorum, kırgın değilim, kızgın değilim.. Çünkü sen zaten yokmuşsun. Asıl kızılacak kişi benim.. Küçücük bir toz tanesini bir mücevher sanmışım. Senin ihanetin bana koymadı..Beni kahreden, beni yokeden, beni bin pişman eden tek şey.. bir aşk yaratmış tek başına yaşamışım. Sen zaten yokmuşsun ki.. senin neyine yanayım...



                                      

Biliyorum, bu vazgeçiş için sana kızmaya hakkım yok, bu son en başından zaten belliydi. Sana sitemlerle dolu satırlar yazmayacağım, çünkü aşk bu değil, aşk yaşatılır, aşk alkışlanır, senin elinden kaçırdığın ve benim başkasında yakaladığım aşka herşeye rağmen pişmanlıkla ve utanarak alkış tutmuyorum.

Sana yalanım hiç olmadı, bunun için seni inandırmaya çalışmayacağım, keşke seni yalan bir aşkla sevseydim, belki böylesine sızın kalmazdı içimde, bana değilde aşkıma söylediğin sözler çok ağır geldi ama yinede teşekkürler; hayatta hiçkimsenin bu denli sevilmeyi haketmediğini öğrendim sayende.

Kaç kez kimlik değiştirdim ben bu aşk için biliyormusun; birgün ardına bakmadan gidarek unuttuğun oldum, birgün geldi hiçbirşey olmamış, sanki hiç unutmamış gibi tozlu raflardan çıkartıp tekrar hatırladığın oldum, belki bir an sevdiğin, sırf sevdiğin için değil değişmezim olduğun için, herşeye göz yumarak, sanki yalnız benimmişsin gibi sevip imkansızın oldum, gururu atıp bir kenara seni bir defa görebilmek adına gurursuzun oldum, kimi gün kimi gece aklına düşüp sızlayan vicdanın oldum, tamda herşey bitti artık bu son dediğim zamanlarda kendini yeniden hatırlatmak zorunda olduğun hissin oldum, sonra yine unuttuğun, sonra yine hatırladığın ve daha neler neler...

Şimdi son defa unutulmak varsa bu yazgıda, unut yine ve eğer bir gün tekrar hatırlarda kendini hatırlatmak gereği duyarsan arama beni, çünkü artık beni unuttuğun köşelerde bulamayacaksın, bana söylediğin o ihtişam kelimelerinin hiçbir önemi yok artık bende. Unutmam desende unutacaksın biliyorum, belkide unuttun bile çoktan..

Hayret! Hızla eskiyor yokluğun -ki, varlığın gün yüzü görmemişken, yepyeni duruyorken böylesine.. Şimdi anlıyorum neresinden su alıyormuş senli hayatım; seni ölüm kadar büyütmüşüm yaşamımda, sanki ölümün zıttı yaşam değilmişte senmişsin gibi.. Hani olmazsan olmazmışım gibi...
Sanki varmısın şimdi? E ben varım işte. Üstelik yarın nasıl bir seni seveceğim endişesi ve düşüncesi yok içimde, daha yeni tanıştığın bir insan yada arkadaşınmı olacağım, öbürgün dokunmadan duramadığın sevgilinmi olacağım düşüncesi yok içimde..
Ve sen hiç kıpırdamazsın yerinden bilirim, elin telefona gidecek olsa numaramın son tuşuna kadar sürer cesaretin, sen adım atmaya bile alışık değilsinki bana, ve ben öyle koşmuşumki sana...
Kaç tur atmışım etrafında, kaç kez aşkın hacısı olmuşum bilinmez. Meğer etrafında döndüğüm seni ben yaratmışım, sana yamadığım ben parçalarını söktüğümde üzerinden, geriye bir avuç günah kaldı. Ben baştan aşağıya bir ah, sen tepeden tırnağa günah.. Ve aşk yerden göğe kadar boş, şimdi anlıyorum...


Artık daha az seviyorum seni, unutur gibi, seni içimde öldürür gibi.. Ve seni tüm o bildiğin türk filmlerindeki aşk seneryolarıyla başbaşa bırakıyorum. Öyle bir dünya yaratmıştımki senden, o dünyanın durmasının mümkünü yok sanmıştım, meğer öyle kolaymışki, dahası öyle kolaylaştırdınki.
Güvendiğim dev adam!! Şimdi bir cücesin gözümde. Seni sana ve kimbilir daha kimlere bırakıyorum, ve hakkını helal et demiyorum sana, çünkü gönül hakkın bile yok bende.
Bundan sonra yokum, hiç aramayacağım merak etme, ve hep senin sızlayan vicdanın olarak kalacağım.

Yokluğumla iyi geçinmeye bak, çünkü vicdanın seni asla rahat bırakmayacak...

 

Kaçtıkça o beni kovalıyor.''Bir daha aşka dair yazmayacağım! Bana aşkı yazdırmayın!'' diye düşünsemde, ya aşk beni buluyor, ya da aşıklar.Ya aşk vuruyor yüreğime yada yüreğimde aşk acıyor...

 

Bu sefer ''aşk cinayetleri'' başlıklı haberler takıldı gözlerime ve yüreğime. Neredeyse hergün gazete köşelerine yansıyor aşk cinayetleri. Yazık... Hem kızıyorum hem üzülüyorum. Aşkından intihar edenlere de katil olanlara da... Ölenlere de kalanlara da... Yakanlara da yananlara da...

 

Aşk zehir olmamalı... Aşk gibi bir duyguyla ''cinayet'' gibi bir kavram yanyana yakıştırılmamalı…

 

Sevdiğinin canını alan bir insanın sevgisine kim inanabilir? Evladını boğarak öldüren bir annenin sevgisi ne kadar sevgi ise, aşk cinayeti de o kadar aşk tır...

 

Aşk su gibi hayat vermeli insana.Ama zehir oluyor bazılarına!...

 

Neden?
Ne yaşamayı öğretebiliyoruz, ne de sevmeyi...

Ne mutluluğu anlatabildik, ne de imtihanı...

Ne hayatı anlatabiliyoruz, ne de ölümü...

 

Anlayacağınız şudur ki;kavuşmak için sevilmez!!!... Bilmelisiniz ki ''kavuşmak'' kadar ''özlemek'' de güzeldir. Kim bilir belki ''aşkın kendisi'' kavuşmaktan daha güzeldir?

 

Ve şunu asla unutmayın!

 

Kulak verin bu sese…

Aşk bilekte yaşanmaz,yürekte yaşanır… Yürekte yaşanan aşk, kavuşamadığını kırmaz... Kıramaz... Çünkü kıyamaz ''Mangal gibi yürek''derler ya...''Aşk''içinde mangal gibi bir yürek lazım,yumruk olmuş bir bilek değil!!!

 

Aşk'a dair yazmayacaktım ama yinede yazdım. Aşk yazılacak bir duygu değil.Yazılamaz,yaşanır.Aşkı yazmakta zor,yaşamakta...

 

Allah yaşayanlara sabır versin. Aşkı yazarken bazen ellerim acıyor...Tıpkı yüreğim gibi... 






Gidenler hep bekle beni derler ve kalanlar hep bekleyeceğine yemin ederler"
"


Her giden ardında bir bekleyen bırakır. Bazen ister bekle beni der, bazen de bekleme hayatına devam et der. Bu bekleme demenin ardında bir beklenme isteği vardır hep...

Ve her kalan yüreğindeki acısıyla bekleyeceğim der. Dönmeyeceğini bile bile, gelmeyeceğini bile bile, sevmeyeceğini bile bile. Ve bekler...

Yanı başımızdayken fark etmediğimiz bir çok ayrıntı takılır hafızalara. Oysa ne güzelmiş yaşanılanlar dersiniz. Meğer ne çok sevmişim dersiniz. Ve belki de hiç sevilmediğinizi fark edersiniz. En acısı da budur ya zaten. Sevilmeden sevdiğinizi fark ettiğinizde beyninizi yer binlerce soru. Başlarsınız cevabı besbelli olan sorulara kendinizce cevap aramaya.

Ve sorgulama zamanı gelir kendinizce.. Oysa unutursunuz bir şeyi. "Aşk Sorgulanmadan Yaşanmalıdır."

Baktığınız her yer "onda" biter. Gördüğünüz her şey de "onu" ararsınız. Aynadaki görüntünüzde bir yansıma, sokaktaki köşe başında bir kucaklaşmadır "o". Yağan yağmurdur, denizdeki yakamozdur "o", gecelerin ayı, gündüzlerin güneşidir "o"...

Ve son cümleler dökülür artık dilinizden. "O" Mutlu Olsun Yeter. Diyebileceğiniz bir şey kalmamıştır çünkü. Tıpkı yüreğinizi sizden aldığı gibi giderken cümlelerinizi de götürmüştür yanında.

Sessizlik kalır geriye biten bir sevgiden. Ve Ayrılık Urganı kalır boynunuzda "yağlı bir ilmek gibi". Sanki biri ha çekti ha çekecek. Durdu sanırsınız dünyayı ha battı ha batacak. Ama ne dünya durur nede o ilmek çekilir. Hayat devam ediyordur ve bu çarkın içinde sizi de bilmediğiniz başka diyarlara sürüklüyordur.

Bitecek sanırsınız acınızı bitmez. Sadece bir yerlere saklanır yüreğinizde.Bir şarkıda, bir şiirin içli mısralarında ve belki de bir sözde kanamaya hazır bir yaradır o artık.

"Sessizliğin İçinde Bir Çığlık, Karanlığın İçinde Bir Işık, Yürekte Kapanmaz Bir Yaradır Artık O...”






 
Hani diyorum özlesen, gülümsesen
Bakma benim hırçın yok sayışlarıma
Adını koyamadığım yokluğunla baş edemeyişimdDüşünüyorum da bazen,
Delirmenin aşk hali sensin delirememenin de
Öyle bir sınır durum oluyor ki zihnimdeki
Yarılmadan tutunmaya çalıştığım bir duygusun
Hangi halisin aşkın, karıştırdığım da oluyor
Türkçe dersinde öğrendiğim gibi başlıyorum hallerini sıralamaya
Bir tek yokluğunun adı yok
İşte orda dağılıyor bütünlüğüm, savunmalarım kayıp
Tutunamadığımı sandığım anda kaygılanıyorum
Uç durumlardan sağlam bir orta hale geçmeye çalışıyorum
Delirmek lüksüm yok ya
Ruhuma dayıyorum tüm gücüyle aşkı
Koşulsuz halimle duruyorum karşında
Seviyorum işte seni ötesi yok
Her şeyi unutsan da bir bunu unutma
Kayıplarla sınadıkça hayat, anlamını daha çok biliyorum seni sevmenin
Ya da uğruna neler vermem gerektiğinin ki hayatım sana feda

Düşünüyorum arada günden çaldığım dakikalarca
Fark ettin mi bilmem sana ayrılan süre kısaldı
Özlemler parlıyor güneş sıcaklığında
Gözümü kamaştıran ışınlara gülümserken serap misalisin karşımda
İşte o dakika tüm güne bedel, yaşıyorum aşkınla
Ne çok gün geçmiş gibi seni en son gördüğümden sayınca
Ve ne de az aslında
Yokluğunla baş başa kalmanın tadındayım
Bunun keyfini hiç almamışım bunca zaman karmaşadan
Adı yok dedim yokluğunun
Varlığının yansıması bir durum olduğundan
Bu karşıtlığı bilmiş olmanın yarattığı acıdan belki biraz
Damağımda kalan tatlı bir his gibi şimdilik
Yinede ayırmadan içimden varlığına geçeyim istiyorum
Ah bir de bilsem keşke
Ben bu karmaşık haller içindeyken sen nerelerdesin
Hangi köşesindeyim zihninin
Yüreğine adadığım sözlerim aşkı anımsatıyor en

Birlikte bir hal bulsak aşk içinden bize yakışan
Ben koşulsuz diyorum aşkıma
İstersen koşulların olsun senin, sıraladığın peşi sıra
Birlikte dursak sınır durumların ucunda
Aşka dönük yüzüm
Sana dönük yüzüm
Yeni oyunlar oynuyorum sadece beklerken zamanla
Gün dolduruyorum, belki biraz seni eksiltiyorum
Yaptığım her şey sana hazır olmak adına
En zor olan şey bana kolay
Sadece bu koşulsuz bekleyişi kolay sanma
Söylediklerin belki sadece bende
Susarım ötekiler karşısında sana saygımdan
Hakkım kalır sevdiğim yok sayarsan

 



Seni Çok Sevmiştim... Onun içindir senden kalan yanlızlıgımıda sevmem... Aşkınla eziyet edip durdun bana yıllarca, kimselere bişey diyemedim! Yüreğimdeki yaraları sordular; söyleyemedim, O yaptı diyemedim! Kimse kalbini kırsın istemedim, Korktum seni kaybetmekten! Gidersen bikere daha yaşayamam zannettim. Hep gitmelerden korkardım... Onun için senden önce benim gidişim...!

İnsan sevdiğini bi kere kaybedince, sevilen bi kere gidince diğerleri de hep gider diye korkuyor, sevmeye...! Seni korkularımla sevmiştim... Elimde değildi, Bi kere incinmiştim, ikincisinden korktum! Yine de sevdim seni, Hem de gidenlerden daha çok sevdim! Hep ayak seslerindeydi kulağım... Çizdiğim sınırlardan öte bi ayak sesi duyunca irkilirdim,Koşardım tutmak için seni.! Oysa sen gitmeyi değil benli hayalleri düşlüyor olurdun o zamanlarda... Sadece düşlüyordun,Benimde 'Sen'li hayallerim olsun diye hiç yardımcı olmadın bana, korkularıma...! Sadece sevmekti... Beklemekti çabasız sevmek...! Bense çırpındım durdum karşında, boşa kanatlarımdan oldum, uçmayı unuttum... Çok anlatmak istedim sana, ama o kadar kaptırmıştın ki kendini hazır hayata 'Dur' dedim duymadın...! Sonumuzdu haykırışlarım, dinlemedin...!

Şimdi ayaklarımı yere öyle sert vuruyorum ki, çabalarımın bi anlamı olmadı, gidişimin bi anlamı olsun diye..! İz bırakmak değil niyetim, fark edilmek geçte olsa...! Bütün anıları topladım, derli toplu bıraktım sana... Sen hazırı seversin diye, üşenirsin de anıları karıştırmazsın diye, hatalarını belki anlarsın diye öyle bırakıyorum...! Niyetim acıtmak değildi seni...! Bilirsin bi sana kıyamazdım... Kıyamam da...! Sen gerçeklerle hayalleri ayırt edemedin hiç bir zaman..! Artık gidiyorum hayatından bu gerçek, senin beni sevdiğinse koca bi yalan değil, Hayal di...!

Kızgın değilim sana... Kırgınım! Kendine öncelik tanıyıp beni ve hayallerimi sonsuza dek ertelemek zorunda bıraktığın için... Artık gelenlerin gitmemesi için değil, onlardan gitmemem için savaşacağım belki de... İnsanoğlu ne tuhaf.! Her sevgi de ayrı hüzünler, ayrı mutluluklar ama sadece farklı iki sonuç var;

 

Gitmek...

Kimi zaman ayakların geri gidercesine,

Kimi zaman bi aşkı tamamen silercesine..!

 

Gideni izlemek...

Kimi zaman 'Dur' demekle dememek arasında binlerce kez ölmek,

Kimi zaman üstünden kocaman bi yükün kalkması...!

 

Seviyorum seni ama gitmeliyim...

Seni hayallerin,

Beni gerçeklerim bekler...!






Söylesene beni kaç harfle sevdin? Hani anlat desem içindeki sevgiyi, ilk kelimenden sonra kaç dakika sürer? Zamanı ellerimle yakasından tutup havaya kaldırsam ne kadar anlatırdın? Hadi anlatsana beni kaç harf sevdin?

Oyunuma geldin sevgili. Kandırdım seni az önce. Bana olan sevgin kaç harf diye sordum sende bana anlatmaya başladın. Cümlelerle kelimeleri süsleyerek anlatmak yeterli oldu. Demek sadece SENİ ÇOK SEVİYORUM da özetim. Oysa bana yaşadığımızı sandığım bu büyük aşkı tarif edememen lazımdı. Ağzından hiçbir kelime çıkmamalıydı. Düğümlenmeliydi ses tellerin, ellerin titremeli, avuçların terlemeliydi. Bocalamalıydın. Her anlatmaya kalktığında saçmalayıp örneklerle izah etmeye çalışmalıydın. Başaramamalıydın. Anlamını bilecek kadar bir aşk bize yakışmazdı oysa. Bak sokaklara hep onlarla dolu. Ellerinden tutabildiğin bir aşk bu sendeki. Bana olan sevgini özetlememeliydin sevgili. Özetlenecek bir aşk sadece kitaplara konu. Yazılabilecek kadar basit bir aşkı ben bir damla gözyaşıyla anlatırdım sana.

Bana benim sorumu sorma sevgili. Peki, sen anlat o zaman deme bana. Beni sadece 16 harf seven birisine ben ne anlatayım..

y1paSxx7TY2TDwo6uT-EFIhHJlksbWZNohAbDj9dB_50ICxZDBUZ1HRySaaM__ubaNHzCbcwThTj_Y


Tarih: 11:12, 4/10/2009 Kategori: AsK
Yorum (7) | Yorum yaz | Bağlantı

YaLaNcI...

 




   Sen nasıl görünmüşsün.
  Ne kadar da büyük,ne kadar da kocaman gözlüklerim varmış meğer.
  Nasıl da büyütmüşüm seni gönlümde gözümde.
  Dev sandığım bir cüceymiş yüreğin oysa.
  Küçük gelirim derken sığmamışım.
  Hani hep bir kaybeden muhasebesi yapılır.
  Ben pek hazetmem bilirsin.
  Ya da bilmem bilirmisin.
  Ama şöyle bir düşündüm de benden ne esirgediysen sen iki katını kaybetmişsin.
  Çünkü ben senin tam iki katınmışım.
  Öyleymiş yani.
  Şöyle bir çekilip beş adım geriden baktınmı meğer ortadaymış manzara.
  Sen esirgediklerinle kalakaldın.

                                      GÜNAYDIN...

    Benimleyken devdin sen.
   Yüreğimdeyken koskoca bir devdin..
   İlizyonmuşsun oysa.
   Sihir bendeymiş.
   Çözdüm sonunda ve üzüldüm adına.
   Çünkü gördüm ki - hani şu beş adım mesafeden -seni kimse yüreğinde böyle devleştiremez.
   Artık ebediyen cücesin ve inan kimi inandırmaya çalışsan aksine beni koyacaklar aklına.
  Göreceksin bir gün göreceksin.
  Birgün sen de manzarayı beş adım geriden izlemeyi öğrenecek ve beni göreceksin.
   O zaman bütün boşvermişliklerin çıkacak karşına.
  Sonra kırılmış umutlarım ve elimde büyük bir çakmak.
  Senden bile büyük.
  Sen tam da görebilmişken yüreğimin hacmini ve almak isteyecekken tam da eski yerini ateşe vereceğim bütün resmi.
  Beni,seni,diğer görüntüleri ne varsa tertemiz edeceğim.
 Geriye bomboş bir çerçeve kalacak tablodan ve fırçalar benim elimde...
 Sence tekrar çizsem nereye koyardım seni yüreğimde?
 Ya da çizermiydim tekrar seni?

  İşte en son bu sorunun cevabını aradım ve en son bunları düşündüm.
  Son olmasını umduğum bir karar aşamasında şimdi seni tanıyan,bilen,seni düşünen,senle yaşamış bütün organlarım,somut ve soyut herşeyim karar aşamasında...
  Sanırım yakmak zamanı artık ve sanırım sorumun cevabı.....
  Hiç sanmam!

 



 

sU aKaR yAtAğInI BuLuR..  

              
 Az önce arayacaktım seni.
Ellerim bana sormadan telefona gitti.
Kalbim hızlaçarpmaya başladı.
Sildiğim numaran hala aklımda.
    Çevirdim numaranı tam arayacaktım durdum.
      Aklıma,seni hayatımdan çıkardığım için bir daha aramayacağıma dair söz verdiğim geldi.
       Sildim telefondan numaranı.(aklımdan silebilsem birde!...)
     Şimdi kalbim nefretle çarpıyor...
Sustu!
İsmini sayıklamıyor da,bana yaptığın kötülükleri
anlatıyor kalbim.(canım çok yandı ve hiç haberin olmadı.)
Ben ağlarken,senin gözlerin gülüyordu.
Sahi kaç yüzün var senin?
Hani ben ağlarken sen gülemezdin?
 S
eni hatırlatan ne varsa attım.(resimlerini sildim ama hala hayalin gözlerimde.)
 Hala biliyorum gözlerinin ne renk olduğunu. 
S
eni seven kalbimi çıkarabilsem içimden.
Ya da seni çıkarabilsem kalbimden,seninleyken kalbim esir almıştı ya beni şimdi mantığım benimle.
Onu sevme diyor!
Çok da haklı...
Sevilecek biri değilsin ki...
Nefreti hak etmeyecek kadar küçük bir aşksın.(bütün bunlara seni inandırabildim,birde ben inanabilsem..)B
u hüzün ne zaman geçecek bilmiyorum.
Ne zaman tamamen gideceksin benden?Seni tanıdığım güne lanet ettim ya,tamamen bittiğin günde bayram olacak benim için.
Ne duruyorsun?
Gitsene artık...
git! git! git(me).dur.
Söylenecek bir şeyler daha vardır belki???Ya da neyse...
Daha fazla kırma kalbimi.
Senden kalan ne varsa al git!

Haydi hOşÇaKaL..


 

     Olur ya, birgün beni hatırlarsan, seni ne çok sevdiğimi hatırla...
Belki de sevgilerin en safıyla sana nasıl inandığımı ve yüreğimde sevdanı taşıdığımı hatırla..
Günler, geceler, aylar boyu sana, sevdamın her satırında, her dizesinde, sadece sana yandığımı hatırla..
Bazen çaresizlik bağlarmış insanın elini, ayağını, ümitsizlik için de, sana nasıl sımsıkı sarıldığımı hatırla...

Olur ya, birgün beni anarsan, bir film şeridinde yada kulağına değen bir müziğin namesinde, özlem için de geçen o günlerimi hatırla...
 Bir adımda sana koşmak varken, gözyaşlarımda çırpınarak nasıl boğulduğumu ve sana nasıl inandığımı hatırla...
Geceler boyu, sıcaklığını yaşayamamış olmamın, buz gibi bir hava da sıcaklığına sarılmanın sevincini ve özlemlerin en acımasızına nasıl kahrolduğumu hatırla..

Olur ya. birgün beni hatırlarsan, en içli şarkılarda çıkıp gelirsem aklına birden, hüzün bulutları çökerse yanıbaşına ve bir iç sızısı hissedersen yüreğinde, beni hatırla...
Biz baharı kucaklayamadık sevdiğim, sevdasıyla kucaklaşanları gördüğün de beni sakın, sakın unutma...
Kördüğümler boğazım da, çaresiz katlanmak zor bu gamlı yazgıma,
bin dualar benden artık sana...

Beni unutma, dalından düşen bir yaprak yada gözyaşında...

Seni çok seviyorum, sakın beni unutma...

 

 

 

 

        Başlangıcı zor olmuştu, Bitişi bu kadar kolay mı olacaktı sevgili...

       Sen sorunları severdin,bense soruları...Sen hep kolayı seçer kaçardın,bense hep ikimiz için savaşttım...

Benmiydim peşinde koşan,ben miydim ağlayan! Peki şimdi giden niye sensin?

       İyi peki git...Git hadi..Canım ellerini tutmak istemeyecek, omuzuna başımı koymakta..Ne de olsa alıştın gitmelere,bir o kadar da geri dönüşlere...Bense affetmeye ve kabullenmeye...Yine başa döneceksek dur sen gitme! Ben giderim senin yerine...Hani derdin ya hep biz ikimiz çok farklıyız diye, Hani bende bunu hiç kabullenmezdim ya...Sanırım şimdi seni haklı çıkartıcam ilk defa...Sen her gittiğinde tekrar dönendin ya hani, ben gittim mi dönmeyenlerdenim işte...

SeNi bEnMi sEvDiM..

 

 

               

   Bir sen mi anlamıyorsun beni yada bir senmi anlıyorsun,anlamıyorum..
  Neydi beni böyle asi yapan,neydi karmakarışık yapan..
  Bilmiyorum,..
  İçimdeki tüm duygular kördüğüm yine..
  Kelimeler,harfler bile yetmiyor artık hisettiklerimi anlatmaya..
  Derin iç çekişlerinde asılı kalıyor duygularım..
  Susuyorum,Sustukca batıyorum..
  Batıyorum,Battıkca yok oluyorum..
  Ellerimi yüzüme kapadım, duymuyorum,görmüyorum.. 
  Konuşmuyorum.. 
 Sadece, Tükeniyorum..
 Duyuyormusun..
 Tükeniyorum.....

 Anlatıyorum,anlatıyorum.. 
 Anlaşılamıyorum,Susuyorum..
 Acıyor içimde birşeyler, Ne olur gör artık caresizliğimi sende..

 

Mutluluk en çok onun hakkıydı .. Ve ben zaten herseyi yapmamışmıydım ..  Dürüstmüydüm ? evet  .. Bencilmiydim ? hayır ..  Çok  mu seviyordum ? evet .. Onun için herseyi yaparmıydım ? evet ..

Belki bir daha kimseyi böyle sevemem .. Belki sonsuza dek onu severim .. Onla yada onsuz .. Buna karar vermek bile elimde deil .. Etkisiz elemandan farkım ? yok ..  Birim elemandan farkım ? oda yok .. Evet sanırım burda farkım hem etkisiz hemde birim eleman yani her ikisini bir olabilmemdi ..  Karar veremez oluşum etkisizligimi , herseyin hep böyle kalacak olması birimligimin sebebiydi .. Sonuç ? ahah ben bilmem beyim bilir desem yeridir heralde ..

Bugun günlerden pazar .. Ne kaldı salıya .. Arkandan sadece bakacak oldugum salıya .. Neden acıyor içim onu bile bilmiyorum .. Sonuçta bukadar zaman paylaştık .. Yeterinden fazlası tanıdın beni .. Gördün en saf halimi .. emin olamayacagın hicbirsey kalmamış olmalı .. cunku ben ne bundan fazlayım nede bundan az .. hepsim bu benim .. ve sen bu gidişinde de döndügünde "üzgünüm" diyecek olursan ..  bu ait olduğun kişinin kim olduğunun tescilinden başka bişey olmayacaktır ..

Peki benim neden içim acıyor ? seni sevmekten degil kaybetmekten korkarım dior bi şarkıda .. ondan mı ..  ama zaten baska birine ait olduğunun tescili alırsam .. neden korkayımki baskasına ait olan birinin kaybından ?

Ne güzel düşünüorum kalbimin sesini susturunca .. evrensel kumandamız kırılmasa mute tusuna basar kalbimi sustururdum ..  haftaya bugun .. ya hersey bitecek .. ya hersey baslıcak ..  iki tarafıda keskin bir bıçak gibi hersey .. ama bu bıcagın kimi kesecegi belirsiz ..

 

 Yüreğim yüreğinin,cesaretim cesaretinin.Tam iki katı.







Bıraktım suskunlukları bir yana,bağırıyorum. Boğazım yırtılırcasına haykırıyorum.Sana sevdamı anlatıyorum.
Yüreğimi ihbar etmekten korkmadan,içimdeki deli dolu çoşkuyu saklamadan,heyecanın en büyüğünü yaşayarak her haykırışımda çoğalarak anlatıyorum. Sensizliğin beni
boğduğu zamanlara inat,cesurca yüzüyorum aşkın denizinde.
Ne ihanetler var,ne yalanlar o sonsuz mavilikte. Senin yüzün,senin tenin,senin gülüşün,besliyor beni.
Tohumdum,filizleniyorum,koca bir ağaca döneceğim biliyorum.Dallarım seni taşıyacak yeşil yeşil,köklerim seni saracak ta derinlere kadar.Hiçbir yıldız kaymayacak artık,ay karanlığa dönüşmeyecek,yağmurlar üşütmeyecek.
 Gözlerin dedim de,içim titredi. Bazen çocuk olan bazen baştan çıkaran o bakışlarına,alev dudakların eşlik ediyor.
Sevdan beni benden aldıkça alıyor,yoldan çıkıyorum.
Gönüllüyüm korkma. Nereye istersen gelirim seninle , hangi iklimi seçersen orada olurum. Sensiz zamanlarım vardı ya benim,bir daha olmayacak. Söz verdim kendime,bu hayat
sensiz yaşanmayacak.Yazılar,şiirler sana yazılacak,şarkılar sana söylenecek,kadehler sana kalkacak.Senin olmadığın yerde,bu yürek bir an bile kalmayacak.
Bak,herkes aşkı arıyor görüyor musun ?
BİZ BULDUK ,
ŞANSLIYIZ.
Ya hiç görmeseydim seni,ya hiç tanımasaydım ?
Şimdi yine uyanmak istemediğim uykularda , olmaması gereken sabahlarda,bin parçaya bölünmüş umutlarda ve hep yalnızlıkta olacaktım.Seni sevmeseydim,kendimi de
sevmeyecektim. Bana yeniden sevdirdin kendimi,yeniden barıştım yüreğimle. Yaraları kapadım,dindi kanayan acılarım. Bir tek sensizlikten korkuyorum.Korkmak da
neymiş,ödüm kopuyor.Mutluluğa çabuk alışıyor insan.Ben senin verdiğin mutluluktan , senden,aşkından ayrı kalmak
İSTEMİYORUM .
Ah yar , seni anlatabileceğimden ÇOK DAHA FAZLA SEVİYORUM..










"Kal" deseydin kalırdım, demedin oysa... Kuru bir "bitmesinden" başka hiçbir şey demedin. Öylu kuru, öyle soğuk, öyle uzaktı ki ondaki anlam! ßu kadar kolay mıydı herşey? ßu kadar yakın mıydık uçuruma? Savunmayacak mıydık sevgimizi? "Kal" diye haykırmayacak mıydın ardımdan? Düşündüğüm bu değildi. Hayal ettiklerim, beklediklerim başkaydı senden...

 Mücadele beklemiştim oysaki yelkensiz olan gemimizi kıyıya ulaştırırız sanmıştım... Oysa o'nu denizin ortasında savunmasız bırakmama göz yumdun... ßu kadar yıpratıcı olamazsın... Oysa bir anlam olmalıydı yaşadıklarımızda! Paylaşılan duyguların bir anlamı olmalıydı. Yüreğimdeki martıların bir anlamı olmalıydı. ßeynimizdeki melodilerin, aramızdaki çekimin, geçen akşamki sohbetin bir anlamı olmalıydı. Duygularımızın bir anlamı olmalıydı.

 Yüreğimdeki tüm MARTILARDI uçurdun şimdi. Hangi yöne gittiler bilmiyorum, geri dönerler mi bilmiyorum. Dünya boşaldı mı ne! Neden bu kadar sessizleşti birden yaşam? Neden artık parlamıyor yakamozlar? Neden artık gözlerimde rüzgar esmiyor? Her şey seninle mikaldı yoksa...

 Mantığım, mantığımı bana bırak lütfen, ona ihtiyacım var. ßazı şeyleri anlamak için ona ihtiyacım var! Evet! ßen istedim ayrılığı, çıkmaz yollara yönelen bendim, kucağında bir yığın noktayla karşına çıkan bendim... Kahretsin! ßunu neden yaptığımı bilmiyorum ve senin buna nasıl göz yumduğunu... Tıpkı, balkondaki akasyaları sularken, fazla sudan dolayı sararcaklarını bilmediğim gibi... Su onun için hayat olmadı oysa... ve... Sen de benim tutunacak dalım!

 ßazı şeyler vardı aramızda biliyorsun, olmaması gereken ve daima varolan. Farklı uçlardaydık seninle, farklı mevsimleri seviyorduk farklı zamanlarda... Sen büyük fırtınalara vardın, bende lodostan bile ürküyordum. Oysa başardığımız şeyler vardı herşeye rağmen, daha doğrusu öyle sanıyordum. ßinlerce yıldız arasında, ayın güzelliğini gösterebilmekti amacım... Yıldızları söndürmekti... Sorunları yok etmekti... "BİTTİ"deyişim öylesine birşeydi, öylesine sıradan, şakacıktan... "HAYIR" demeliydin!

 Hatta kıyametler koparmalıydın yüreğimde, hendekler açmalıydın yollarıma gidemeyeyim diye. Sahip çıkmalıydın gözlerimdeki ay'a sevgimiz diye... ßeni yolumdan alıkoymalıydın. "Kal" demeliydin. Defalarda "Kal" demeliydin. Oysa demedin. ßelki de senin çiçeklerin çoktan solmuştu ve ben akasyaları kışın yaşatmakla hata etmişim. ßelki böylesi daha iyi oldu. "Kal" deseydin kalırdım. Hem de seve seve kalırdım. Martılarla kalırdım, yakamozlarla kalırdım. Demedin oysa! ßilir misin kaç çığlık olup yıkıldı yüreğim giderken. ßilir misin nasıl bir cana hasretti yüreğim, yolumdan döndürecek. ßilir misin nasıl zor oldu ardıma bakmadan çekip gitmek...

 "Kal" deseydin kalacaktım... Demedin Oysa.. Demedin!




İşte Yine Susuyorum...

 

 Ne keyifle okuduğum şiirler ezberimde, ne de bağıra çağıra söylediğim şarkıların sözleri. Dalgın gözlerle yürüdüğüm caddelerde kayboluyorum.

 Sonsuz bir inatla sarıldığım radyodan gelen o harika melodilerin de tadı yok? Peki ya o yağmurda iliklerime kadar ıslanmalarımı kim çaldı benden? Bilmiyorum!

 Susuyorum artık... Sustukça susuyorum. Sustukça, üzerime gelen insanlardan kurtarmak için ruhumu, suskunluğuma sarılıyorum. Ama yine de saplanıyor yüreğime bazı kelimeler. Bazıları da acıtıyor üstelik…

 Sessiz geceler benim için sığınılan bir liman sanki. Kendimi bulup bulup kaybettiğim karanlıkta, şöyle bir uğradığım kelime hazinem de bir anlam ifade etmiyor. Düşünüyorum da bu güne kadar hep; gibi yazmışım, gibi okumuşum, gibi söylemişim ve en önemlisi; gibi sevmişim...

 Elbette hiçbir şey, ben ol deyince olmaz. Bunu biliyorum ama zaman da geçiyor hızla. Tükenmez sandığım bütün sözler bitiyor ve ben de yavaş yavaş tükeniyorum... Onca yıldan sonra; hayata dair ne kaldı ki elimde? Kocaman bir hiç! Öyleyse neden bunca çaba, neye bunca isyan?

 Öyle anlamsız ki yaşadığım hayat. Her şey az sonra gerçekleşecekmiş gibi duruyor, elimi uzatıyorum tutmak için, kayboluyor. Benim dışımda kopuyor bütün kıyametler ve ben kendime uyan bir kıyamet beğenmiyorum…

 Kalbime bir kurşun sıkacak gönüllü katilimi arıyorum ya da yüreğime su serpecek elin sahibini... Toprağa ateşi düşürecek, denizi yakamozlarla süsleyecek sesin sahibini… Artık basit şeyler bekliyorum yaşamdan. Örneğin, kimselerin bilmediği sırlarım olmalı ölürken... Kimselerin gitmediği sokaklarım olmalı... İçimi
kanatan özlemlerle yaşlanıp, sonra da sessizce gitmeliyim bu dünyadan.

 İşte yine susuyorum; siyah bir geceye dönüyor her anım ve okuduğum her şiir kanatıyor yaralarımı. İçimdeki çocuk ölüyor... Yalancı gülümseyişlerle beni ciddiyete çağıran insanları da önemsemiyorum. Elimden kayıp gidenlerden korkmadığımı bilmiyor ki hiç biri…






   O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu...
   İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı...
   Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı...
   Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan...
   Bir parçasına dün dedi,
diğer parçasına bugün,öteki parçasına da yarın...
   Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu... dünü düşünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı... farkında olmadan rezil etti bu gününü...
   Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu... bir türlü beceremedi... bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı... bu günü eline yüzüne bulaştırdı… mutsuz oldu insan... ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı; ama bugünü hiç yaşayamadı...
   Ne yarın ne de dün..!


  



















Ellerim sıcaklığını kaybetmedi hala..
Gittiğinden haberleri yok çünkü..
Hissedişlerin hissizleştiği günler barınıyor wücudumda,,yanısıra tenim buz gibi bırakıp gittiğin yerde hala..
Ellerimin aksine buz misali korkuyla..
Rüzgarlara teslim ediyorum sahipsiz bakışlarımı..
Ellerimi korumaya çalışarak ondan..
Elinin elimi tutuşuyla yürüyorum karanlıklara acımasız rüyalarımda..
Savunmasız duyguların ihaneti diyorum gözlerimden akan kanlar..
İhanetin rengi pencereme vuran kırmızı damlalar..
We sana adanmış bir dua dudağımdaki kırmızılar..
Sana sesleniyorm korkarak..
Kırmızı bakıyorsun..
Aşk diyorum içimden..
Duymuyorsun..
Kalbim mealini yapmaya çalışıyor..
Anlamıyorsun..
Hissedişlerin hissizleştiği yerde başrolde dikiliyorsun..
Gitmek diyorsun dışından..
Duymuyorum..
Dudakların mealini yapmaya çalışıyor..
Anlamıyorum..
Hissedişlerin hissizleştiği yerde ben uyuyorum..
Sana uyuyorum..
Gidişine uyuyorum..
Sabahın kürtaj saatlerinde uyanıp etrafıma bakıyorum..
Satırlarca adını kusuyorum..
Geceleri sen olarak uyuyup sabahlarda ben olarak kalkıyorum
Ve sabahın kürtaj saatlerinden "mutluluk" kadar nefret ediyorum . . .



       



Oradan bakınca ne görebiliyorsun Bende ?
İçimi? 
 Dışımı? 
  Karakterimi? 
   Kişiliğimi?
     Düşüncelerimi?
Hislerimi?
 Sevgimi?
  Nefretimi?
   Değerimi?
    Değerini?
Kendini?
 Başkasını?
  Diğerini?
   Şeklimi?
    Şemalimi?
     Rengimi?
Tenimi?
 Hayalimi?
  Alışkanlığımı?
   Aşk?

Görmediğin hiçbirşeyin peşine düşme, uzak dur benden.. !

Tarih: 11:10, 4/10/2009 Kategori: AsK
Yorum (4) | Yorum yaz | Bağlantı

ALDATAN ALDANANDIR...

AşK ÖLMeK DeMeKTiR
aşk acıdır.



aşk karın doyurur..



aşk uzaktan herşeye göz atmaktır..



bazen çocukça yaşanır ve aşkların en masumudur o..



gözlerin yalan söylemediği zamandır..



bazen kilitlidir açılmayı bekler..



bazen erişilmezdir..



bazen platoniktir..



bazen o sevginin ağırlığını hissetmektir..



kaybettiğinde çığlıkların duyulmaz bazen..

aŞkIn aDı AlDaTmA OlAmAz..

unut beni ,, unuttuğum gibi seni ,,
unut ki beni ,, yanındakini aLdatma ..
giden kaybedendir ,, gittin kaybettin ..
bir şehir yakınıma biLe yakLaşma !!
 


 
Ve ihanet...
İnsanı en zayıf noktasından yakalayıp tüm sevdiklerine ve değerlerine karşı bir kıyımın açık ifadesi.

Ve ihanet, gözünü karartıp, yok sayarak hiçbir şeyi, hiçbir şey uğruna yıkmaktır kurulmuş düzeni.

 Yıkmaktır kutsal sayılan duvarları ve "HOŞ" görünen denizde kulaç atmaktır belki de.

Ve ihanet  en güzel anları, lağım suyuna dökmektir. Şarkıları bir başka dille dinleyip kurutmaktır şeb-i deryayı.

    Ve sevdiğim, herkese ihanet edebilirsin, her şeye ihanet edebilirsin, her şeyi yok sayıp başka dünyaların yalan güzelliklerine kanıp gözüne yeni güneşlerde bulabilirsin.

Bütün ihanet değerlerin bunu kabullenebilir,tüm herkes öyle kabullenip seni öyle yaşayabilirsin.
De kendine ihaneti kim affedecek.Kendine ihanet etmişsin sen sevgili, bunu ben affetsem ne olur ki,sen kendini affedebilecek misin?

Başını yastığa koyduğunda sevgili, bir bacak arası mutluluk mudur aradığın renkli hayallerde, bir değerler yokluğumudur.

    Seni, sen affet sevgili, başkasının affı ihaneti temizlemez...






                                                     




Severken Güvensizlik... 

 Sevdiğin kadar yaşarsın bu hayatta.Hayata sadece sevdiğin zamanlarda dokunursun.Toplu iğne bile batınca  farklı acıtır sen severken.Severken insan yaşamaktan başka bi tat alır.Sevmediğin zamanlarda sadece nefes alırsın.Sanki emanet bedenini seveceğin zamana taşımak ister gibi zaman öldürürsün.Günler geçsin istersin,ama günler neden geçer bilemezssin.Sevmek hayatı anlamlı kılar..Sevmek zordur diken gibi, herkes sevilmez. Sevgi bir kapıyı çalmak için yanında iki kardeşini, saygıyı ve güveni görmek ister. Üçünün arkasında ise sevişmek vardır. Sevişmek hepsini birden iteler arkadan kapıya doğru. 4'ü birden bir araya gelince işte orda aşk olur. Aşk kapıyı çalmaz, kapıya yüklenir açmak için. Aşk o kadar nadir uğrarki, aşk kapıyı çalınca, dondurmaya bakan yaramaz çocuklar gibi yelkenlerini suya indirirsin. Genelde aşkı görünce yüklenmeyi beklemez kapı kendiliğinden açılır. Olaki kapı açılmazsa bir süre bu 4 birader bekleşir kapı eşiğinde. Hatta sahiplenir başkasını da sokmamaya çalışır.

Saygı ve güvensiz sevgi olamaz, onlarsız sadece ihtiyaçlarını giderirsin. Saygı olmadan sevilebilir ama ona aşk denmez. Öyle bir kardeşi vardırki sevginin o olmadan sevgi kapının yanından bile geçmez. O ortadan bir an bile kaybolsa ordan uzaklaşmak ister, kaçacak delik arar. Sevginin bu vazgeçilmez kardeşi güvendir. Sevmek için güvenmen gerekir. Güven suyudur, mineralidir sevginin. Sevginin büyümesi, dallarının uzaması, çiçeklerinin güzelleşmesi için güven olmazsa olmaz koşuldur. Aslında insan kendi rahatı için güvenir. Her zaman onla ve yanında olamazsın. Yaşama devam edebilmen için güvenmen gerekir.
 Bazen sevgi, bazen güven önden gider. Sevginin önde gittiği zamanlarda, güvenebilmek için bahaneler uydurursun. Ufacık emarelerden bir dolu sonuç çıkarırsın. Güveni en olmadık yerlerde ve en olmadık zamanlarda hissedersin karşındakine.

Güvensizlik prangalar gibi ayaklarına asılır, engeller seni. İstesen de sevemezsin güven olmadan. İlişki 4 ayaklı masadır. Bu ayaklar sevgi, saygı, güven ve sevişmektir. Güven bacağı olmadan bu 4 ayaklı masa, yavaş yavaş ve acıyla çürür. Oysa diğer 3 ayakdan biri olmadan da masa ayakta durur. Hatta bir çok ilişkide, özellikle eski olanlarında genelde bu 3 ayaktan biri eksiktir.

 Güven sadece 1 kez kaybedilir. 2. şansı hiçbir zaman vermez insana. Sonrasında güven duymayan hep acabalar içinde kalır. Her an nerede olduğunu ne yaptığını bilmek istersin güvenini yitirirsen. Sürekli yanında olmasını, ya da bir şey aklına gelince hemen sesini duymak istersin. Sanki yanında olunca ve sana bakarken sana ait olacak. En kötüsü ise ona ulaşmaya çalışırken ona ulaşamamaktır. İşte o zaman tüm zemberekler atar ve her türlü kötü ihtimal insanın aklına gelir. Onun yanına koşarak, uçarak gitmemek için kendini zor tutarsın. Gitsen ve herşeyin normal olduğunu görünce dahi güvenin artmaz. Bir sonraki kriz anını beklersin, artık zincir kopmuş güven kaybedilmiştir. Bir açığını yakalayana kadar rahat etmezsin. Bu kadar hayalini kurup hayatı zehir ettikten sonra eninde sonunda o açık yakalanır. Açık küçük olsa dahi haklı çıkabilmek için küçücük olay dramatize edilip büyütülür. "Ben demiştim" der güvenmeyen. Kişi kendi hazırladığı çukura düştüğünü ve o kadar zamanı başta kendine olmak üzere etrafındaki birçok kişiye nasıl zehir ettiğini çok sonraları anlayacaktır. En kötüsü severken ve ayrılamazken güveni kaybetmektir.

 Hangisi daha kötü, güvenip sonradan nasıl çirkin bir oyun içinde olduğunun farkına varmak mı, yoksa güvenmeyip hayatı kendine zehir etmek mi. Sanırım ikincisi daha kötü. İlkinin acısı sadece bir kere ve sonunda.

Bu benim kaderim olsa gerek. Sevdiklerime bana yalan söyleyecekleri konusunda hep güvenmişimdir. Sağolsunlar beni hiç yalancı çıkarmadılar. Sanırım ben hazırlandığımı yaşıyorum






                                           
 Ağlarken mi gitmiştin sen ? Gözyaşlarıma aldırmadan mı ? Dün canım (!) derken bugün yüzüme bile bakmadan mı ?

[Ellerin tenimdeydi seni en son hatırladığım yerde,,yüzünde herkesten kıskandığım gülüşün..Kokun koynuma girmişti en masum düşlerimin eşliğinde..
Ellerin tenimdeydi seni en son gülerken gördüğüm yerde,,dudaklarında;duyduğumda içimi üreperten sözlerinle beraber..Duyduğumda diyarlardan diyarlara meleklerin kanatlarını ödünç alıp uçtuğum saniyeler..
Sahi ne oldu o günden sonra ? Ne zaman döndü baharlar kışlara ? Ne zaman kalbin nasır tuttu bana karşı,,hangi hatamda ?
İçimi ürperten sözlerin olmayacak mı artık ? Ya koynuma aldığım masun kokun ? Ya dudaklarından içtiğim kırmızı şarabım ?
Sahi olmayacak mı artık bunlar ? Yeterli değil mi gitmemen için gözlerimden akıttığım yaşlar ?
"Elin her tenime değişinde biraz daha senin oluyorum" diyen sözler geliyor şimdi aklıma,,"Benim ol yalnızca benim" diyen sözler..
Elindeyim işte şimdi;tam istediğin gibi,,al götür beni buralardan ayazlara yakalanmadan duygularım,,gecem gündüzüm hala seni tanırken..Hayatımın her milimetrekaresine hala ruhun hükmediyorken..Al götür beni işte sakla tüm hakkımı mabedinin en derin yerinde,,adım olsun adın,,adın olsun adım en son bedenime dokunduğun yerde..Al benide götür gözyaşlarımla ardından ağlarken nereye gittiğini bilmediğim yere..Elimin kolumun seni sarmasına izin vermezken,,ruhumla sarılmama izin ver bari ama al götür beni canının en içinin içine..Bırakma duygusuz karanlıklarda küçük kalbimi,,bırakma beni ellerimin her milimetrekaresine dokunmak için bana yalvaran adamların yanına..]


    Image Hosted by ImageShack.us

Tarih: 11:00, 4/10/2009 Kategori: AsK
Yorum (8) | Yorum yaz | Bağlantı

KaYbEtTiN..

 

          

 

 

Her gidişinle ayrı anlam yüklüyorum, yapma tanrı aşkına! Ya hep kal
benimle söz etme gidişlerden, ya da silinsin ismin de cismin de....
Oynama benimle, dengemi bozuyorsun.
Aşkı yaşayacak yürek bırakmıyorsun insanda, böyle değildin sen .... Ne oldu sana?

Bittiyse heyecanın bileyim bende.."Seni çok seviyorum" diye başlayan ve
"Ama.........." ile devam eden cümleleri duymaktan bıktım. Seviyorsan
seviyorsundur, aması olmaz bu işin.
Üstelik bir cümlede "Ama ..." varsa bir önceki yargının hiçbir hükmü
yoktur artık. "Seni çok seviyorum ama, birlikte olmamız
imkansız...." İmkansız diyebiliyorsan eğer sevmiyorsun demektir. Bahanelerin
arkasına sığınma...

İnsanların hayatına sorgusuz sualsiz girip, darmadağın eden, sonra da
Hiç birşey söylemeden gitmeye çalışanlardan nefret ediyorum. Böyle
misin sende? Gerçekten gitmek mi istiyorsun? Yürekli ol biraz, haydi konuş.
Söyle gitmek istediğini. İki çift sözü hak etmedi mi bu aşk?
Yaşanılan bunca şeye hiç mi saygın yok?

Ah ben niye yanılıyorum hep? Niye tam "İşte bu!" dediklerim
Sömürüyor aşkımı? Biraz daha mı katı olmalıyım? Biraz daha mı kapalı
tutmalıyım kapılarımı? Bazen bu dünyadan olmadığımı düşünüyorum.
Bana ait kişiliklere bürünüp bir plan dahilinde hareket edemiyorum. Bu devrin
adamı değilim. İnsanız biliyorum,hepimizin zaafları var, hepimiz
egolarımıza boyun eğebiliyoruz. İyi de hep benimi bulacak bunlar?

Hiçbir kaygıya yer vermeden, hiçbir hesabı düşünmeden açsaydın bana
yüreğini işte o zaman görürdün bir aşkın nasıl efsaneye
dönüşebileceğini .. Sen gözlerini kapıyorsun, bir sen varsın, başka
hiç kimseye bakmıyorsun. Her şey senin çevrende şekillenmeli, her şey
sana göre düzenlenmeli.. Beceremiyorum kusura bakma...

Aşk, tam teslimiyet ister. Kendini aşkın kollarına ya bırakırsın ya da
bırakmazsın. "Bir yanım dışarıda kalsın" dediğin noktada aşkı
boğarsın. Yok edersin o güzelim duyguyu. Bu yüzden hep cesurların
işidir Aşk.Kaçışları, yalanları, aptalca oyunları kabul etmez. Aşk; saf duru
insanları sever. Kafasında bin bir tilki dönenler aşkı yaşayamaz.
Arınmalısın. En saf, en duru haline dönmelisin ki yaşabilesin aşkı.
 




kAnDıRaRaK..aLdAtArAk İnSaNı. 

UçUrUmA AtMaNıN aDı DeĞiLdİr AşK..

 

 

 

  

        
Sonunda öğrendim...En sonunda öğrendim galiba.Ya da kafama vura vura zorla öğrettiler...
Neyi mi ?
Aklımı kullanmayı.
İyice tanımadan hiç bir insana bağlanmamayı...
Beni takmayanı takmamayı...
Verdiğim değeri haketmeyen insanları silmeyi...
Arkama dönüp bakmamayı.
İnsanları değistiremeyeceğimi (özellikle yalancıları).
İnsanların dolduruşuna gelmemeyi...
Çamura taş atmamayı (mutlaka üstünüze sıçrar)..
Hiç kimse için kendime saygımı yitirecek bir şey yapmamayı...
Gözyaşlarımın değerini bilmeyi ve onları değmeyecek şeyler için harcamamayı...
Bir çift tatlı söze kanmamayı...
Ben izin vermeden kimsenin beni üzemeyeceğini...
Kendimin her şeyden önemli olduğunu ÖĞRENDİM!
Seni kaybettim ama en önemlisi , kendimi yeniden kazandım..........
Hayatın en hüzünlü anı, deli gibi sevdiğin insanın buna hiç değmediğini gördüğün andır..
Ve en büyük kaybın onun için harcadığın zamandır. Senin aşkını şu gun hak etmeyen,Bil ki 10 sene sonra yine hak etmeyecektir.




  

   Sana hiçbir şey söylemek istemiyorum. Bütün sözcükler yetersiz.. Hiçbir şey yazmak istemiyorum. Engin denizlerde kulaç attığım, üstüme gökkuşağını kuşandığım bu aşk yalanmış. Şimdi karanlık sularda boğuluyorum. Gökyüzü kurşun gibi ağır. Ne yana dönsem yalan. Gülüşler yalan, vaatler yalan..İnsanlar yalan. Ben seni mi sevdim..Senin gözlerinle mi baktım dünyaya.. senin ellerinle mi çiçek derledim..

sevinçti, aşktı göğsüme bastım. Kocaman bir yalanı seninle mi yaşadım? Gözlerine baktığım zaman cennet bahçesine geçerdim.. Bir aldatmacaymış, kötü bir rüya..  Kötülüğün bile bir yüzü vardır, bir görünüşü.. ama en beteri buymuş.. bu aldatmaca. Bir masal olsaydın razıydım, bir şiir olsaydın, alır saklardım.Güzel bir yüz kalırdı senden geriye, hoş bir anı.. kimsenin dokunamıyacağı bir tarih. Ama hiçbir şey kalmadı.. Bir yokluğu varsaymışım. Bir HİÇ’e sarılmışım. Çölde serap bile değilsin. Serabın gizli ışığı vardır. Sen ışığı yutan karanlık.. bir kör kuyu.. Ben kör kuyularda kaynak suyu aramışım. Nasıl olsa biterdi bu aşk. Ama unutulmaz bir hatıra, gençliğin en güzel anısı olarak kalsaydı.. Sen hiçbir şeyin değerini bilmedin. Kökün çürük, yaprağın kül, meyvan zehirmiş. Ben seni aşkın yerine koymuş aldanmışım. Kabahat sende değil, ben insan tanımamışım. Sana karşı öfke duymuyorum, kırgın değilim, kızgın değilim.. Çünkü sen zaten yokmuşsun. Asıl kızılacak kişi benim.. Küçücük bir toz tanesini bir mücevher sanmışım. Senin ihanetin bana koymadı..Beni kahreden, beni yokeden, beni bin pişman eden tek şey.. bir aşk yaratmış tek başına yaşamışım. Sen zaten yokmuşsun ki.. senin neyine yanayım?







EyLüLüM..AsYaM..

 

 

 

 

           Biliyorum ya saçma gelecek söylediklerim,yada işine gelmeyecek,ama şundan eminim birinden girecek kulağının,diğerinden çıkıp gidecek.. Bu yüzden sana anlatacak hiçbir şeyim yok...Ben orta yere atıyorum kelimeleri;sahiplenmek gibi bir zorunluluğun yok.Sen yakılmış fotoğraflarımdan arta kalanlardan var olmuştun..
Bir daha yakmamak dileğiyle kaydetmiştim,çivilemiştim gözlerini beynimin duvarına,ama benim bütün dileklerim hep yetim kalmıştır,Sen türünün tek örneği olan;yeryüzünün en güzel çiçeğiydin,bu yüzden seni bulduğumda yeni bir tür keşfetmiş gibi hissettim kendimi,ve bu durum;ciddiye alınmış,yanağına öpücük kondurulurmuş bir çocuk kadar çok mutlu etti beni.... Akla zarar gözlerinin gördüğü gibi.Sen kendimi inkar edişimdin,sen en sevdiğim çizgi filmdin,babamın akşam eve dönüş saatiydin,Dişlerimin çürümesinden korktuğum için;doyasıya yiyemediğim,fıstıklı çikolatam,çilekli sakızımdın.Ama anlamazsın dedim ya...anlayamazsın...sen sadece infaz edersin,yargılayamazsın..

 

  

Her sabah uyanıyorum...
Seni düşünmeyeceğim bugün diyorum... Bana acıveriyor...
Yaşadıklarımız ve yaşayamadıklarımız...
Biliyorum sen hep beni suçluyorsun... Yada suçlamıştın...
Artık hiç düşünmüyorsun beni.. Sorgulamıyorsun da...
Çok güçlüsün çünkü..
Bunada hayranım aslında...
Benim beceremediğim bişey bu...
Sen gibi kolay kenara atamıyorum duygularımı ve geçmişimi.
Sadece atmış gibi davranıyorum..
Yaralarım sanki kabuk bağlamış gibi... Ama biri bir dokunsa...
O yara hala açık...
Bilecekler... görecekler... ve ben korkuyorum...
En çok senden...
Senin benim seni hala sevdiğimi bilmenden...
Bu sevgi mi acaba diye kaç kez sorguladım..
Bitsin isterken şimdi neden bu acı...
Anlam veremiyorum...
S
orgudan uzaklaşıyorum...
Düşünmemeye çalışıyorum...
Ama çalan bir şarkıda...
Okuduğum bir şiirde...
Bir yazıda..
Sen geliyorsun aklıma...
Bana yazmış olsa diyorum...
Sonra gülüyorum  ve nerde diyorum onda bu kadar duygusallık...
Aslında en doğrusu ayrılıktı bize dair...
Bunu hep söylüyorum kendime...
A
yakta duruyorsam hala...
Sevginden yıkılmamışsam...
Tek sebebi bu doğruya olan inancım işte... Olmayacak bir sevdaydı bu...
Sevdamıydı? kafam karıştı gene..
Neden yapıyorum bunu kendime...
Susmalıyım...
Düşünmemeliyim...
Hatırlamamalıyım...
Ağlamamalıyım..
Gülüp geçmeliyim..
Zamana  bırakmalıyım...
Unutmalıyım...
Nasıl olacaksa?.
    SEVERKEN SENİ...



                                                                             




                                                     

 


 
Yeni bir hayata başlıyorum artık.
Çektiğim acıya yenildim.
Direnicek,sabredicek gücüm kalmadı.
Aşkımız için verdiğim savaştsa yalnız bıraktın beni hep,tek başıma uğraştım.
Ama artık pes ediyor ve gidiyorum..
Unuturum sanma !
Her zaman,ömrümün sonuna kadar aklımda ve kalbimde olacaksın.
Tek sahibisin onun.
Hiç anlamadın beni yada anlamaya çalışmadın..
Ben,senin için her zorluğa göğüs germiş, herşeyi göze almışken,en ufak sorunda kaçtın,yalnız bıraktın beni.
Olanları umursamamana dayanamadım.
Senin için,aşkım için,hayal ettiğim gelecek için milyonlarca gözyaşı döktüm görmedin..
Her defasında kalbimi bin parçaya böldün.
Sensiz geçirdiğim o upuzun gecelerde yaşlandı kalbim.
Taşıyamıyor artık.
Senden gelen acılarla bedenim pes etti,aklım vazgeçti.
Seni tüm benliğimle delice istesem de senden vazgeçiyorum…
Başaramadık mutlu olmayı,birbirimize ağır geldik.
Taşıyamadın beni.
Sevgimin altında ezildin.
Bundan sonra ne olur bilmiyorum.
Hayatımı sana adamış,her şeyimle sen olmuşken sensizlikle nasıl başa çıkarım bilmiyorum ama gidiyorum…..
Canım çok yanacak.
Sensizlik,yalnızlık yok edicek beni ama gidiyor ve senden vazgeçiyorum….
İçimde ne olduğunu bilmediğim bir umudum var hala.
Belki yenildik ama bakarsın kaldığı yerden savaşa devam eder aşkımız..
Bu umudu yanıma alıp sensizliğim,yalnızlığım ve anılarımla gidiyorum ….Hayalin gözlerimin önünde,sensiz geçecek olan her gün,her gece ölmek üzere senden vazgeçiyorum………
Elveda Aşkım  GİDİYORUM...
  

 

 

Sadece "SeN" Gerisi Vesaire...

Bugün günlerden SEN..
Uyanır uyanmaz derin bir SEN çektim içime kendime geldim..
Saat SEN'i onbeş geçiyor..
Gülümsedim..
Yüzümü yıkamak için lavaboya gittim..
Aynaya baktığımda gördüğüm SEN,
Musluğu açtım SEN akıyordun...
yüzümü yıkadım..
SEN kadar yumuşak havlumla sildim yüzümü..
Usul usul salona geçtim radyonun SEN düğmesine dokundum..
SEN söylüyordu türküler..
Gülümsedim..
Türküyü dinlerken mutfağa yürüdüm..
Demliği ateşe bıraktığım anda kapı zili SEN diye çalmaya başladı..
Kapıyı açtığımda,kapıcının kapıya bir gazete,bir tane ekmek bıraktığını gördüm..
Kapıyı kapadıktan sonra girdim içeri..
Gazeteyi masaya bıraktım..
Ekmek taze taze SEN kokuyordu..
Gülümsedim..
Her zaman ki gibi iki kişilik hazırladım kahvaltı servisini..
Kendim ve SEN için..
Oturduk beraber kahvaltıya..
Bir yudum çay içtim bardağımdan tadı biraz buruk geldi,
Biraz daha SEN koydum bardağa,karıştırdım..
Şimdi çayımın tadı aynı SEN gibi..
Gülümsedim..
Gazeteyi aldım elime ilk sayfasında yine SEN..
Kahvaltı masasını beraber topladıktan sonra,pencereye doğru yürüdüm,perdeyi araladım..
Gökyüzünden şakır şakır SEN yağıyordun..
Gülümsedim..
Dışarıda havanın soğuk olduğunu tahmin ettiğim için üşümemek için SEN giyindim üzerime..
Isındım..
Gülümsedim..
Sokak kapısını araladım..
Satıcılar var güçleriyle SEN,SEN diye bağırıyordu..
Gülümsedim..
Yürüdüğüm caddenin mağazalarının vitrinlerinde SEN varsın..
Gelip geçen tüm insanların yüzlerinde SEN..
Biliyormusun otomobillerin kornaları bile SEN çalıyor..
Gülümsedim..
Köşe başına doğru yürüdüm..
Her zaman ki gibi orda duran çiçekçi kadın;sepetinden bir SEN çıkarıp uzattı..
Aldım kokladım SEN gibi kokuyordu..
Gülümsedim..
Önünden geçtiğim sinema salonun afişlerinde SEN vardın..
Uzun uzun bakındım..
Gülümsedim
Yürümeye devam ediyorum..
Karşıdan mahallemizin çocukları geliyor..
Durdurdum onları..
Şakalaştık biraz,kahkalarında sıcacık SEN vardın..
Gülümsedim..
Bazen tanıdıklar soruyorlar..
Neden hep gülümsüyorsun diye..
Gülümsüyorum..
Bilmiyorlar..
Bilseler sormazlardı..
Gördüğüm her şeyde SEN,
Duyduğum her ses SEN..
Kokladığım tüm herşeyde SEN varsın..
SEN'in olduğun yerde gülümsememek olurmu..
SEN'le dolu yeni bir güne doğru yürüyorum..
Dedim ya;
Herşeyde SEN varsın..
Sadece SEN..
Birazda BEN..
Ama SEN yoksun..

 












Seninleyken sensizliği yaşatma bana. Biraz senli ama daha çok benli günlere mecbur etme beni. Ya bir an bile gitmeyecekmiş gibi yanımda ol, yada bir daha hiç dönmeyecek gibi uzağımda dur sevgili…
Ya siyah gibi karanlık ol, yada beyaz kadar aydınlık. Benim yüreğimde ortalarda gezinmek yok. Siyahıma beyaz çalma, beyazıma gölge düşürme sevgili. Gece olunca sensizliği yaşarken ay ışığı senmişsin gibi vurmasın yüzüme. Sensiz uyandığım her sabahın ilk ışığı seni müjdelemesin eğer bana gelmeyeceksen…
Seninleyken sensizliği yaşatma bana. Biraz senli ama daha çok benli günlere mecbur etme beni. Ya bir an bile gitmeyecekmiş gibi yanımda ol, yada bir daha hiç dönmeyecek gibi uzağımda dur sevgili…
Ya duyguların buz tutsun, yada güneş olup içimi ısıtsın. Benim yüreğimde ortalarda gezinmek yok. Kara kışıma güneş vurma, baharıma güz yaşatma sevgili. Penceremden bakarken rüzgar senmişsin gibi sarmasın beni. Sensiz yürüdüğüm yollarda her bir yağmur damlası seni müjdelemesin eğer bana gelmeyeceksen…
Seninleyken sensizliği yaşatma bana. Biraz senli ama daha çok benli günlere mecbur etme beni. Ya bir an bile gitmeyecekmiş gibi yanımda ol, yada bir daha hiç dönmeyecek gibi uzağımda dur sevgili…
Ya ağız dolusu gülüşüm ol, yada bir avuç gözyaşım. Benim yüreğimde ortalarda gezinmek yok. Tebessümlerime gözyaşı olup damlama, gözyaşlarıma gülüp geçme sevgili. Her güldüğümde sebebi senmişsin gibi gelme aklıma. Ağlayan gözlerimden akan her damla yaş seni müjdelemesin eğer bana gelmeyeceksen…”

Bu satırlarla doğdun az önce geceme. Seninleyken sensiz olduğum, sensizken seni yaşadığım zamanları düşündüm bir an. Ne zaman yanımdan ayrılsan ardından firar ederdi ruhum. Def etmeyi başaramazdım üstüme çöreklenen sensizlik duygusunu. Oysa bilirdim, uzağımda dursan da hiçbir yere gitmezdin. Aldığın her nefesi benimle solur, değil saat, ayrı geçen her dakikayı benimle yaşardın.
Bense gecelere bölerdim seni, sensizlikle çarpar, üstüne yalnızlığımı ekleyip kendimden çıkartırdım. Sonuç hiçbir zaman değişmezdi, her seferinde elimde kalan yine sen olurdun. Aşkın en özel ismiydin sen, büyük harflerle yüreğime yazılan. Bu yüzden kıramaz, istesem de silip atamazdım seni.
En şiddetli tartışmalarımızda bile geriye dönüş ihtimalini hep muhafaza ederdik. Ne sen kapıyı çarpıp giderdin ne de ben ardından kilit vururdum dönüş yollarına. Çünkü ayrı kalamazdık bilirdik, söküp atamazdık içimizden birbirimizi. Tanırdık duygularımızı ve inanırdık aşkın ölmezliğine delice. Noktası konamayan, her patlamada yeni bir virgül eklenen ve daha yıllarca sürecek bir aşk hikayesiydi bizim yaşadığımız.
Beni senden, seni benden daha çok sevecek kimse yoktu bilirdik. Sevdik birbirimizi hem de deli gibi, ölesiye sevdik.
Bu defa sözcükler mi çok az yoksa sen mi fazlasın bilmiyorum ama olmuyor işte. Seni anlatamıyorum ama yaşıyorum pervasızca.
Bu sana yazdığım, gönderilmemiş üçüncü mektubum. Seni, bizi, deli dolu sevgimizi anlatan daha onlarcası sözüm olsun. Yanında en huzurlu zamanları yaşadığım, güvendiğim ve gönül verdiğim adam, seni herkesten daha çok sevdim biliyorsun…







                                                            



                                                       




^^N.e.F.r.E.t.İ.m.S.i.N^^

..OySaKi?..N.e.F.e.S.i.M.d.İ.n !!!!




Yüzün güneşe bakardı, günebakanlar kıskanırdı..Zaten sen bakmasan güneş parlamazdı..

Ben senin yüzüne hayranlıkla bakarken, gözlerin bir sevdayı anlatırdı..

Ben o sevdanın tutkunuydum ve bir sevda ancak böyle tutkulu yaşanırdı..

Hüznün karanlığna teslim olmus gecelere senin varlığınla direnirdim..

Varlığın beni çoğaltırdı..Nekadar çoğalırsam aşkım o kadar büyürdü..

Ve aŞK sadece SeNiN aDıNLa VaRDı..

Elimdeki birkaç umut kırıntısını hergün; ama hergün yeniden besteleyip,

Bitmeyen bir aşk senfonisine dönüştürürdüm.Her notası seni anlatırdı.

Sen duymazdın; ama dinleyen herkes seni anlattığını anlardı.

Günler solar, mevsimler değişir,zaman delice akardı.Yanlızlık bir KıLıÇ olup yüReĞiMe saplanırdı.

Sensizliğe günce yazıp kimsenin bulamayacağı yere saklardım.Sensiz olduğum bilinsin istemezdim..

Çünki bu yüReK sadece seninle atardı..

Ağlardım, kimse görmezdi..Gözyaslarım içimde akardı..Seni özlemek bir fırtınayı andırırdı...

Fırtınalar içimdeki sevda ağaçlarını kökünden kopartırcasına sallardı...

Her seferinde bir yolunu bulup ağaçlarımı kurtarırdım..Bu yüzden benim sevdam yıkılmazdı..

Aşkın yarını yoktu; ama bizim beklediğimiz hep yarındı..

Bugun hiç yaşanmadı..

Bune sana uyardı nede bana uyardı; ama, çaresizlik elimizi kolumuzu bağlardı...

Hayata isyan ederdim..İsyan tek arkadaşımdı..

Bu sevdayı yaşamak ayakta tutmak kolay deildi..Yorardı..Yinede şikayet etmezdim..

Çünki senin için herşey göze alınırdı..

Hain deildim ben..Seni aldatmadim..Sadece yarınlarımız için üzdüm..Beynimde yüreğimde seninleyken bir başkası bana sadece yabancıydı..Ben yabancılara teslim etmedim kendimi..Kimsede beni teslim alamaz..Alamayacakda..

Mükemmel değildim ben..Hatalarım vardı..Ama hatalarımı fark edip düzeltmeyi bilirdim..Yaptığım en ufak hata seni biraz incitse beni yıkardı..Ama olmadı..Sadece bilmek yetmiyor demekki..

Şimdi " GİTTİM " Diyorsun öylemi?

Hiç kalmadınki benimle gidesin..Benimle kalan hep yanlızlıkdı..Olmayışının hiçbir önemi yok..

Bir tarafında hep sen olsanda, benim aşkım bağımsızdı..Seni sensiz sevmeyide bilir..

Hayatta hep tatlı anlar yoktur ya, nasıl yaşadıysam seni, acıyıda yaşamayı bilirim ben..

Aslında çokta üzülecek birşey yok..Çünki bu aŞk baştan sona imkansızdı..

Herşeye rağmen sen benim canımdın..Oylede kalacaksın..Şimdi canımın bir yarısı yok artık..

Canıma iyi bak canım










bekLedigim sensin...

 

Yüzde elli indirimli bir aşktı bu ilk gününden. Taa baştan ucuzlattık. Ellisini başkaları çoktan alıp götürmüştü geçmişimiz yeni üretimlere engel elde kalanı başkasına uydurmaya çalışan bi aşk bıraktı geriye ve şimdi ellisi senden ellisi benden bütün olmaya cebelleşiyoruz olamayacağını bile bile. Biz olmaya uğraşıyoruz.. Ben biraz benim, birazda geçmişimde kalmışım aslında tıpkı sen gibi. Bizi biraraya getiren şey de bu galiba.. Sığındık birbirimize aynı şeylerden yorulmuş iki yaralı. Ne aradığımızı bilmiyoruz huzurdan başka ve bunu aşk oldurmak için uğraşıyoruz.

 Belki zamanla tamamlarız birbirimizi diye her buluşmamız bir diğerinden daha iyi olduğuna inandırmışız kendimizi. Herbirinde belki daha da kötüleşsekte. Dünyada bir ben bir de sen kalmadık ama beni anlayanı buldum derken ki sen de söyleyebiliyorken şimdi kaybetmek öyle korku verici ki. Hepsinden çok koyar belki de. Zayıflıklarımı bu kadar bilen adamın benden uzakta,aklında sadece böylesi benle durması. Sığındık birbirimize. Kimselerin bilmediği hikayeler anlattık. Bir Allah bir de ben dediğimiz herşeyi.. Açık olabilmek hem güzel hem de cesaret vericiydi.

 Biraz da oynuyorduk tabii sevgili oyunu da bir yandan yürüsün diye. Bana her ''aşkım'' deyişinde bir kez daha acırdı içim içten gelmediğini bildiğim için.. Yine eskiyi özlerdim bir parça ama eski yoktu artık. Olmayacaktı da... Bugün sendin artık. Varlığındı kim olduğunu bilmesem de. Kimselerden habersiz tanıdığım tek insandın. Ne mantığıma ne dünyama aittin. Bilmezlerdi o günü kimle geçirdiğimi ne eşim ne de dostum. Böylesi iyiydi. Herkesten uzak sana açılmak, açılmak geçmişteki yaralardan uzaklara itekleyen ellerinde.

 Her görüşmemiz bir yolculuk. Sadece saatlere sığdırdığımız. Ertesi gününü asla hatırlamayacağımız bir gidiş. Belkide asla bir dahası olmayacak diyerek her seferinde aynı güçlülükle yanına geldiğim adamdın sen. Bana uymayan benim olmanı istemediğim tek ilişkimdin; ama sebebi vardı günlük bağlanışlarımın.

 Sığınmıştık birbirimize. Ucuzluyordum herseferinde biraz daha ucuzluyorduk kendimiz. Arada bir görüşüp yarını kurmadığımız bir ilişki hiç de bize göre deildi.Her yanından dönüşüm kendimden nefret edişimdi. Sarılırken dahi kullandığımı bilerek sürdürmek olan biteni ucuzluktu bana göre. Dedim ya... Yüzde elli indirimli bir aşktı bu.. Taaaa başından. Bile bile yürüdük sonunu bildiğimiz yazımızın sadece başını değiştirmek için.

 Özlemedim ben hiç seni ama gel dediğinde gelirdim düşünmesiz. Aslında sana değil. Belki bugün başka biri olursun karşımda diye. Koşar adım gelir sallana salana dönerdim ''bir dahası asla aynısı olmayacak'' diye....



Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us



Yazmayı beceremediğim zamanlar olmadı hiç hayatımda, aslında en sevdiğim yanımdı harfleri birleştirmek ve dökmek içimdeki tüm karanlıkları ya, bazen yazamama kısmını da yaşıyor yüreğim işte.

Tıpkı şu anda olduğu gibi.

Yazamamak…
Yazamamak kötü, yani en azından benim için kötü. Ve şu anda yapamadığım bu.
Evet, tam anlamıyla bu…

Yazamamak…

Kalemi eline almak ama yüreğinden çıkana kadar unutmak sözcükleri, nasıl dizildiklerini hatırlayamamak mesela ya da neyi anlatmak istediklerini.
Kötü…
Evet çok kötü ya en kötüsü ise, yalan söylemek… Kendine bile yalan söylemek…

Aslında hepsi birbiriyle bağlantılı biliyor musun? Yalan söylediğini fark etmek ve yazamamak… Yazarken gerçekten hissettiklerinin çıkacağını bilip onlarla yüzleşmekten korkmak. Attım dediğin her şeyin yeniden ve aynı yakıcıklıkta çıkması ortaya ve daha fazla kaybetmek…

Bir yalan… “Koca bir yalan her şey” mi diyeceksin bana yine. Hani ben o inanmamak isteyen yanımla “ben böyle yapmayacağım” diyeceğim belki de hı ne dersin? “Ben beni sevmediğini bildiğim ya da sevmediğim kişilere sırf lazım olurlar diye gülümsemeyeceğim ya da …” Gülümse, “dediğime geldin” de…
Evet geldim ve biliyor musun sen başardın…
Her şeyin koca bir yalan olduğu gerçekliğinden o kadar kaçmak istedim ve sen öyle istiyordun ki görmemi sonunda giderek ispatladın bana… İnanmam için her şeyi yaptın olmadı, kazanmak istedin ve inandırabileceğin son savaş silahınla aniden vurdun beni. Hem de hiç bıçak kullanmadan, hiçbir keskin alet olmadan elinde, yıktın birden yere.

Ve bakarak bana uzattın elindeki hep takmamı istediğin maskemi.

Maske güçtü çünkü sana göre, çünkü bu dünyada herkes maske takıyordu birbirine ve sen inanmıyordun hiç kimseye, tıpkı onlar gibi takıp maskeni sana inanmadıklarını da biliyordun.

Bir tek şey dışında ,
“ben sana karşı hiç maske takmadım.”
Ne bir menfaatim vardı senle ilgili ne başka bir şey. Ve verebildiğim tek şeydi sevgim. Yapabildiğim, evet çevrendeki ve çevremdeki tüm maskelere inat yapabildiğim tek şeydi sevmek seni.
Ve sevgim maskelerle lekelenmemişti, hiçbir iz yoktu karanlığa dair senli yüreğimde…
İşte bilmediğin tek şey buydu, dünyada sadece maskeler yoktu.

En zoru nedir biliyor musun peki? Fark ettin mi sevdiğim kelimesi çıkmadı hiç ağzımdan, aşk ya da…
Ya da hayat…
Çünkü sendin hepsi ve hepsi senle anlam buluyordu ya yüreğimde… İşte en zoru buydu…
Son vermek…
Her şeye bir son vermek… Ve bu zorluğunda üstesinden gelmiş gibi yapıp, oynamak… Tıpkı senin öğretmeye çalıştığın gibi bana.
Lekelenmek…
Ama yine de başarmak. Güçlü gözükmek, artık lekeli olduğunu bile bile gülümsemek…

Çevremdekilerin hayranlıklarına göz kırpmak, ardından kimse kaldıramayacağı dertlerle sınanmaz demek ve belki de unutup kendinle ilgili her şeyi onları dinlemek. Çözüm aramak ama kendi içinde iyice batmak.
En zoru nedir bilir misin?

Bilir misin kelimesinin ardına sevdiğimi ekleyememek.
Ve bir şekilde birilerine sürekli güçlü olmanın tanımını yapabilmek,
Mutlu gözükmek gerek, olmadığın halde.
Kimseye bir şey anlatmamak gerek, içindekilerin seni yiyip bitirdiğini bile bile…
Ve, çare olmak gerek tüm çaresizliğini unutup inatla; yüzündeki maske yaksa bile, tüm ifadeni alsa bile, gülümsemek gerek…

Gerek… Gerek… Gerek…

Şimdi her şeye bir son vermem gerek… Öncelikle sana, ardından çevremde görünenlere ve belki bu kente… Bana yalan söyleyen her söze karşı bir son nokta vuruşuyla hoşça kal kelimesine kullanmam gerek. En acısıysa, bunların hepsini yüzümdeki maskeyle başarmam gerek…

Ne çok gerekliliklerim var değil mi? Farkında mısın ne çok yapmam gereken şey var ve basit gözükse de aslında ne ağır gereklilikler. Çünkü hep savunduğun yalanı tam anlamıyla gerçek kabul etmek benimkisi.
Yeniliş… Evet, yeniliş…

Yazamamak…

Kalemi eline almak ama yüreğinden çıkana kadar unutmak sözcükleri, nasıl dizildiklerini hatırlayamamak mesela ya da neyi anlatmak istediklerini.
Kötü…
Evet çok kötü ya en kötüsü ise, yalan söylemek… Kendine bile yalan söylemek…

Şaşırttım evet seni ve belki de herkesi şaşırttım. Biliyor musun bende şaşkınım… Elime aldığımda kalemi sırf çıkmasın diye senli kelimeler söylediğim tüm yalanları okudukça üstüme sinen o kara lekeyi nasıl kaldıracağımı bilememekten şaşkınım, ne yapacağını bilememekten ve yine de devam etmekten bu oyuna.
Oyun… Kimin umrunda söylesene,benim mesela? Hayır çünkü dedim ya tek gerçeklik değildi maskeler, benim sana baktığımda eriyen yüreğim gerçekti mesela… Elini tuttuğumda gülümseyen yüzüm, gittiğinden beri dolmayan ve her seferinde biraz daha yalnız hissettiren o koca boşluk. Hepsi gerçekti ve onlar yenilmedi…
Umrunda mı onların sanıyorsun söylediğim yalanlar? Değil…
Gece olduğunda hatırladığım bakışların, gülümsemen peki? Ya da teninin kokusu hani burnuma gelen, umrunda mı onların söylediğim tüm yalanlar? Neden herkesi inandırabiliyorum da onları inandıramıyorum peki söylesene?
Ya da sus buradaki her şey benim gerçekliğim, maskesiz gerçeklik…
Ve onlar asla inanmayacaklar bana çünkü biliyorlardı ne kadar gerçek olduğunu yaşadıklarım. Ben ne kadar güçlülük oyunu oynarsam oynayayım biliyorlar aslında bitirmek için çabalasam da maskeyi bir türlü takamadığımın ve senin aksine söz veriyorlar bana zamanla düzeleceğini her şeyin. Hep beraber düzelteceğimizi…
Ve her maskeye inat kimi zaman hüzünlü kimi zaman eskimiş yüzümle hep kalacağımı ayakta…

Dedim ya sana, her şeyin farkındaydın sevdiğim ya; bir tek şey dışında, bir tek şeyi bilmiyordu o koca yüreğin…
“Ben sana karşı hiç maske takmadım.”
Ne bir menfaatim vardı senle ilgili ne başka bir şey.
Ve verebildiğim tek şeydi sevgim.
Yapabildiğim, evet çevrendeki ve çevremdeki tüm maskelere inat yapabildiğim tek şeydi sevmek seni.
Ve sevgim maskelerle lekelenmemişti, hiçbir iz yoktu karanlığa dair senli yüreğimde…
İşte bilmediğin tek şey buydu, dünyada sadece maskeler yoktu.



Sevgili Dostum,

Bunu yazmak için çok düşündüm. İçimde anlam veremediğim bir kırıklık var. Paylaşabileceğim tek kişi sensin. Ama yine de yazmak için çok düşündüm. Çünkü senin de üzüleceğini biliyorum. Her duyguyu birlikte yaşamayı seçtik sonuçta.

Birkaç gündür farklı şeyler düşünüyorum. Ne diye merak ediyorsun biliyorum. Mesela “ölüm” ü düşünüyorum. “Deli misin? Nereden çıktı durup dururken?” diyeceksin ama olumsuz bakma hemen. Güzel tarafı da var hem. Ben en iyisi baştan anlatayım. Bir kitap okudum.Kitap aslında günlüktü.Lösemi hastası bi kızın günlüğü.Hastalığına rağmen hayata sımsıkı sarılmıştı o kız.Peki canım dostum,biz sağlıklı olduğumuz halde ne kadar bağlıyız hayata..Birkaç gündür bunu düşünüyorum..Ölüme yakın olunca mı anlayacağız yaşamın değerini.?Neden bu günümüzü yarın bu hayatta olmayacakmış gibi yaşamıyoruz?

Ayrıca bir şey daha var. Ölümden neden korkuyoruz? Ölüm sadece boyut değiştirmek değil mi? Yani gezmeyi, yeni şeyler keşfetmeyi seven ben için ilginç bir kaynak ölüm. Farklı bir boyuta geçişin ilk anahtarı sanki. Ve bu boyutta kendinden arınıyorsun adeta. Sadece ruh olarak, beden denilen somutluktan kurtularak çıkıyorsun sonsuz yolculuğa. Bedeli de ağır oluyor. Geride sadece özlem bırakarak gidiyorsun. Belki de ölümden korkmamızın en büyük nedeni de bu; sevdiklerimizle görüşememe, ayrılık ve özlem duygusu...  

Şimdi dostum söyle bana, ölüme giden yolda “özlem” duymaktan korkacak mısın? Ve senden tek bir şey istiyorum, hayatını dolu dolu yaşamaya bak. Ve en önemlisi, bunu söyleyeceksin biliyorum, eğer bir gün bana “seninle ölüme gelirim” diyecek olursan sana “hayır” derim. Lütfen kırılma. Çünkü ölüme seninle gitmek ne kadar güzel olsa da, o ağır bedeli ödemeni istemem. Hayatını yarın burada yokmuş gibi yaşa. Ölümün kokusunu hissederek bak geleceğe. Ama nasıl olsa öleceğim, sonsuz yolculuğa çıkacağım deyip de hayallerinden ve umutlarından vazgeçme.

Lütfen “hayır” dediğim o an bana kırılma ve sen de bana “hayır” de.

Seni çok seviyorum.

    Dostun, arkadaşın ve özlediğin..













yalnızlığın tırı vırısı . . .


   Akıyor mürekkep,,
  Akıyor beyaz kağıtlara..
  Yağmurun pencereme vurduğu gecenin kör karanlığında..Burnuma geliyor kokun,,gözkapaklarıma çiziliyor hayalin ve son kez gülüyorsun benim için..En sevdiğim kıyafetlerinin eşliğinde..elinde bir şarap;pembe düşler ferahlığında..Elimde elin;mutlu doğan günler pahalılığında..Ateşim çıkmış,,boğazlarımda ağrılar..Bu yarımlık,,bu piç olmuş hayaller kimin umurundalar ? 
   Yokluğunla savrulup,,varlığınla kendinden geçerken bu beden bu yarım kalmış dualar kimlerin aklındalar ? Yenilen yürekler,,vazgeçilen direnişler hayatımın hangi noktasında yer alıyorlar ? Beni koyup gittiğin yerde mi,,keşke'leri dilime doladığın zamanda mı ?  
   Gözyaşlarımın ötesinde üzüntüm,,keşke'lerin ağır yüklerinde karmaşıklığım ve gri bulutları beyaza boyayamadığım anda tüm hezeyanlarım..Beni ona tercih edip yalnızlıkları önüme pusu kurmaya davet ettiğinde başlıyor tüm çığlıklarım..
   Aldatılmanın yürekteki en ince sızısında bana tüm yaşattıkların..
   Affet bile demedin ki affedeyim ?
   Gözlerime bile bakmadın ki sonkez,,seni akıtıp seni silebileyim ?



 










   İzin verselerdi ömür boyu onu sevebilirdim . . . İzin verselerdi bir şarkıyı dinlerken her seste,,her notada aynı duyguları yaşadığımızı bildiğim birinin yanından nefes alış verişlerimin arasındaki mesafe kadar bile uzağa gitmezdim . . .
   Şimdi onsuzlukta onunla oturuyorum sessiz balkonumda..
   Onsuzlukta ona dair milyonlarca buse biriktiriyorum..
   Hava soğuk..
Sokak lambasının ışığı vuruyor ellerime..
Her yer turuncu..
İçimi ısıtmama içtiğim kahve yardım edemiyor.. Onsuzlukta ellerim ellerini arıyor..
Rüzgar yüzümde..
Dudaklarımda..
Ellerimde..
Geziniyor..
Dokunmadık yer bırakmıyor..
Ürperiyorum..
Onu benliğimde rüzgarla aldatmanın tadına varıyorum..
O;orada
Benden bağımsız,,benden kayıtsız başka yollara yürüyor..
Dur! diyorum..
Sokaktan geçen insanların şaşkın yüzleriyle karşılaşıyorum..
Gitti diyorum,,duymadı gitti..
Ben;burada onsuzlukta,ondan bağımsız,,ondan kayıtsız onu sonum ilan ediyorum..
Ardından şarap rengi tatlılığında rüyalara yol alıyorum..
Dudaklarımda hep aynı kelimeler start alıp duruyor..
"Keşke izin versdelerdi..
Keşke izin verselerdi ( . . . )
İzin verselerdi ve ben onu hep sevseydim..
Gözlerim yağmur sonrasında değil bir bahar rahminde olsaydı..
Sözlerim satır aralarında değilde gülcemaline aksaydı..
Ben seni bırakmasam,,
Sen gözlerimde tamamlanmış bir şiir olsaydın..
Keşke ben bu saatte,,bu balkonda,,onsuzluğa el sallamasaydım . . .
Keşke . . .
     Keşke . . .
           Keşke . . .


   




Belki birgün özlersin . . .

Ya her gün özlüyorsam seni ? . . .Ya her gün içimdeki sıkıntının aslında sen olduğunu bilipte bunu kendimden bile saklamaya çalışyorsam ? . . . Senden sonra sevdiğim ilk kadının öpüşlerinde senin sıcaklığını bulamayıp her boşlukta sana kanıyorsam ?

We . . .

Ne olursa olsun senin benim "kaderim" olduğunu bilipte her şeyden vazgeçip sana dönemiyorsam ? . . .

Ne teşhisi konulmalı bana ? Ne denmeli benim yaptıklarıma ?


Senden uzakta her susuşumda 'seni sevdiğimi' söylüyorsam avaz avaz aslında ? . . .
Ne denmeli içimde ki aptal ruha ? . . .

                                       
dualarımın yanıtı . . .

Kaybedilen hayallerim var avuçlarımda..Ve yitik bir hayat..Hayatın içinde efsunlanmış dualar.Dualarını benim için harcama demişti bir kadın bir zamanlar.Onları gerçekten ihtiyacın olduğunda kullan demişti..Tüm dualarımın yanıtının kendisi olduğunu bilerek..
Şimdi o kadını düşünüyorum..O kadının hayatımdakini yerini görüyorum.G

Tarih: 10:25, 4/10/2009 Kategori: AsK
Yorum (6) | Yorum yaz | Bağlantı

çİğDeM..

nEfReTiMsİn..





 

 

    Aldatan bence hayattaki en adi şerefsizdir. Bu erkekse pezevenk kadınsa fahişedir..

   Biraz ağır mı oldu söylediklerim? Bence hafif bile kaldı, asıl    söylenmesi gereken sözlerin yanında… Çünkü “aldatma” değerleri yok olmuş bir insanın, kendini tamir etmek için bitmeyen, tükenmeyen ümitsiz arayışlarının bir sonucudur… Aldatan insan, kendi yokluğunda kaybolmuştur. Uçurumun dibinden hayata son kez bakan bir enkazdan bir farkı yoktur onun. O kaybolmuş ve unutulmuştur. Onun tutunduğu son bir umut dalıdır “aldatma”…Karanlığın içinde kalan siyah bir toz bulutu gibidir o. Gördüğü ilk parlak yıldızdır onun yol gösterici pusulası…Peki nasıl olmuştur da, kaybolmuştur insan kendi yürüdüğü yolda? Uzak kaldığı için elbette kendisinden… Mutluluğu kendisi dışında bir başka yerde bulmak istediği için… Sadece bir adı olsun istediği için yaşadığı her şeyin.Ve bir şeyleri sadece yapmak için yaptığı için…Aldatan insan, acınası bir enkazdır aslında. Onun yardıma ihtiyacı vardır. Çünkü eski hayatından kopacak kadar gücü, yepyeni bir hayat kurmaya yetecek kadar da cesareti yoktur. O aslında ne vardır, ne de yoktur. Günlük mutluluklarla teselli eder kendisini. Hep kaçarak yaşar… Hep yakalanma korkusuyla adım atar. Bunun adına da “yaşamak” der…Korkak bir insan ne kadar mutlu olursa, ya da kaçarak bir insan ne kadar huzurlu olabilirse, aldatan insan da o kadar mutlu ve o kadar huzurludur işte. Ona yardım etmek gerekir. Onun yardıma ihtiyacı vardır çünkü. O cesur deseniz cesur değildir, güçlü deseniz güçlü değildir. Onu tehdit edebileceğiniz o kadar çok şey vardır ki… Onun duyguları herkesin izinsizce girip çıkabildiği kontrolsüz bir oda gibidir. Peki, bütün bunlara rağmen neden aldatır insan?Çünkü, kendisi de aldatıldığı için yapar bunu… Kendi duyguları onu aldatmıştır. Hayatının karmakarışık zincirleme reaksiyonları, kendi benliğinden uzaklaştırıp, acımasızca aldatmıştır. Muhtemelen de intikam almak ister aldatırken. Peki, kimden intikam alır aldatan insan…

     Tabii ki, kendisinden…Ve eski sevgilisinden..



                                                      blog                                                           

                             

 

 

         


   Bu hayata ve onun kurallarına aykırı bir sevginin herşeyin üstesinden gelebileceğine inandırmıştık kendimizi.
   Hayallerimi hayallerine, umutlarımı umutlarına, sevgimi sevgine taşıyan aramızdaki büyünün hiç bir zaman kaybolmayacağını sanıyorduk.
   Varlığımızın birbirini tamamlamak için yaratıldığını düşünüyorduk ama aslınsa geçmişimizden kalma o ruhumuza yerleşmiş yaralarımızın acısıydı tek bağımız.
   Bizi birbirimize iten geçmişimizde yaşadığımız aşklarımızın o yarım kalmışlığımızın ezikliğiydi. Geçmişini geleceğimize taşımasaydın eğer belkide biz şimdi seninle birbirimizin geçmişi olmayacaktık.   
   Benliğimi tutsak ettiğim ve kutsal saydığım varlığının dışına çıkmak en büyük kaybediş sayılıyordu benim için o zamanlar. Varlığımın ve sevgimin bağlılığı geçmişine ve bana karşı tek kişilik bir ordu yapmıştı seni adeta. Yaraların her acıdığında bana geçmişinmişim gibi bakıp sanki suçluymuşum gibi beni yapmadığım hatalarla suçluyordun.
 Seni sevmem bile o her hatırladığında içini acıtan ve sürekli kötülediğin geçmişin gibi suç sayılıyordu senin için. Bunu bana karşı neden yaptığını sorduğumda önceleri beni özlediğini fakat şimdi yanında olduğum için özleminin bittiğini ve hiç bir şeyin artık umrunda olmadığını söylüyordun.
     Peki ya sevgin diyordum bitti diyordun. Beynimdeki nedenlerle dolu sorular günden güne çoğaldıkça kendimi kutsallığında biraz daha kaybediyordum. Seninle ve üzerime bir çamur gibi hiç durmadan sıçrayan geçmişinle kalıp yaşamaya çalışmaktan ve bir gün herşeyin düzelmesini beklemekten başka çarem yoktu.

       Senden vazgeçip gitmek ve yeni bir başlangıca adım atmak için artık çok geç kalmıştım. Arzularım özlemlerim, seçimlerim yoktu artık.  Geleceğim, hayallerim, umutlarım ne varsa beni hayata bağlayan hepsi bir bir terketmişti beni. Artık bildiğim ve savunduğum tek gerçeğim sendin. Nasıl bir tutsaklıktı bu beni benden alıp böylesine yok eden bilmiyorum.

        Sana deliler gibi tapıyor geçmişini görmezden geliyor her şeyine tahammül ediyor delicesine seviyordum seni.Bir gün geldi nasıl olduysa o sevginin sokağa açılan kapısının dışında buldum kendimi. arkama bile bakmadan gittiğim..Sende hiç bir karşılığı olmadığını anladığım ve yüreğime hapsetmek zorunda kaldığım sevgimi durmadan kırbaçlayan özleminin beni kendi hayatına teşebbüs eden korkakça yaşamaya alışmış insanlardan biri haline getirmesine engel olabilmek için yüzümü soğuk elleriyle kendi yüzüne doğru çevirmeye çalışan hayata izin verdim sonunda. Kendime bir şans daha tanımam gerektiğini düşüncelerime kabullendirip bu tutsaklıkta hayatıma ve benliğime karşı yitirdiğim saygımı tekrar geri kazandım.

           Beni sürgünlere gönderdiğin o karanlık gecenin güneşli sabahından,beni kişiliğimle karşı karşıya getiren ve sonrada hayata karşı yenik düşen anlamsızlığının bendeki eriyip giden parçacıklarına gülümseyerek el sallıyorum şimdi.  


Starswirl     Starswirl     Starswirl    Starswirl




BEN TANRI İLE KONUŞTUĞUMDA " DUA " EDİYOR DEDİLER

AMA  TANRI BENLE KONUŞTUĞUNDA ŞİZOFRENİ ETTİLER..










AlDaTmAk sAnA gÖrE

Dilimi elime verip sustum öylece...Kanayan yanlarıma inat sustum!Kolay olduğundan değildi,ama konuşsam da sen anlamayacaktın..
Yara bere dizlerim var benim.Sen hiç görmedin..Ne çok kanadım..anlamadın yar..Anlayamadın...Düştüğümden tozdu her yanım..Bundan saklandım..Sen korktuğumdan sandın...Oysa korkmadım hiç...Canımla kendin aranda seçim yapmamı istediğinde bile korkmadım ölmekten,sensizlikten korktuğum kadar...Ama dedim ya anlamadın...
      Hep en zor yola sevkettin beni..Hep yanlış yollara..Yanmış,yıkılmış,çıkmaz sokaklara...Bundan geçtim ben bahar bahçe yollardan...Baharlardan,saçlarından bundan vazgeçtim...Sanma yorulduğumdan...Kalmamışlığımdan es geçtim hayattan...
      Sana göre günlük güneşlikti zaman..Zaman geçer ve düzelirdi hayat..Ama öyle olmadı hiç...Sen taze meltem kokularıyla yaşarken,ben ayazlarla savaştım.Kaç kez yenildim kim bilir..Kaç kez en baştan başladım...Önemi yoktu kayıplarımın...Gitgide vazgeçmek kolay geliyordu ya hani,bunu da içime aldım..Nasıl olsa haddi hesabı yoktu ayıplarının...
     

 
  

Sana kızamadıysam,kırgın olmadığımdan değil...
  Alıp götürdüğünden herşeyi..
  Kalmadığımdan...
  Beni bana bırakmadığından...
  Eksilttin ve varsa içimde..
  Sadece alabileceklerini değil,almaya haddin olmadıklarını da aldığından...
     Ne desem yine ayaz yine kar..
  Ondan diyorum ya kestim dilimi,sussun bu feryat...
  Artık istemiyorum ne baharları ne saçlarını..
  Meltemlere de ihtiyacım yok,alıştım soğuklara...
  Gelme artık,vazgeçtim...
  Herşeyi sattım yokluğuna..
  Yokluğunu da bi deniz kıyısına bıraktım...
  ihtiyacım yoktu,sattım yokluğunu..!

 

     






      
EsKi AşKıN aDaŞıM ALi vE sAnA

                  Sahte bir aşk..

 Hayat, gittikçe dibi biLinmez kör kuyuLara itiyordu beni yavaş yavaş... Hani ben hep neşeLiydim, hep mutLuydum, hani ben cimcimeydim ya; şimdi karaMsar keLimesi biLe az kaLır içimi tasVir etmeye... Benim de güvendiĞim insanLar vardı, benim de dostlarım vardı ya da ben var sanmıştım. AsLında hiç oLmamışLardı ki... Şimdi nasıL sessiz çığLıkLardaysam o zamanLar da içten haykırıyordum...

Herkes imRenirdi bana ne güzeL güLümsüyormuşum her zaMan... Kim biLirdi ki benim yüreğimde koPan fırtınaLarı?... En kötü zamanLarında yanında oLmaya çaLışırdım insanLarın, sığınıLacak kocaman bir Limandım ben ama deniz daLgaLandığında hiçbir gemi yanaşmazdı bana... Kendi kendime savaşırdım ben fırtınaLarLa, bakardım uğramadan geÇen gemiLerin ardından sessizce...

Hadi kuşanın yine sevimLi insan maskeLerinizi!... Ben maskeLerin aLtında yatan şeytanLarı göremeyecek kadar körüm ne de oLsa... YaLanLarLa süsLenmiş sevgi sözLeriyLe yaraLayın beni önce, sonra zehirLi birer ok gibi sapLayın çirkin sözLerinizi teker teker... Umrumda değiL artık acıLar, yaraLar... BağışıkLık kazandı ruhum sayeNizde!!!

Ne kadar da umutLuydum herkesten... İnsanLarın sahte olduğuna inanmazdım. Şans verirdim her insana ayrım yapMadan, tıpkı ayrım yapmadan beni de acıttıkLarı gibi... Canımdan parÇa biLdim birçoğunu, kendimi sever gibi sevdim ama sevmek yetmiyorMuş. DostLar sahte, sevgiLer sahTe, insanLar saHte oLmuş da bir ben kaLmışım fark edemeyen...

İşte şimdi ben de sizDen biri oLuyorum. Hadi kusun içinizdeki kini, ben de öğrenmeLiyim acımasız oLmayı... Nefret, duyguLarın en üstünü oLmuş artık... Benim nasıL oLsa umudum kaLmadı artık, varsın içimi nefRet doLdursun ne fark eDer? Ruhum can çekişiyor şimdi aydınLığı meçhuL oLan uzun, karanLık yoLLarda... Durmaksızın kanıYor yaraLarım, sessizLiğimin çığLıkLarında kayboLuyor isyankar ferYatLarım... Vazgeçtim arTık her şeyden...
ARTIK MELEK DEĞİLİM...



hareketli resim resimleri






♥ kırık bir aşk.................hikayesi bu...♥
♥umutsuzluklarla..........ve hüzünle dolu...♥
♥güneşinden yoksun; umut, bulutlar ardında♥
♥gökyüzü kapkaranlık ve biz burada ışıksızız♥
♥yollar aşılamaz türden, ufuklar bizden uzak♥
♥bugünler mutsuz ve yarınlar çok umutsuz♥
♥amaçlar belirsiz ve araçlar çok yetersiz♥
♥görüşebilmek zor, görüşmemek zor.♥
♥sevebilmek ve de sevilebilmek♥
♥ne kadar mümkün sence?♥
♥ne kadar olası bu düş?♥
♥birleşebilir miyiz?♥
♥sen-ve-ben♥
♥bir gün!♥
♥♥♥♥










  Bile bile girdim bu oyuna. Ne olursa olsun hep dışında kalacağımı bile bile, beni oyununa al istedim.

  Bir kenarda durup senin yaşamını izleyerek sessizce sıramı bekledim. Ve hep sevdim seni. Sen gülerken, ağlarken, severken, kanarken, kanatırken, orada öylece durup sevdim seni. Elimden de başka birşey gelmedi. Hiç şikayet etmedim senden. Hiç şikayet etmedim sevginden. Hiç şikayet etmedim sevgisizliğinden. Asla sevilmek için sıramın gelmeyeceğinden. Bilerek girdim bu oyuna. Ve çıkıp gitmeyi, seni bırakmayı, seni artık sevmemeyi göze alamayacağıma göre şikayet etmeye de hakkım yoktu. Kendimce sebepler buldum. Kendimce haklar verdim, kendimce haklar aldım kendimden. Sadece küçük bir ihtimal için kendimce senin oyunlarınla savaştım.Senin hayatın tüm gerçekliğiyle sürüp giderken gözlerimin önünde, ben kendime yalanlardan bir yaşam yarattım.
Hiç şikayet etmedim. Hiç suçlu aramadım.

   Çünkü ben bunları sadece kendim için yaşadım. Kendim için sevdim seni. Seni sevmek beni yaşama yakın tuttuğu için. Seni sevdikçe kendime bağlandığım için. Seni sevdikçe herşeyi sevdiğim için. Ben bunları kendim için yaptım. Hiç bir zaman bir hayatım olmayacağını bile bile. Senden bir hayat istemeye hakkım olmadığını düşüne düşüne. İçten içe beni çok sevmeni isteyerek ve bunun hiç olmayacağını bilerek sevdim seni. Elimden de başka bir şey gelmedi. Sonra yoruldum orada öylece durmaktan. Dahil olmadığım bir yaşamı izleyerek içindeymişim gibi davranmaktan. Yoruldum dışarıda kalmaktan. Buna hakkım yoktu farkındaydım. Çünkü ben bunları kendime, kendim yaptım. Zor zamanlarında elinden tutarken bunun bir anlamı olmadığını bile bile yaptım. Sen ağlarken kanayan yüreğimin yalvarışlarını duymayacağını bile bile sarıldım sana. Sen hayattan vazgeçerken umurunda olmadığını bile bile yalvardım. Sadece bir an için seni mutlu edebilirsem, dünyanın en mutlu insanı olduğum için çırpındım seni mutlu etmek için. Sadece kendim için. Aciz bir aşktı bu. Bencil bir aşktı bu. Çaresiz ve imkansız bir aşktı bu. Ama yine de çok büyük bir aşkla yaşadım bunları. Sadece kendim için yaşadım.Yoruldum sonra. Sen de benim için birşeyler yap istemeye başladım. Benim için yapacak hiç birşeyin olmadığını bile bile istedim. Mesela sevebilirdin beni.

 

 

 

 

   Seni sevdiğim kadar olmasa da sevebilirdin, az da olsa, bir anlık da olsa, gücün ne kadarına yetiyorsa mesela.....


duygusal.jpg



                  SeVgİsİz DüNyA...


N
e kadar acı ve ağır bi cümle nasıl sevgi bitince beddualar ederiz sevgiliye  bütün zehrimizi akıtırız tabir-i caizse... "sende mutlu olma"  ALLAH belanı versin"   "acı çek inşallah"   "sende sev ama karşılık bulma"   "sende benim gibi acı çek"  oysa asıl bunu söylediğmiz zaman ihanet eden biz olmaz mıyız aşka..
   
    Bilmez miyiz hiç o acı çekince bizim canımızın daha da yanacağını bi yazı vardı burda okumuştum çok hoştu diyodu ki  " birine sevginizin tümünü sunmanız onun da sizi ayın şekilde seveceği anlamına gelmez" ne kadar doğru..siz seviyosunuz diye o da sizi  aynı şekilde sevecek değil ya...en basidi ben çok seviyorum o kadar ki tarif bile edemiyorum.konuşamıyoruz doğru düzgün ama hergün görüyorum onu onun beni sevmediğini ve sevmiceni de biliyorum ama seviyorum...o sevmiyo diye sevgimden vazgeçicek değilim...zamanla bi değişiklik olur mu sevgimde onu da bilmiyorum...ama şimdi hissettiğim onsuz hayatın bana bi mana teşkil etmediği ama o beni sevmiyo diye bi kere bile onun acı çekmesini  dilemedim dileyemem de çünkü canı yandığı zaman o acıyı benim de hissediceğimi biliyorum.bunu yaparsam bencil olmuş olurum ve benclliğin sevgide hiç yerinin olmadığını da biliyorum.tabi ki onun da beni sevmesini istiyorum gecelerce dua ediyorum benim onu sevdiğim kadar o da beni sevsin diye olmuyo...düşünün bi kere sevigiliyken iyi hoş acı çekince üzülüyosun da ayrılınca naparsa yapsın bütün acıları çeksin diyosun eğer bunu diyebiliyosa biri hiç sevmemiş demektir...

   aşk sadece o yanınızdayken, size seni seviyorum derken kendini açığa çıkarıyosa aşk değildir şak sonsuzdur koşulsuzdur...aşk karşılık beklemez...karşılık bekleyen tek şey çıkardır çıkarınız varsa karşılık verirsiniz beklersiniz ama aşk ta bu yoktur aşk karşılık beklemeden her fedakarlığı yapar...




Özleminle Boğulup Ölmek...

Simdi öyle umutsuzca yazıyorum sana. Ben sende kaybolmuşum, sen bende. Belki bu kaybolmuslukta birşekilde duyarsın sesimi diye...

 Hiç şimdiye kadar gerçekten düşündün mü seni anlayamadığımı? Ben de aynı senin gibi bir maske taktım yüzüme. Sırf bu kadar olaydan canlı çıkabilmek için. Sırf mümkün oldugu kadar yara almadan kurtulmak için. Ama beceremedim işte. Buraya kadarmış...

 Ben aşkımı sadece satır aralarında kaybolmuş bir yazar olarak yaşamak istemiyorum. Seni şu anki şekilde anmak istemiyorum. Seni her hatırladığımda çaresizce gökyüzüne bakmak istemiyorum. Gözyaşlarım ve aşkımla büyüttüğüm kalbimi söküp atmak istemiyorum. Çünkü benim yüzüm ilk defa gerçekten seninle güldü, senin gözlerinden aldığım ışıltıyla biraz daha baglandım hayata. Ben o şımarık ve tatlı kızı istiyorum hayatımda. Onu tanıyınca bana tekrardan doğduğumu hissetiren kızı...

 Nolurdu ellerimi hiç bırakmasaydın? Bu kadar üzülmeme izin vermeseydin? Ama bunların bir şekilde yaşanması gerekiyordu. Çünkü yanlış başlamıştı herşey. Yanlış yer, yanlış zaman. Konuşmalarından da belliydi zaten birgün bırakıp gideceğin. Elinden geldiğince acıtmadan gitmeye çalıştın ama seni gerçekten kaybetme korkusu neler neler yaptırdı bana. Neyse o günler bir şekilde geride kaldı. Biliyordun birbirimizi çok üzeceğimizi, bilmiyordun birbirimizi yaralayacağımızı, acıtacağımızı ve birçok şeye zarar vereceğimizi. Bundan sonra birşeyler kazanmıyoruz tam aksine artık geçen vakit bizden birşeyleri götürüyor...

 Görmüyor musun sana ulaşmak için birçok şeyimi feda ettiğimi? Başka asla hiç kimselere yapmayacağım şeyleri yaptığımı? Kendimden ne kadar fedakarlık ettiğimi? Sana ulaşmak için kendimle nasıl savaştığımı? Sanmıyor musun benim de gururum olmadığını. Her sözünde biraz daha canımı yaktığını, Her sözünle kalbimde yeni bir yara açıldığını. Bu seferki kendi kendine kapanacağa benzemiyor. Görmüyor musun her sözünle seninle buluşmamızın daha da imkansızlığa doğru sürüklendiğini? Gerçekten istediğin bu mu güzelim... Gerçekten de bu ilişkiden istediğin sonuç bu mu...

 Hani bazı sözler vardır insanı derinden yaralarlar. Hem de en beklemediği anda söylenmişlerdir. En zayıf anında, en beklemediğin kişiden. Benim kalan tüm gücümü de alan bu oldu...

 Şu anda sen belki de hala beni beklerken ne haldeyim biliyor musun? İnsanlarda tüm duygular zıt şekilde verilir. Tabi ki aşk için de bu geçerlidir. Hatta en kötüsüdür. Nefret ve aşk aynı anda verilir tüm kalplere. Aralarında çok ince bir çizgi vardır. Ben bu çizgide yürüyorum şu an. Kalbimin en ağır mahkemelerinde yargılanıyorsun. Ve durum bu sefer hiç de iyiye doğru gitmiyor. Birilerinin artık buna çıkıp dur demesi lazım. Ve bu kişi sensin...

 Sanki bir bataklıkta gibiyim. Yavaş yavaş çekiyor toprak beni kendine doğru. Artık elimden tutmanı istiyorum. Elimden tutup beni buradan çıkarmanı. Ben sana ulaşmaya bu kadar çabalamışken bir fedakarlık bekliyorum senden. Ve bu kabusun sona ermesini...

 Bu gidişin sonu kötü görünüyor. Ben bu şekilde bitmesini istemiyorum bu hikayenin. Hem de kavuşmaya bu kadar yaklaşmışken özleminle boğulup ölmek istemiyorum...

 






                                                                  

İşte Yine Susuyorum...

 

 Ne keyifle okuduğum şiirler ezberimde, ne de bağıra çağıra söylediğim şarkıların sözleri. Dalgın gözlerle yürüdüğüm caddelerde kayboluyorum.

 Sonsuz bir inatla sarıldığım radyodan gelen o harika melodilerin de tadı yok? Peki ya o yağmurda iliklerime kadar ıslanmalarımı kim çaldı benden? Bilmiyorum!

 Susuyorum artık... Sustukça susuyorum. Sustukça, üzerime gelen insanlardan kurtarmak için ruhumu, suskunluğuma sarılıyorum. Ama yine de saplanıyor yüreğime bazı kelimeler. Bazıları da acıtıyor üstelik…

 Sessiz geceler benim için sığınılan bir liman sanki. Kendimi bulup bulup kaybettiğim karanlıkta, şöyle bir uğradığım kelime hazinem de bir anlam ifade etmiyor. Düşünüyorum da bu güne kadar hep; gibi yazmışım, gibi okumuşum, gibi söylemişim ve en önemlisi; gibi sevmişim...

 Elbette hiçbir şey, ben ol deyince olmaz. Bunu biliyorum ama zaman da geçiyor hızla. Tükenmez sandığım bütün sözler bitiyor ve ben de yavaş yavaş tükeniyorum... Onca yıldan sonra; hayata dair ne kaldı ki elimde? Kocaman bir hiç! Öyleyse neden bunca çaba, neye bunca isyan?

 Öyle anlamsız ki yaşadığım hayat. Her şey az sonra gerçekleşecekmiş gibi duruyor, elimi uzatıyorum tutmak için, kayboluyor. Benim dışımda kopuyor bütün kıyametler ve ben kendime uyan bir kıyamet beğenmiyorum…

 Kalbime bir kurşun sıkacak gönüllü katilimi arıyorum ya da yüreğime su serpecek elin sahibini... Toprağa ateşi düşürecek, denizi yakamozlarla süsleyecek sesin sahibini… Artık basit şeyler bekliyorum yaşamdan. Örneğin, kimselerin bilmediği sırlarım olmalı ölürken... Kimselerin gitmediği sokaklarım olmalı... İçimi
kanatan özlemlerle yaşlanıp, sonra da sessizce gitmeliyim bu dünyadan.

 İşte yine susuyorum; siyah bir geceye dönüyor her anım ve okuduğum her şiir kanatıyor yaralarımı. İçimdeki çocuk ölüyor... Yalancı gülümseyişlerle beni ciddiyete çağıran insanları da önemsemiyorum. Elimden kayıp gidenlerden korkmadığımı bilmiyor ki hiç biri…

         


  Arama . . . Arama ve hep aşık olarak kalmamı sağla sana ! ! !


Arama artık bu "son" olsun hiçbir şey hissetmiyorum sana karşı.BiT-Ti ! ! !


Daha öncede çok son tüketmiştik seninle
-Son görüşün olcak beni
-Son öpüşüm bu
-Son sarılışım bu
-Son sesimi duyuşun bu
-Son arayışım bu
-Son msjım bu
-Son "seni seviyorum" deyişim bu
-Son vedam bu
Çok defa duymuştum bunları..Ama hiçbiri bu son kadar acıtmamıştı..


Sana yıllarımı verdim ben! Yada, kendimi verdim içimde yıllarım varken... Gidişine alkış tutacak değilim! Gülecek değilim bu kadar eksilirken...


Hatırlar mısın? Mutsuzluğu gerçek; mutluluğu gibi, kadar, benzer hayalim? Çocukluğumdun sen benim, hani hiç büyüyemediğim. İlerleyen yaşımdın sonra, çoğalan gençliğim. Yeri geldi yürüyen bir yangındın içimde, ruhumu adım adım ateşe vermeni sevdim. Sonra bir yudum suyumsun diye haykırdım sana ve yaktığın ateşe dur demeni bekledim. Hep bekledim beklide! Hani bir an önce gelirsin diye biriktirdiğim, astarıma kaçmış umutlarım vardı benim, sana dair hayallerim... Zamana kafa tutan cesaretimdin sen benim. Yıllar avucuma sığacak kadar küçük gelirdi ufkuma, mevsimleri nefesimde tüketirdim. Geleceğin yollara serdiğim ümitlerim vardı sonra, seccademe yüklediğim hayallerim. Ellerim vardı; ellerin olmadan buz gibi. Gözlerim vardı; sensizliğe hissiz, renksiz, karanlık ve senden başka hiçbir şeyi seçemeyecek kadar körelttiğim. Saçlarım vardı; hani sözlerinde uçup duran, zapt edilemez ve dizginlenemez bildiğim... Derken, yanlış hatırlamıyorsam; bir ben vardı varlığını yücelttiğin! Önce rüzgarlara, sonra bulutlara ve en sonunda koyacak yerleri tükettiğini fark edip, ki üşümeyeyim diye yüreğinde bir sır gibi gizlediğin. İstediğin bir benin vardı senin... Şu vardılar gibi hala farkı(m)da mısın acaba, o bir benden eksikliğin farkı(n)da mısın sevdiğim? Gittiğinden beri ne bir mektup, ne bir tesellin! Karanlıklar içinde hapsettiğin bir yalnızlık bıraktın bana. Bu mu senin adaletin? Bu mu sevgin? Bu mu özlemin? Söylesene bu mu vazgeçilmezim dediğin? Hatırlamamak için az mı hırpalıyorum sanıyorsun kendimi. Az mı tekil ömrümü çoğul fiile çevirdiğim. Ve üzerime çullanan kaç heceyi bilirim? Kaç geceyi bilirim; seninleyken cılız karanlığına akıl erdiremediğim ve aydınlık sırrına fikir yettiremediğim... Boşver artık sevgili, boşver artık sevdiğim! Sonu yok ki başını da hatırlamak olsun. Ardından aylar geçtiğine bakma sen, kahrolası sevgin derken asırları saklıyorsun, saat saat içime hançer gibi işlediğin. Ki yabancım bile değilsin artık! Arkadaşım değilsin, dostum değilsin ki yeniden sevgilim olmayı istiyorsun...


Artık yorma beni yar, yorma kalbimi! Bak, titredikçe ellerimden düşüyorsun. Meğer onca zaman ayrılığı söylemişiz seninle. Biz küçülürken, büyüttüğümüz yalanlarımız olmuş biliyorsun.


Gidiyorsun, gittiğini sanıyorsun! Ve hayat böyleymiş sevdiğim!

Bak!

Bana seni bıraktın, şimdi çıkmış elde beni arıyorsun...



                       
             SEVGİLİYE;

 Şimdi sakın suçlama beni
 Allah belamı versin ki gerçekten sevmiştim seni,
 Ama şahitsin sana karşı hep acizdim
 Kulundum,kölendim ama yetmedim
 Yazıklar olsun be sevgili beş kuruşa sattın beni!!!


             DOSTA
 Şimdi sakın suçlama beni
 Sende biliyorsun ki arkamdan vurdun beni
 Ses çıkarmadım ve sen götlük yaptın
 Bile bile şerefsizliğe taptın
 Şimdi yüzsüzlükle af dileme benden
 Allah affetse ben affetmem
 
             
HAYATA
 Şimdi sakın suçlama beni
 Sendin sırtıma geçirdin ihanet hançeri
 Kırıp,döktün aşk sonrası kırılan kalbimi
 Vurdun her defasında acımadan beni!!!
 
        Şimdi son sözlerim
 
               SİZE


 Allah kahretsinki inanmışım ben size,
 Ama noktayı koyuyorum artık
 Hiçbiriniz yoksunuz, hiç olmadınız ki
 
 Karşıma çıkmayın yeter bu kadar!!



      AMACINA ULAŞTIN MI???
      HAYIR MI?
      O ZAMAN BAĞIR,SÖV,KIR,PARÇALA!!!
      AMA BUNLAR SADECE SENİ RAHATLATIR
      NETİCE DE KAYBEDEN YİNE SENSİN
      VE BUNUN ACISINI HEP HİSSEDECEKSİN!!! 

                                  
                                      
                ÇİĞDEMİME

             Aylar oldu yıllar oldu             
             Ben yüzünü görmedim.
             Yüzüne hasret kaldım kız          
             Yüzüne yüzüm sürmedim

             Gülen aya sordum seni
             Küstü yüzünü sakladı
             Yıldızlara sordum seni
             Yüzüme bile bakmadı
             Yıldızlara sordum seni
             Yıldızlar kan ağladı

             Aksam olur ay gecede
             Çiğdem çiçek şenlenir
             Vallah/Billah düşünmesem seni
             Derdime dert eklenir

             Bıçak sapladım sineme
             Eskidi yaralarım
             Sabah olsun gelmeye eğer
             Kendimi yaralarım...  
                                                

Tarih: 10:10, 4/10/2009 Kategori: AsK
Yorum (9) | Yorum yaz | Bağlantı

ALDATMA ÜZERİNE.(NaRkOz GiBi iHaNeT ...

 

 
Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket



Her ne kadar aldatma erkeklere yapışmış bir leke ise de kadınlar da aldatır...




y1psCBw4NGzOFyPiZPLiXfsIFQmqdWwEsO0imL1v-UhVRrCMkOvtTdr0Jnun2fQq6MK


Aldatan kadın. Kimse bunun üzerinde fazla durmadı. Çünkü şöyle bir şehir efsanesi var; kadın aldatacaksa iyi aldatır. Yani kimse anlamaz. İkinci efsane ise, kadın sevince aldatır ve zaten o zaman da boşanır. Hııı.... Siz öyle sanmaya devam edin.

Şimdiye kadar hep erkeklerinkini okuduk, yazdık. Erkeğin aldatanı nasıl olur, neresinden anlaşılır diye... Yok işte, suçluluk duygusundan manasız hediye almalar, telefon kapatmalar, mesajlar falan...
Hatta daha derin ayrıntılar...
Zaten öyle çok yazıldı çizildi ki, onlar da nasıl yakalanacaklarını anladı. Daha dikkatliler şimdi...
Ama konu kadın olunca... Aldatan kadın.
Kimse bunun üzerinde fazla durmadı.
Çünkü şöyle bir şehir efsanesi var; kadın aldatacaksa iyi aldatır. Yani kimse anlamaz.
İkinci efsane ise, kadın sevince aldatır ve zaten o zaman da boşanır.
Hııı....
Siz öyle sanmaya devam edin.
Siz öyle sanarken kadınlar...
Hem de sizin yatağınızda...
Yani bazıları...
Yarı yarıya diyelim şuna...
İşte onlar da, sandığınız gibi yani o şehir efsanelerindeki gibi değiller.
“Kocam, evim yerinde dursun, ben biraz havalanıp geleyim” diyen kadın sayısı sandığınız kadar az değil.
Ayrıca onların da açıkları vardır.
“Neden?” derseniz...
Mükemmel cinayet niye yoksa ondan...
KAYMA...
DUYGUSAL KAYMA...
“Şimdi size aldatan kadını neresinden anlarsınız” ı anlatacağım.
Radikal Gazetesi’nde Hatice Yaşar’ın yazı dizisinde okudum. Psikiyatrist ve evlilik terapisti Doç. Dr. Armağan Samancı orada anlatmış.
* “Erkeklerin, aldatıldıklarında bunu fark edebilecek duygusal algıları yok. Toplumsal olarak kadın aldatmaz diye temel bir bulgu da var. Bu, kadının aldatmasını kolaylaştırıyor.”
Yani, demek ki aslında kadınlar da açık veriyor. Veriyor da..
Bunu anlayacak algı yok! Yokmuş yani. Alın işte doktor söylüyor... Ben değil.
* “Kadının duygusal kayması internet, MSN, telefon üzerinden olabiliyor.”
Demek ki tıptaki adı kayma...
Duygusal kayma...
Ve işte o an...
* “Aldatan kadın aniden mutlu olmaya başlıyor. Çünkü bu yeni ilişkiden enerji alıyor, kendini daha güzel hissediyor.” Yani aldatan kadını neresinden anlıyoruz?
Yüzünden.
Yoksa durup dururken ve birdenbire kocasıyla niye mutlu olsun ki?
Kendine bakmaya, güzelleşmeye başlıyor.
Ama bizimkilerin algıları yok ya, Allah bilir kendilerine yalakalık edildiğini sanıyorlardır. Şunu da eklemek istiyorum.
Bir de aniden kocasını sıkmamaya başlar. Kıskançlığı, pasif kontrolleri kalmaz. Hatta adamın akşamları arkadaşlarıya dışarı çıkmasına karışmak bir tarafa, onu buna teşvik eder. Yalnız tatil yapmasına bile karışmaz.
Ama adamlar, algı yok ya, “Artık pes etti. Benimle uğraşmıyor, rahatladım” diye düşünürler....

AKLINA YENİLEN
KADINLAR
Bitmedi...
* “Aldatan kişilerin, eşleriyle ilgili huzursuzlukları artıyor. Eşlerindeki olumsuzlukları daha çok görüyor, böylece eşleri onlara itici geliyor. Ayrılık lafını daha çok telaffuz etmeye başlıyorlar.”
Nasıl olur, onu da ben anlatayım:
Önce bir filmden yola çıkar. Boşanmalı bir film. Adamın tepkisini ölçer.
Sonra, “mesela” yla başlayan cümleler kurar. Artık adam iyice gıcıklaşınca onun gözünde, söyler.
Kadınlar, “söyleme” konusunda ikiye ayrılır.
Akıllı kadınlar, aklına yenilenler...
Akıllılar, başka biri olduğunu söylemez. Olay yaratmadan işi bitirir.
Aklına yenilenler, söyler. Söyler ki adamları birbirine düşürsün, aklı sıra değeri artsın.




Partnerinizin sizi aldattığını mı düşünüyorsunuz? İşte şüphelerinizi körükleyecek 30 duygusal işaret…Birde soru..Cevap yada yorum yazarsanız sevinirim..Siz olsanız aldatan bi insanı affedermiydiniz???

Aldatılırsanız affeder misiniz? Tartışalım!



1- Eşiniz yada sevgiliniz, taleplerinize eskisinden daha mı duyarlı? Bu, suçluluk duygusunu bastırmaya çalışmasından kaynaklanabilir. Aşırı ilgi, başka bir ilişkinin yeni başladığının göstergesi niteliğindedir.

2-Size sık sık hediyeler almaya başlayabilir. Ayrıca sizin ondaki bu değişikliği aldatmaya yormamanız ve kendinizi daha iyi hissetmeniz için de ekstra çaba sarf eder.

3- Normalde alışkanlıklarını değiştirmekten hiç de hoşlanmayan eşiniz yada sevdiginiz, birden farklı hobiler edinmeye başladıysa, siz de şüphelenmeye başlayabilirsiniz.

4- Olur olmaz nedenlerle kavga çıkarmaya başlayabilir. Çünkü aldatan kadınların yüzde 90’ının duygusal karışıklık yaşadığı ve tepkilerine hakim olamadığı gözlenmiştir. Bu durum sizin ondan uzaklaşmanıza, hatta aldatılma konusu hiç açılmadan ayrılmanıza neden olabilir.

5- Bazı çiftler, “Bir gün ilişkimiz biterse” gibi konuları konuşmaya bayılırlar. Eğer eşiniz yada sevdiginiz bu konulardan konuşmaya başladıysa, büyük olasılıkla ayrılık sonrasında ne gibi tepkiler vereceğinizi ölçüyordur. Eğer çok basit bir cevapla geçiştirdiyseniz, olası bir aldatmada kapı dışarı edileceğinizi unutmayın.

6- Sürekli depresif görünüyor olabilir. Özellikle bunu siz yakınlarındayken yapar, ancak siz ortalarda yokken arkadaşlarıyla gezip eğlenir. Bu, uzun dönemde ilişkinizi baltalayacağından ayrılmanız ya da aldatılmanız kaçınılmazdır.

7- İlişkinizde konuşmalar ve aktiviteler azaldığında, ilginizi yitirmişsiniz demektir. İlk yapmanız gereken, birbirinizle iletişim kurmaya çalışmaktır. Durumu düzeltemiyorsanız ayrılma yoluna gitmeniz, aldatılmanızdan kat be kat iyidir.

8- Müzik alışkanlıklarını değiştiren eşiniz yada sevdiginizin tavırlarını takip edin. “Nefret ederim” dediği müzikleri dinlemeye başladıysa, büyük olasılıkla yeni bir ilişki kapıdadır. Çünkü elde etmeye çalıştığı insan bu tür müziğin yakın takipçisidir.

9- Birden kendini beğenmeye başladı. Bu yeni bir ilişkiye başladığını değil, sizin ona yetmediğinizi gösterir! Kendini aşırı beğenen ve sizi aşağılamaya başlayan partneriniz, isteklerini karşılayacak kişiyi bulduğunda hemen ortadan kaybolacaktır!

10- Sizi ya da ilişkinizi başkalarıyla karşılaştırmaya başladıysa, durum kötüye gidiyor demektir. Bu durum onunla daha çok ilgilenmenizi gerektirir. Bunu hissettiremiyorsanız, şu an sizi aldatıyor bile olabilir. Unutmayın ki gözü sizden başkasını görmeyen bir insan kıyaslama yapmaz!

11- Kendiyle başkalarını kıyaslayıp “Hangimiz daha güzeliz”, “Hangimiz daha çekiciyiz” gibi sorular sorarsa, sizden sıkılmaya başlamış ve tüm ilgisini yitirmiş demektir.

12- Her türlü yorumunuzda hemen savunmaya geçebilir. Bunu acımasızca ve size zarar vererek de yapabilir.

13- Size ilgi göstermemeye başlamış olabilir. Tabii eve geç gelmeler, evdeki gizli kuralları ihlal ve (varsa) çocukları ihmal etmeler de bunun en büyük göstergeleridir.

14- Uyurken sık sık kabus görüyor, uykusuz kalıyor ya da eskisi gibi yanınızda yatmıyor.

15- Görünüşünüzle ilgili iyi yorumlar yapmayı bırakır.

16- Tek taraflı “Seni seviyorum”lar başlar ya da bu cümle tedavülden kalkar.

17- Kendisine bir iyilik ya da sürpriz yaptığınızda suçluluk duyması, size olan ilgisini kaybettiğini ama sizin ona ilginize de dayanamadığını gösterir.

18- Sizi aldattığına adınız kadar eminsiniz, ama kanıt bulamıyorsunuz. Kanıtları yok ediyorsa geri dönülmez bir yoldadır ve sizi de kaybetmek istemiyordur.

19- Aniden arkadaşlarıyla yada işte daha fazla zaman geçirmeye başladı.

20- İlişkinizin geleceği hakkında konuşmamaya yemin etmiş gibi… Demek ki ya gelecek planı yapmıyor ya da sizin de içinde olduğunuz bir gelecek planına sıcak bakmıyor.

21- Size şefkatli davranmayı bıraktı.

22- Sizinle ilişki kurmaktansa kitap okumaya ve televizyon izlemeye kendini verdi.

23- Sizinle cinsel ilişki kuramamasının nedeni olarak arkadaşları ile problemlerini, komşularıyla sorunlarını, derslerini, iş yerindeki çalışma arkadaşlarını öne sürüyorsa, arkanıza bakmadan kaçın. Zaten öncelik hiç sizde olmamış!

24- Zamanlı zamansız sizi kıracak sözler etmeye, sadece ona komik gelen şakalar yapmaya başladı…

25- Aranıza duygusal mesafe koyan eşiniz yada sevdiginiz, durumu siz sorguladıkça kendinin de özel hayatı olduğunu ve buna saygı göstermeniz gerektiğini söylüyor. Sizi aldatması kaçınılmaz olduğu gibi, manasız bir kavga sonrası ayrılmanız da olasıdır.

26- Rüyasında başka kadın/erkek isimleri sayıklıyor…

27- Sabah kalktığında huzursuz oluyor, etrafa manasızca bakıyor ve bir süre konuşmuyorsa, bilin ki hangi odada uyandığını anlamaya çalışıyordur! Ne de olsa bu annesinin, sizin ya da diğerinin odası olabilir. Tek derdi pot kırmamak için nerede olduğunu iyice anlamaktır.

28- Aşırı sert tavırları, arkadaşlarınızın bile dikkatini çekiyor ve sık sık “Sorun nedir” diye soruyorlar. Onların tepkilerini yabana atmayın. Yakın arkadaşlar ve aile üyeleri, ilişkinize sizden daha objektif yaklaşabilirler.

29- Sizin sürekli tekrarladığınız soruları, son dönemde yanlış anlamaya ve “Beni kontrol mü ediyorsun” diye tepki göstermeye başladı…

30- Kapıları kapatmaya başladıysa, cep telefonunu saklıyor kapalı tutuyorsa siz de kara kara düşünmeye başlayabilirsiniz. Aralarında cinsel çekim olan ve ortak yaşam alanlarını paylaşan insanlar, ilişkilerinde kapalı kapı kullanmazlar. Kapı semboldür ve yüzünüze kapanması da partnerinizin sınırlarından çıkmanız gerektiğine işarettir.
                
           Yaşam ve hayat tecrübesi desem yazdıklarım..





     
  Aldatan ve iz bırakan bi kaç bayan resmi ekliim dedim















      Bu sözüm dünyanın bütün orospularına...


''BEDENİN BAKİRE OLMASI ÖNEMLİ DEĞİL..
YETER Kİ RUHUN OROSPU OLMASIN..''
 



Annket

Bekaret sizin için önemli mi?
Önemli...
Önemsiz...
Olsa iyi olur...
Bilmiyorum...
Konusu bile olmaz...
Hobaa...
Heheyy...
Bal Kaymak...
Kullanmam...
Bekaret ne demek
!




Artık aldanmak istemiyorum. Beni sevgilerinin ölümsüzlüğüne inandır, korkulardan, şüphelerden kurtar. Hiç aldanmamışların o engin iç rahatlığına hasretim. Ayıkla, arıt beni... Bütün insanlar aldanıyormuş, sürekli bir aldanmaymış yaşamak... Ne çıkar? Ben artık aldanmak istemiyorum ya! Sen ona bak... Onun için seni erişemeyeceğin bir yere çıkarmayacağım, olduğun gibi seviyorum seni. Olmanı istediğim gibi değil... Hiç olamayacağın gibi değil... Neredeysen orada dur... Nasılsan öyle kal...Bütün mevsimleri bir günde, bütün yılları bir mevsimde yaşamaya razıyım seninle. Yanımda olduğun zamanlar nasıl apaydınlık oluyorum, nasıl içim huzurla doluyor, görmüyor musun? Gözlerimin derinliğine bakma; başın dönmesin... Gelecek günleri düşünme, korkma büyük hazlar yaşamaktan. Erişemeyeceğin hiç bir mutluluk yok. "Yaşadım" diyemeyeceğin hiç bir günün olmayacak benimle...

Hiç aldatma beni, hiç yalan söyleme... Bir gün aldatsan bile; aldandığımı senden öğrenmeliyim önce. O zaman ölsem de mutlu ölürüm, inan... Biraz da olsa inanmış ölürüm...

Aldanmak...

En büyük yıkıntısı iç dünyamızın...

Aldanmak...

Ses veren üç telimizden birinin kopması...

Aldanmak...

O en son fakat en kesin kabullendiğimiz gerçek...

Sen hiç aldatma ne olur!..

Yıkılışım da sevgim kadar büyüktür benim. Bırak, kalbimden ses veren bütün teller ben yaşadıkça sana inanmayı söylesin. Sana kayıtsız, şartsız inanmak olsun; bütün kazancım yaşamaktan. O zaman her şeye katlanırım. Korkulardan, endişelerden uzakta her saniye yaşadığımı bilirim. Çaresizlikler beni korktumaz. Şu aşağılık dünyanın hiç bir acısı seni sevmeyi unutturamaz bana artık.

İnanmak; seni düşündükçe söylediğim bir şarkı olmalı dudaklarımda...

İnanmak; gökyüzünün en karanlık zamanında bile görebileceğim bir yıldız olmalı...
Dağlardan, denizlerden esen serin rüzgarlar gibi, senden gelen bir şey olmalı inanmak. Kimi gün kalem olmalı parmaklarımda, kimi gün kulağımda musuki, gözlerimde ışık olmalı. İçtiğim suda, yediğim ekmekte sana tüm inanmanın tadını duymalıyım. Her sabah ilk ışık, sana inanarak yaşayacağım mutlu bir gün getirmeli bana. İşte o zaman yokluğuna bile dayanabilirim, özlemlerim daha derin bir anlam kazanır. Seni beklerken şüphelerin o kahredici zehiri ile, geciktiğin her saniye bir defa ölmem.

Artık aldınmak istemiyorum. Seni aldatmak zevkinden sonuna kadar mahrum edeceğim. Beni aldatmanın acısını da, sevincini de hiç tattırmayacağım sana. Çünkü, aldattığın zaman; yemin ediyorum yeryüzünde olmayacağım. İnanmışlığım ölüme kadar sürsün, bırak...

Zarımı son defa senin için atıyorum






 





DEFOL..

 

           Önemi yok artık hiçbirşeyin biliyormusun?Saçmalama tadında artık tüm cümlelerin.Ben her ne kadar yutsamda ,susamda yalanların ayuka çıkmış.Yüzünde kızarmıyor artık senin.Yaptığın herşeyi geçtim ama yalanların tüketti beni tüketti bendeki seni.Kandırmaya gerek yok artık birbirimizi...Özgürlük senin olsun artık hiç birşeyi gizli yapmak zorunda değilsin.Yalan söylediğini anlmayacak insanlarla hayatını geçirmeye devam edebilirsin...Ben seni tanımıyormuşum ya yazık bunca yıl sonra bu kelimeye söyleyecek cesareti bile bulabildin.Aslında seni asıl rahatsız eden şeyin seni bu kadar iyi tanıyıp gerçekleri yüzüne söleyebilmem olduğunu anlayacak zekaya sahipsin.Bunca yıl sonra söylediklerimi yutamayacak kadar vazgeçtin sen benden.Sevgiyi aştın, saygıyı aştın bu bencillikle sen kendinide aştın.Sen kimseyi sevemezsin hayatta en önemli şey hep sen ol olur mu?Sakın kimsenin mutluluğu için birşey yapma hep kendi huzurunu düşün.Ayaklarını hep yere bas aşk için sakın birşey yapma.Alışkınsın sen birlerinin senin için birşey yapmasına sakın kendini yorma...Her barışmada bir umut bir ümit verdin bana.Senin ne hakkın vardı beni bu şekilde yıkmaya.Bu günahların bedeli nasıl ödenir die düşmedin mi hiç?Hayatını sana adamış hatta kendi hayatını yok sayacak kadar sana adamış bir erkeğin her seferinde hayatını yıkma hakkını sana kim verdi söyle???Aylar sonra sakın beni özleme... Sakın arama beni kır telefonunu ama arama ben ararsamda sakın açama.Sil defterinden beni sadece zor günlerinde arayabileceğin başka birini bul kendine.Zaten senin hayatında en silik insan benim sadece gerektiğinde hayatnda beliren tek insan benim .Ama artık hayır...Araya aylar girse de her seferinde dönmüştük birbirimize…Bu kez çok farklı emin ol.Hadi şimdi DEFOL!!!






      ÇoK öZüR DiLiOrUm ELLeRiNi tUttUğUm iÇiN...
               ÇoK öZüR DiLiOrUm gÖzLeRiNe bAkTIğIm iÇiN
      ÇoK aMa ÇoK ÖzÜr DiLiOrUm SeNi İnSaN yErİnE KoYuP 
               SeNi SeVdİğİm iÇiN..




 

 

Tam boy görünüm için tıklayın

 
KANATSIZ MELEĞİM.. 

   Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve
yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.
    Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin. İki ucu keskin bıçaktır bu işin.Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her
zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur.
  İyi halin cezanda indirim sağlamaz.
  Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın. Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın.
  "Peki, o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?
   Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.
  Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. 
 "Acılara tutunarak" yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu
hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki. Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor. Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin
sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana. Yine içeceksin rakını balığın yanında.Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de
cabası.
  Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asıl olan yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter
ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...
  SeNi SeViYoRuM...
      KaNaTsIz MeLeĞiM..
 Sevgimin çeşidini biliosun sen..








Sen git ama biraz umut kaLsın...
uzakLas benden, kir dök her seyi, içimdeki seni, içindeki beni ama biraz umut birak..Bir aralık kapı bırak,yaşamam için tek nedenimken böyle terk etme beni.…

düsün... sensiz yasayabiLirmiyim..?

düsün, bensiz yasayabiLirmisin?

düsün …yasariz diyorsan git, kapi orada ama diyorum ya kapiyi araLik birak…

oLurda ne biLeyim geri dönmek istersen beni bu kapinin arkasinda buLabiLecegini biL…
istersen geri dönebiLecegini biL…
ama bu kapiyi kapatirsan benim yeniden açacak gücümün oLmadigini da anla…


savasacak gücüm oLmadığını biL senin için biLe..


öyLe paramparçayken her sey gidiyorsun ki,

öyLe büyük bir parçami yaninda götürüyorsun ki,
toparLanmamin imkansiz oLdugunu biLerek,
bundan önce yasanan her seyi siLip atip öyle ani gidiyorsun ki…
KaL diyemiyorum , desem kaLacaksın beLki kim biLir..ama yapamıyorum...
bu sayfaya yüzlerceKAL
’’ yazmak istiyorum ama yapamiyorum…
o yüzden git ama biraz umut kaLsin…

git ama geri dön...

git ama arkana bak bir kerecik..

beni nasıL parçaLadığını gör öyLe git...


senin çektigin acinin bin katini sadece gitme fikrinLe bana çektirdigini anLa öyle git…

eLvedasız bir ayrıLık oLsun hoşçakaL biLe deme...


diyorum ya bari senden geriye bir umut kalsin bana…
beni benden aL ve git… pisman oLma…

sadece bir ihtimaL su kapiyi araLik birak…
bu kadar agir sözLer söyLeme giderken…
geri dönüsü oLmayan yoLLara sapmamiza neden oLma…

Düsün… ve gideceksen öyLe git…
git ama biraz umut kaLsin senden geriye…


 

 



iuaeps7
 

Ve ihanet... İnsanı en zayıf noktasından yakalayıp tüm sevdiklerine ve değerlerine karşı bir kıyımın açık ifadesi.

Ve ihanet, gözünü karartıp, yok sayarak hiçbir şeyi, hiçbir şey uğruna yıkmaktır kurulmuş düzeni.

 Yıkmaktır kutsal sayılan duvarları ve "HOŞ" görünen denizde kulaç atmaktır belki de.

Ve ihanet  en güzel anları, lağım suyuna dökmektir. Şarkıları bir başka dille dinleyip kurutmaktır şeb-i deryayı.

    Ve sevdiğim, herkese ihanet edebilirsin, her şeye ihanet edebilirsin, her şeyi yok sayıp başka dünyaların yalan güzelliklerine kanıp gözüne yeni güneşlerde bulabilirsin.

Bütün ihanet değerlerin bunu kabullenebilir, tüm herkes öyle kabullenip seni öyle yaşayabilirsin. De kendine ihaneti kim affedecek. Kendine ihanet etmişsin sen sevgili, bunu ben affetsem ne olur ki, sen kendini affedebilecek misin?

    Başını yastığa koyduğunda sevgili, bir bacak arası mutluluk mudur aradığın renkli hayallerde, bir değerler yokluğumudur.

    Seni, sen affet sevgili, başkasının affı ihaneti temizlemez...

 


Tarih: 09:00, 4/10/2009 Kategori: AsK
Yorum (5) | Yorum yaz | Bağlantı

HaYaT KuRaLı...




Onu delice sevmiştim!
Bir süre sonra evlendik ve beraberce mutlu bir hayat yaşamaya başladık.Ancak bir akşam eve sırılsıklam geldi;çünkü şidetli bir yağmur yağıyordu.Ertesi gün öksürmeye başladı,bir hafta kadar öksürdü ve yatağa düştüDoktorlar geldi,reçeteler yazıldı.Ancak ne yapıldıysa ateşi düşürülemedi.
Bir gün öldü.
Evet öldü.
Sonra da bir çukura gömdüler onu...
Eve döndüğümde herşey bana onu hatırlatıyordu.
Delircek gibiydim.
Bu yüzden bir süreliğine sehayate çıkmayı uygun gördüm.Eve döndüğüm zaman yine bir hüzün çöktü içime.hemen onun mezarına koştum.Onun sade mezarını buldum,üzerinde şu sözlerin yazılı olduğu bir mermer vardı: (Sevdi,sevildi ve öldü)
Orada, aşağıda,çukurda çürümüş ne korkunç! Alnımı toprağa yaslayıp ağladım ve uzun bir süre öylece kaldım.Hava kararınca içimde o geceyi orada geçirmek gibi delice bir istek belirdi.Bekçiye görünmemek için eski mezarların olduğu bölüme kadar yürüdüm ve gizlendim.Hava iyice karadıktan sonra onun mezarını aramak için yola koyuldum.Gece zifiri karanlıktı,zorlukla yürüyordum.Korkmaya başladım.Bir süre sonra yorulunca bir mermer parçasının üzerine oturdum.Bir süre sonra üzerine oturduğum mermer parçası kımıldıyor gibi geldi bana;hemen karşı tarafa atladım.Sonra terk ettiğim taşın yukarı kalktığını gördüm.sonra ölü ortaya çıktı,çıplak bir iskelet,eğik sırtıyla taşı yukarı itiyordu.Hava zifiri karanlık olduğu onu oldukça net gördüm.Taşın üzerinde şöyle yazıyordu: (Burada Ellibir yaşında ölen jacques Olivant yatmaktadır.Ailesini severdi,nazik ve saygıdeğerdi ve Tanrı'nın lütfuyla öldü.)Ölü adam da mezar taşında yazılı olanları okudu;sonra yoldan bir taş aldı;küçük,sivri bir taş ve harfleri dikkatle kazımya başladı.Bunları yavaşça yok etti ve gözlerindeki boşluklarla,kazınmış oldukları yere baktı.Sonra bir zamanlar işaret parmağı olan kemiğin ucuyla,oğlanların fosforlu bir kibritin ucuyla duvarları çizdikleri gibi parlayan harflerle şunları yazdı. (Burada ellibir yaşında ölen Jacques Olivant istirahat etmektedir.Zalimliğiyle babasının ölümünü çabuklaştırdı,çünkü mirasına konmak istiyordu;karısına işkençe etti,çocuklarına acı çektirdi,komşularını aldattı,soyabildiği herkezi soydu ve sefil bir şekilde öldü.) Ölü adam yazmayı bitirince yazdıklarına bakmaya başladı.Arkamı döndüğümde bütün ölülerin mezarlarından çıktıklarını ve mezar taşlarındaki yazılan yazıları kazıyarak yenilerini yazdıklarını gördüm.Aklıma birden karımın mezarı geldi.Oradan hızla uzaklaşarak onun mezarını aramaya başladım.Nihayet onun mezarını buldum.Keşke bulmaz olaydım.Bir süre önce "Sevdi,sevildi ve öldü" yazılı olan mezar taşında şimdi şunlar yazılıydı: ("Kocasını aldatmak için birgün yağmurda dışarı çıktığında üşüttü ve öldü.") ..ALDATAN ALDANIR..

 KENDİN ETTİN BİZ BULDUK..

      SEN BENİ HİÇ SEVMEDİN Kİ...




Photobucket


Bir duygunun esiri aklım, sadece delicesine yaşamak var seni seninle. Özgürlüğün pençesinde kıvranırken düşüncelerim hep sen varsın düşüncelerimde. Sen, gözlerimdeki hayal, bakışlarımdaki tutarsızlık, sen gecem, sen gündüzüm gibisin. Bir yolun başındaki kararsızlığımsın. Başlamak istediğim ama bir o kadar korktuğum bir yol. Seni istiyorum geceler boyu karşımda, korkmadan dokunmak sana. İçimdeki yangınların ötesinde sarılmak hiç bırakmamacasına.


 GİT...

 

 Git artık sen bana çok gibisin. Kahvemin kokusuna sinme, aynada seni görmek istemiyorum. Sesini de al git başımdan. Gecelerde seni istemiyorum.
Yok, hayır GİTME...

 Gidersen yıkılır bu gönül. Seni ister, sarhoş bir eda ile bakarken başkalarına. Yok, GİTME. Her şey senin olsun, sen bende kal lütfen. Beni bırakırsan paramparça olur dünyam. Kurduğum sırça köşk yıkılır hayallerimle birlikte.

 Ama hayır GİT.

 Git ki sana alışmışlığım son bulsun. Artık kokunu burnumda hissetmek ve bununla yaşamak istemiyorum. Aldığım havaya seni sığdırmak, yediğim ekmeğe sen gibi bakmak istemiyorum. Al anılarını da çek git benden.

 GİTME…

 Gitme gidersen yok bedenim, ben yokum. Canımda can gibisin. Senin gitmen benim yok olmam demek. GİTME bedeli neyse ben yine öderim.





               Glitter Graphics             Glitter Graphics







Yıllar evvel birbirini çok seven iki çiçek varmış.

 

Bunlardan erkek olan ,sevgilisini o kadar çok seviyormuş ki ;baharda açtıklarında diğer çiçeklerden onu kıskanıyormuş.Buna dayanamayan erkek çiçek baharda binlerce çiçeğin içinde açmak ve kalabalığın içinde kaybolmak yerine kışın dondurucu soğuğunda açarak canından çok sevdiği sevgilisini daha fazla görmeyi hayal etmiş .Yine bahar gelmiş,bütün çiçekler toprağı 7 renge boyamışlar.Erkek çiçek kışın kurduğu hayallerini anlatmış.Dişi çiçek sevgilisinin fikirlerini çok beğenmiş, bir daha ki sefere hiç kimsenin açmaya cesaret edemediği ,  kışın dondurucu soğuğunda açmak için sözleşmişler.    Bahar bitmiş ,yaz geçmiş,kış gelmiş. Sevgilisine kavuşma hayali ile yerinde duramayan erkek çiçek ,karın bir yorgan gibi kapladığı toprağı delerek yeryüzüne çıkmış.Bembeyaz karlar içinde o renkleriyle göz kamaştıran sevgilisini aramış...Ama bulamamış .Ümidini yitiren erkek çiçek bir süre sonra üzüntüsünden boynunu eğmiş ve soğuğun şiddetine daha fazla dayanamamış ve hayatını kaybetmiş.İşte o günden sonra aşkı için kışın dondurucu soğuğuna bile aldırmadan karların içinde açan çiçeğe KARDELEN ve ona sadık kalmayıp aldatan sevgiliye HERCAİ adı verilmiş

 

 

 

 

 





Sen
  benim 
    kalbimin 
       halâ
          attığının 
             ispatısın 
                sevgili...







Onlar elele dolaşmak, bankta sarmaş dolaş oturmak zorunda değiller. Romantizm mum ışığında yemek yemek olarak empoze edildiği için böyle sahneler yaşanmıyor tabii.Belki romantizm tarlada çapa çapalarken güneşten terleyen eşini görüp “vay benim helalim be”, ya da “vay yiğidim benim” demektir.Mersinin caddelerinde üstü açık arabayla dolaşanlar mı romantik, romörkün arkasında, naylon çadır altında, düğüne giderken el ele tutuşanlar mı romantik? Hiç kimse “Hanım bi çay getir” derkenki sevgi mi daha yalın ve üst boyutta “Canım seni öyle çok seviyorum ki, rüyamda gördüm kan ter içinde uyandım, sensizlikte boğuluyorum” gibi süslü laflar söyleyeninki mi daha yalın bir sevgi bilemez.Ama benim gördüğüm, eğer gözler bir ölçüyse valla onlar birbirine daha sadık akıyorlar. Aslolan biriyle bir ömrü yaşamayı göze almaksa bence aşk Anadolu’da var...







                            




                                                         
 
   
      



                                              

                ALIŞMA BANA; 

  Ne yapcam belli olmaz.Bugün varsam,yarın birden yok olurum.
              
               DOKUNMA BANA;
 
Kapanmamış yaralarla doluyum,canımı acıtma,bir yarada sen açma.
               İSTEME BENİ; 
 
Yasaklarla boğuşursun,engellerle doluyum,çözmeye çalışma sakın,seninle karışır iyice kördüğüm olurum.
            
               ANLAMA BENİ;
   
Ben yalnız kendimi anlarım,çünkü ben böle mutluyum.
           
              GÜVENİYOSAN KENDİNE;
 
  İnandır beni aşkın varlığına,öle bi aşk yaşatırımki sana vazgeçemezsin tutkun olurum...

   Kimseye eyvallahım olmaz bu dünyada,adım atarken,kim ne der diye düşünmem asla,herzaman tek tabancayımdır,basit insanlarla polemiğe girmem hayatta.Aldatanı asla affetmem, hayatımdan toz eder biletini keserim,nasıl seviyosamda öylede silerim,geçmişe takılıp asla dert etmem bilesin.
   Yalan ve taktiklerle uğraşmayın salak deilim yemem.Gidiyosan eğer çok özlesem bile dön demem,kimseye kolay kolay güvenmem,bidaha güvenmedikçe asla sevemem.Artistlikten hoşlanmam ama icap ediyosa kralını …




ÜÇ HİKÂYE- ÜÇ DERS- BİR SÖZ

 

 1.Hikaye

 

 Kavak Ağacı ile Kabak

 Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar

 ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış.

 Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse

 kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:

 -Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?

 -On yılda, demiş kavak.

 -On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.

 -Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!

 -Doğru, demiş kavak.

 Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında

 kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da

 aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:

 -Neler oluyor bana ağaç?

 -Ölüyorsun, demiş kavak.

 -Niçin?

 -Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.

 1.Ders: Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz.

 Kolay kazanılan, kolay kaybedilir. Her işte alın teri ve emek şarttır.

 

 2. Hikâye

 En iyi Buğday

 Her yıl yapılan 'en iyi buğday' yarışmasını yine aynı çiftçi

 kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi:

 -Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla

 paylaşmakta yatıyor, dedi.

 -Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama

 neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda, -Neden

 olmasın, dedi çiftçi.

 -Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni

 alır ve tarladan tarlaya taşır..

 Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim

 ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir.

 Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi

 buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.

 2. Ders: Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak

 devam eder. Kin, cimrilik, nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar

 değildir.

 

 3. Hikâye

 

 Geleceğini biliyordum...

 Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az

 ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü.

 İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş

 yağmuru altındaydılar.

 Tam siperden dışarı doğru bir hamle yapacağı sırada, başka bir

 arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti, -Delirdin mi sen?

 Gitmeye değer mi? Baksana delik deşik olmuş. Büyük bir ihtimalle

 ölmüştür.

 Artık onun için yapabileceğin bir şey yok. Boşuna kendi hayatını

 tehlikeye atma.

 Fakat asker onu dinlemedi ve kendisini siperden dışarıya attı.

 İnanılması güç bir mucize gerçekleşti, asker o korkunç ateş yağmuru

 altında arkadaşına ulaştı.

 Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü.. Birlikte siperin içine

 yuvarlandılar. Fakat cesur asker yaralı arkadaşını kurtaramamıştı.

 Siperdeki diğer arkadaşı;

 -Sana değmez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın.

 -Değdi, dedi, gözleri dolarak, -değdi...

 -Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?

 -Yine de değdi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son

 sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim içim.

 Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı:

 -Geleceğini biliyordum... Geleceğini biliyordum... 3. Ders: Güven

 vermek önemlidir. Güven duymak önemlidir. Duyulan güveni boşa

 çıkarmamak daha da önemlidir.

 

 'Her sabah Afrika'da bir ceylan uyanır. En hızlı aslandan daha hızlı

koşması gerektiğini bilir, yoksa öldürülecektir.

 Her sabah Afrika'da bir aslan uyanır. En hızlı ceylandan daha hızlı

 koşması gerektiğini bilir, yoksa aç kalacaktır.

 Aslan veya ceylan olmanız fark etmez. Güneş doğduğunda koşmaya

 başlasanız iyi olur. Afrika Atasözü Çok çalışmak, emek harcamak, güven

 vermek, sevmek ve paylaşmak hayatın anlamlı olmasını sağlar.

 Her sabah uyandığımızda bir de böyle bakalım dünyaya. Unutmayın hayat

 uzun bir öyküye benzer.

 Ancak öykünün uzun olması değil, iyi olması önemlidir.


        

Pardon
Pardon! Acaba sizi sevebilir miyim?
Neden?
Neden olacak, korkuyorum!
Korkuyor musun?
Evet ya, korkuyorum.
Çünkü seni seversem hemen huyun suyun degisecek.
Sende sevdiğim şeyler farklılaşacak.
Şımaracaksın. Beğenmez olacaksın artık beni.
Çünkü ben artık muhtaç olmuş olacağım sana, senin gözünde.
Öyle değil mi?
Bilmez misin?
Muhtaç olmak acizliktir.
Simdi seni sevdiğim için cezalandıracaksın beni biliyorum!
Hor göreceksin.
Bekleteceksin.
Aramayacaksın.
Menfaatlerin on plana çıkacak.
Şayet menfaatlerini de sevmezsem beni sileceksin. Yalan mi? Sileceksin iste!
Sonra her gün benden azar azar uzaklaşacağını seyredip kahrolacağım.
Yahu ben bir seven'im. Yani seni sevgimle onurlandırmış bir insan.
Dünyayı ayakta tutacak insan kudretinin adidir
Sevgi...
Simdi ben sevdim diye, bu kudrete ve cesarete sahip oldum diye sen beni
nasıl ve ne hakla cezalandırabilirsin?
Aklim almıyor. Zeka seviyem de. insanlığım da. Yüreğim de.Yok! "Seni seviyorum" cümlesini çok sarf etme eskir!
Yok! Herkese "seni seviyorum" deme, sadece asık olunca kullan!Yok! "Seni seviyorum" demeden önce bin bir hokkabazlık yap ve sirin görün ki sevdiğin sevildiği için kendini dev aynasında görmesin, onu inlet,surundur,aklini başına getirt
, mahvet!
Neden?
Çünkü, bu makbul..
Kaç....sevsen de sevmesen de kaç!
Neden?
Çünkü kaçan kovalanır aptal! Kaçan kovalanır... iyi de, neden sevdiğim için kaçıyorum ki? Ben kaçacak ne yaptım? Kaçarak daha mi makbul olacağım? Kaçarsam daha mi kıymetim anlaşılacak?
Sevmek utanç verici bir şey mi ki kaçmam gerek?!
Anlayamıyorum...
Oysa ben zaten sevdiğimi severek devleştirmişimdir.
Onun dev aynasında kendisini yeniden devleşmesine ne gerek var ki?
Bir görebilse benim gözlerimle
kendini, eminim kıskanacaktır bendeki kendisini...
Yok ama yok!
Bilmez sevgililer sevilmenin eşsizliğini, bilmez...
Ondandır bol keseden sevgiyi böyle tüketişleri...
Ben hiç şımarmayan, değişmeyen, yozlaşmayan, uçup gitmeyen, tükenmeyen sevgi görmedim.

Artık cenaze törenleri iki turlu yapılmalı. Biri bedenler için,

Diğeri zorla öldürülen sevgiler için!...
Ne demiş Yılmaz Erdoğan," Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim"
Anlayın artık varlıkları değil, ihtimalleri sever olduk...

Neden?

Çünkü ihtimaller hayallerimizdir. Sevmekse hayatin bir gerçeği. Hayallerimizde sevgilimiz hiç değişmez. hatta "seni seviyorum" dedikçe ya gözleriyle, ya elleriyle ya da tatlı diliyle " beni sevdiğin için teşekkür ederim askım " der...

Teşekkür etmek?! Beni sevdiğin için...

Evet ya... Bir onurdur, bir ödüldür, bir şereftir sevmek ve sevilmek. Özgürlüğümüzdür. Cesaretimizdir. insanlığımızdır. Ayrıcalığımızdır. Ama ne yazık ki birde bütün bunları farkında olamayışımızdır sevmek...

Korkuyorum. Hep sevdiğim için cezalandırıldım. Artık "seni seviyorum" derken bana tuhaf tuhaf bakmayacak varlıkları daha çok sevmeye niyetliyim... Bir çiçek gibi... Bir hayvan
gibi... Bir dağ manzarası gibi...Bir su damlacığı gibi...Bir küçük tomurcuk gibi henüz doğmakta olan...

Çünkü hepsinin insanlarda var olan bir büyük silahlan arındırılmışlığı var. Yani dilleri yok, dilleri! Konuşamazlar... Sadece dinlerler... Sevginizi anlayarak hissederek dinlerler.

Onlara "Pardon! Acaba sizi sevebilir miyim? " demeniz gerekmez. Direkt söylersiniz sevginizi hesapsızca, umarsızca... Saymadan... Ve sevgimi ifade edecek her turlu çılgınlığı hesapsızca yapmak istiyorum.
Gurur denilen sözcüğü sözlüklerden çıkartmak, sevdiğim için sevilerek ödüllendirilmek istiyorum



   


Tarih: 08:00, 4/10/2009 Kategori: AsK
Yorum (9) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->


Sitenizesayac.com