çİğDeM..

nEfReTiMsİn..





 

 

    Aldatan bence hayattaki en adi şerefsizdir. Bu erkekse pezevenk kadınsa fahişedir..

   Biraz ağır mı oldu söylediklerim? Bence hafif bile kaldı, asıl    söylenmesi gereken sözlerin yanında… Çünkü “aldatma” değerleri yok olmuş bir insanın, kendini tamir etmek için bitmeyen, tükenmeyen ümitsiz arayışlarının bir sonucudur… Aldatan insan, kendi yokluğunda kaybolmuştur. Uçurumun dibinden hayata son kez bakan bir enkazdan bir farkı yoktur onun. O kaybolmuş ve unutulmuştur. Onun tutunduğu son bir umut dalıdır “aldatma”…Karanlığın içinde kalan siyah bir toz bulutu gibidir o. Gördüğü ilk parlak yıldızdır onun yol gösterici pusulası…Peki nasıl olmuştur da, kaybolmuştur insan kendi yürüdüğü yolda? Uzak kaldığı için elbette kendisinden… Mutluluğu kendisi dışında bir başka yerde bulmak istediği için… Sadece bir adı olsun istediği için yaşadığı her şeyin.Ve bir şeyleri sadece yapmak için yaptığı için…Aldatan insan, acınası bir enkazdır aslında. Onun yardıma ihtiyacı vardır. Çünkü eski hayatından kopacak kadar gücü, yepyeni bir hayat kurmaya yetecek kadar da cesareti yoktur. O aslında ne vardır, ne de yoktur. Günlük mutluluklarla teselli eder kendisini. Hep kaçarak yaşar… Hep yakalanma korkusuyla adım atar. Bunun adına da “yaşamak” der…Korkak bir insan ne kadar mutlu olursa, ya da kaçarak bir insan ne kadar huzurlu olabilirse, aldatan insan da o kadar mutlu ve o kadar huzurludur işte. Ona yardım etmek gerekir. Onun yardıma ihtiyacı vardır çünkü. O cesur deseniz cesur değildir, güçlü deseniz güçlü değildir. Onu tehdit edebileceğiniz o kadar çok şey vardır ki… Onun duyguları herkesin izinsizce girip çıkabildiği kontrolsüz bir oda gibidir. Peki, bütün bunlara rağmen neden aldatır insan?Çünkü, kendisi de aldatıldığı için yapar bunu… Kendi duyguları onu aldatmıştır. Hayatının karmakarışık zincirleme reaksiyonları, kendi benliğinden uzaklaştırıp, acımasızca aldatmıştır. Muhtemelen de intikam almak ister aldatırken. Peki, kimden intikam alır aldatan insan…

     Tabii ki, kendisinden…Ve eski sevgilisinden..



                                                      blog                                                           

                             

 

 

         


   Bu hayata ve onun kurallarına aykırı bir sevginin herşeyin üstesinden gelebileceğine inandırmıştık kendimizi.
   Hayallerimi hayallerine, umutlarımı umutlarına, sevgimi sevgine taşıyan aramızdaki büyünün hiç bir zaman kaybolmayacağını sanıyorduk.
   Varlığımızın birbirini tamamlamak için yaratıldığını düşünüyorduk ama aslınsa geçmişimizden kalma o ruhumuza yerleşmiş yaralarımızın acısıydı tek bağımız.

   Bizi birbirimize iten geçmişimizde yaşadığımız aşklarımızın o yarım kalmışlığımızın ezikliğiydi. Geçmişini geleceğimize taşımasaydın eğer belkide biz şimdi seninle birbirimizin geçmişi olmayacaktık.   
   Benliğimi tutsak ettiğim ve kutsal saydığım varlığının dışına çıkmak en büyük kaybediş sayılıyordu benim için o zamanlar. Varlığımın ve sevgimin bağlılığı geçmişine ve bana karşı tek kişilik bir ordu yapmıştı seni adeta. Yaraların her acıdığında bana geçmişinmişim gibi bakıp sanki suçluymuşum gibi beni yapmadığım hatalarla suçluyordun.
 Seni sevmem bile o her hatırladığında içini acıtan ve sürekli kötülediğin geçmişin gibi suç sayılıyordu senin için. Bunu bana karşı neden yaptığını sorduğumda önceleri beni özlediğini fakat şimdi yanında olduğum için özleminin bittiğini ve hiç bir şeyin artık umrunda olmadığını söylüyordun.
     Peki ya sevgin diyordum bitti diyordun. Beynimdeki nedenlerle dolu sorular günden güne çoğaldıkça kendimi kutsallığında biraz daha kaybediyordum. Seninle ve üzerime bir çamur gibi hiç durmadan sıçrayan geçmişinle kalıp yaşamaya çalışmaktan ve bir gün herşeyin düzelmesini beklemekten başka çarem yoktu.

       Senden vazgeçip gitmek ve yeni bir başlangıca adım atmak için artık çok geç kalmıştım. Arzularım özlemlerim, seçimlerim yoktu artık.  Geleceğim, hayallerim, umutlarım ne varsa beni hayata bağlayan hepsi bir bir terketmişti beni. Artık bildiğim ve savunduğum tek gerçeğim sendin. Nasıl bir tutsaklıktı bu beni benden alıp böylesine yok eden bilmiyorum.

        Sana deliler gibi tapıyor geçmişini görmezden geliyor her şeyine tahammül ediyor delicesine seviyordum seni.Bir gün geldi nasıl olduysa o sevginin sokağa açılan kapısının dışında buldum kendimi. arkama bile bakmadan gittiğim..Sende hiç bir karşılığı olmadığını anladığım ve yüreğime hapsetmek zorunda kaldığım sevgimi durmadan kırbaçlayan özleminin beni kendi hayatına teşebbüs eden korkakça yaşamaya alışmış insanlardan biri haline getirmesine engel olabilmek için yüzümü soğuk elleriyle kendi yüzüne doğru çevirmeye çalışan hayata izin verdim sonunda. Kendime bir şans daha tanımam gerektiğini düşüncelerime kabullendirip bu tutsaklıkta hayatıma ve benliğime karşı yitirdiğim saygımı tekrar geri kazandım.

           Beni sürgünlere gönderdiğin o karanlık gecenin güneşli sabahından,beni kişiliğimle karşı karşıya getiren ve sonrada hayata karşı yenik düşen anlamsızlığının bendeki eriyip giden parçacıklarına gülümseyerek el sallıyorum şimdi.  

 


Starswirl     Starswirl     Starswirl    Starswirl




BEN TANRI İLE KONUŞTUĞUMDA " DUA " EDİYOR DEDİLER

AMA  TANRI BENLE KONUŞTUĞUNDA ŞİZOFRENİ ETTİLER..










AlDaTmAk sAnA gÖrE

Dilimi elime verip sustum öylece...Kanayan yanlarıma inat sustum!Kolay olduğundan değildi,ama konuşsam da sen anlamayacaktın..
Yara bere dizlerim var benim.Sen hiç görmedin..Ne çok kanadım..anlamadın yar..Anlayamadın...Düştüğümden tozdu her yanım..Bundan saklandım..Sen korktuğumdan sandın...Oysa korkmadım hiç...Canımla kendin aranda seçim yapmamı istediğinde bile korkmadım ölmekten,sensizlikten korktuğum kadar...Ama dedim ya anlamadın...
      Hep en zor yola sevkettin beni..Hep yanlış yollara..Yanmış,yıkılmış,çıkmaz sokaklara...Bundan geçtim ben bahar bahçe yollardan...Baharlardan,saçlarından bundan vazgeçtim...Sanma yorulduğumdan...Kalmamışlığımdan es geçtim hayattan...
      Sana göre günlük güneşlikti zaman..Zaman geçer ve düzelirdi hayat..Ama öyle olmadı hiç...Sen taze meltem kokularıyla yaşarken,ben ayazlarla savaştım.Kaç kez yenildim kim bilir..Kaç kez en baştan başladım...Önemi yoktu kayıplarımın...Gitgide vazgeçmek kolay geliyordu ya hani,bunu da içime aldım..Nasıl olsa haddi hesabı yoktu ayıplarının...
     

 
  

Sana kızamadıysam,kırgın olmadığımdan değil...
  Alıp götürdüğünden herşeyi..
  Kalmadığımdan...
  Beni bana bırakmadığından...
  Eksilttin ve varsa içimde..
  Sadece alabileceklerini değil,almaya haddin olmadıklarını da aldığından...
     Ne desem yine ayaz yine kar..
  Ondan diyorum ya kestim dilimi,sussun bu feryat...
  Artık istemiyorum ne baharları ne saçlarını..
  Meltemlere de ihtiyacım yok,alıştım soğuklara...
  Gelme artık,vazgeçtim...
  Herşeyi sattım yokluğuna..
  Yokluğunu da bi deniz kıyısına bıraktım...
  ihtiyacım yoktu,sattım yokluğunu..!

 

     






       

                 Sahte bir aşk..

 Hayat, gittikçe dibi biLinmez kör kuyuLara itiyordu beni yavaş yavaş... Hani ben hep neşeLiydim, hep mutLuydum, hani ben cimcimeydim ya; şimdi karaMsar keLimesi biLe az kaLır içimi tasVir etmeye... Benim de güvendiĞim insanLar vardı, benim de dostlarım vardı ya da ben var sanmıştım. AsLında hiç oLmamışLardı ki... Şimdi nasıL sessiz çığLıkLardaysam o zamanLar da içten haykırıyordum...

Herkes imRenirdi bana ne güzeL güLümsüyormuşum her zaMan... Kim biLirdi ki benim yüreğimde koPan fırtınaLarı?... En kötü zamanLarında yanında oLmaya çaLışırdım insanLarın, sığınıLacak kocaman bir Limandım ben ama deniz daLgaLandığında hiçbir gemi yanaşmazdı bana... Kendi kendime savaşırdım ben fırtınaLarLa, bakardım uğramadan geÇen gemiLerin ardından sessizce...

Hadi kuşanın yine sevimLi insan maskeLerinizi!... Ben maskeLerin aLtında yatan şeytanLarı göremeyecek kadar körüm ne de oLsa... YaLanLarLa süsLenmiş sevgi sözLeriyLe yaraLayın beni önce, sonra zehirLi birer ok gibi sapLayın çirkin sözLerinizi teker teker... Umrumda değiL artık acıLar, yaraLar... BağışıkLık kazandı ruhum sayeNizde!!!

Ne kadar da umutLuydum herkesten... İnsanLarın sahte olduğuna inanmazdım. Şans verirdim her insana ayrım yapMadan, tıpkı ayrım yapmadan beni de acıttıkLarı gibi... Canımdan parÇa biLdim birçoğunu, kendimi sever gibi sevdim ama sevmek yetmiyorMuş. DostLar sahte, sevgiLer sahTe, insanLar saHte oLmuş da bir ben kaLmışım fark edemeyen...

İşte şimdi ben de sizDen biri oLuyorum. Hadi kusun içinizdeki kini, ben de öğrenmeLiyim acımasız oLmayı... Nefret, duyguLarın en üstünü oLmuş artık... Benim nasıL oLsa umudum kaLmadı artık, varsın içimi nefRet doLdursun ne fark eDer? Ruhum can çekişiyor şimdi aydınLığı meçhuL oLan uzun, karanLık yoLLarda... Durmaksızın kanıYor yaraLarım, sessizLiğimin çığLıkLarında kayboLuyor isyankar ferYatLarım... Vazgeçtim arTık her şeyden...

ARTIK MELEK DEĞİLİM...



 

hareketli resim resimleri






♥ kırık bir aşk.................hikayesi bu...♥
♥umutsuzluklarla..........ve hüzünle dolu...♥
♥güneşinden yoksun; umut, bulutlar ardında♥
♥gökyüzü kapkaranlık ve biz burada ışıksızız♥
♥yollar aşılamaz türden, ufuklar bizden uzak♥
♥bugünler mutsuz ve yarınlar çok umutsuz♥
♥amaçlar belirsiz ve araçlar çok yetersiz♥
♥görüşebilmek zor, görüşmemek zor.♥
♥sevebilmek ve de sevilebilmek♥
♥ne kadar mümkün sence?♥
♥ne kadar olası bu düş?♥
♥birleşebilir miyiz?♥
♥sen-ve-ben♥
♥bir gün!♥
♥♥♥♥









 

  Bile bile girdim bu oyuna. Ne olursa olsun hep dışında kalacağımı bile bile, beni oyununa al istedim.

  Bir kenarda durup senin yaşamını izleyerek sessizce sıramı bekledim. Ve hep sevdim seni. Sen gülerken, ağlarken, severken, kanarken, kanatırken, orada öylece durup sevdim seni. Elimden de başka birşey gelmedi. Hiç şikayet etmedim senden. Hiç şikayet etmedim sevginden. Hiç şikayet etmedim sevgisizliğinden. Asla sevilmek için sıramın gelmeyeceğinden. Bilerek girdim bu oyuna. Ve çıkıp gitmeyi, seni bırakmayı, seni artık sevmemeyi göze alamayacağıma göre şikayet etmeye de hakkım yoktu. Kendimce sebepler buldum. Kendimce haklar verdim, kendimce haklar aldım kendimden. Sadece küçük bir ihtimal için kendimce senin oyunlarınla savaştım.Senin hayatın tüm gerçekliğiyle sürüp giderken gözlerimin önünde, ben kendime yalanlardan bir yaşam yarattım.
Hiç şikayet etmedim. Hiç suçlu aramadım.

   Çünkü ben bunları sadece kendim için yaşadım. Kendim için sevdim seni. Seni sevmek beni yaşama yakın tuttuğu için. Seni sevdikçe kendime bağlandığım için. Seni sevdikçe herşeyi sevdiğim için. Ben bunları kendim için yaptım. Hiç bir zaman bir hayatım olmayacağını bile bile. Senden bir hayat istemeye hakkım olmadığını düşüne düşüne. İçten içe beni çok sevmeni isteyerek ve bunun hiç olmayacağını bilerek sevdim seni. Elimden de başka bir şey gelmedi. Sonra yoruldum orada öylece durmaktan. Dahil olmadığım bir yaşamı izleyerek içindeymişim gibi davranmaktan. Yoruldum dışarıda kalmaktan. Buna hakkım yoktu farkındaydım. Çünkü ben bunları kendime, kendim yaptım. Zor zamanlarında elinden tutarken bunun bir anlamı olmadığını bile bile yaptım. Sen ağlarken kanayan yüreğimin yalvarışlarını duymayacağını bile bile sarıldım sana. Sen hayattan vazgeçerken umurunda olmadığını bile bile yalvardım. Sadece bir an için seni mutlu edebilirsem, dünyanın en mutlu insanı olduğum için çırpındım seni mutlu etmek için. Sadece kendim için. Aciz bir aşktı bu. Bencil bir aşktı bu. Çaresiz ve imkansız bir aşktı bu. Ama yine de çok büyük bir aşkla yaşadım bunları. Sadece kendim için yaşadım.Yoruldum sonra. Sen de benim için birşeyler yap istemeye başladım. Benim için yapacak hiç birşeyin olmadığını bile bile istedim. Mesela sevebilirdin beni.

 

 

 

 

 

   Seni sevdiğim kadar olmasa da sevebilirdin, az da olsa, bir anlık da olsa, gücün ne kadarına yetiyorsa mesela.....


duygusal.jpg



                  SeVgİsİz DüNyA...


N
e kadar acı ve ağır bi cümle nasıl sevgi bitince beddualar ederiz sevgiliye  bütün zehrimizi akıtırız tabir-i caizse... "sende mutlu olma"  ALLAH belanı versin"   "acı çek inşallah"   "sende sev ama karşılık bulma"   "sende benim gibi acı çek"  oysa asıl bunu söylediğmiz zaman ihanet eden biz olmaz mıyız aşka..
   
    Bilmez miyiz hiç o acı çekince bizim canımızın daha da yanacağını bi yazı vardı burda okumuştum çok hoştu diyodu ki  " birine sevginizin tümünü sunmanız onun da sizi ayın şekilde seveceği anlamına gelmez" ne kadar doğru..siz seviyosunuz diye o da sizi  aynı şekilde sevecek değil ya...en basidi ben çok seviyorum o kadar ki tarif bile edemiyorum.konuşamıyoruz doğru düzgün ama hergün görüyorum onu onun beni sevmediğini ve sevmiceni de biliyorum ama seviyorum...o sevmiyo diye sevgimden vazgeçicek değilim...zamanla bi değişiklik olur mu sevgimde onu da bilmiyorum...ama şimdi hissettiğim onsuz hayatın bana bi mana teşkil etmediği ama o beni sevmiyo diye bi kere bile onun acı çekmesini  dilemedim dileyemem de çünkü canı yandığı zaman o acıyı benim de hissediceğimi biliyorum.bunu yaparsam bencil olmuş olurum ve benclliğin sevgide hiç yerinin olmadığını da biliyorum.tabi ki onun da beni sevmesini istiyorum gecelerce dua ediyorum benim onu sevdiğim kadar o da beni sevsin diye olmuyo...düşünün bi kere sevigiliyken iyi hoş acı çekince üzülüyosun da ayrılınca naparsa yapsın bütün acıları çeksin diyosun eğer bunu diyebiliyosa biri hiç sevmemiş demektir...

   aşk sadece o yanınızdayken, size seni seviyorum derken kendini açığa çıkarıyosa aşk değildir şak sonsuzdur koşulsuzdur...aşk karşılık beklemez...karşılık bekleyen tek şey çıkardır çıkarınız varsa karşılık verirsiniz beklersiniz ama aşk ta bu yoktur aşk karşılık beklemeden her fedakarlığı yapar...



 

Özleminle Boğulup Ölmek...

Simdi öyle umutsuzca yazıyorum sana. Ben sende kaybolmuşum, sen bende. Belki bu kaybolmuslukta birşekilde duyarsın sesimi diye...
 

 Hiç şimdiye kadar gerçekten düşündün mü seni anlayamadığımı? Ben de aynı senin gibi bir maske taktım yüzüme. Sırf bu kadar olaydan canlı çıkabilmek için. Sırf mümkün oldugu kadar yara almadan kurtulmak için. Ama beceremedim işte. Buraya kadarmış...
 

 Ben aşkımı sadece satır aralarında kaybolmuş bir yazar olarak yaşamak istemiyorum. Seni şu anki şekilde anmak istemiyorum. Seni her hatırladığımda çaresizce gökyüzüne bakmak istemiyorum. Gözyaşlarım ve aşkımla büyüttüğüm kalbimi söküp atmak istemiyorum. Çünkü benim yüzüm ilk defa gerçekten seninle güldü, senin gözlerinden aldığım ışıltıyla biraz daha baglandım hayata. Ben o şımarık ve tatlı kızı istiyorum hayatımda. Onu tanıyınca bana tekrardan doğduğumu hissetiren kızı...
 

 Nolurdu ellerimi hiç bırakmasaydın? Bu kadar üzülmeme izin vermeseydin? Ama bunların bir şekilde yaşanması gerekiyordu. Çünkü yanlış başlamıştı herşey. Yanlış yer, yanlış zaman. Konuşmalarından da belliydi zaten birgün bırakıp gideceğin. Elinden geldiğince acıtmadan gitmeye çalıştın ama seni gerçekten kaybetme korkusu neler neler yaptırdı bana. Neyse o günler bir şekilde geride kaldı. Biliyordun birbirimizi çok üzeceğimizi, bilmiyordun birbirimizi yaralayacağımızı, acıtacağımızı ve birçok şeye zarar vereceğimizi. Bundan sonra birşeyler kazanmıyoruz tam aksine artık geçen vakit bizden birşeyleri götürüyor...
 

 Görmüyor musun sana ulaşmak için birçok şeyimi feda ettiğimi? Başka asla hiç kimselere yapmayacağım şeyleri yaptığımı? Kendimden ne kadar fedakarlık ettiğimi? Sana ulaşmak için kendimle nasıl savaştığımı? Sanmıyor musun benim de gururum olmadığını. Her sözünde biraz daha canımı yaktığını, Her sözünle kalbimde yeni bir yara açıldığını. Bu seferki kendi kendine kapanacağa benzemiyor. Görmüyor musun her sözünle seninle buluşmamızın daha da imkansızlığa doğru sürüklendiğini? Gerçekten istediğin bu mu güzelim... Gerçekten de bu ilişkiden istediğin sonuç bu mu...
 

 Hani bazı sözler vardır insanı derinden yaralarlar. Hem de en beklemediği anda söylenmişlerdir. En zayıf anında, en beklemediğin kişiden. Benim kalan tüm gücümü de alan bu oldu...
 

 Şu anda sen belki de hala beni beklerken ne haldeyim biliyor musun? İnsanlarda tüm duygular zıt şekilde verilir. Tabi ki aşk için de bu geçerlidir. Hatta en kötüsüdür. Nefret ve aşk aynı anda verilir tüm kalplere. Aralarında çok ince bir çizgi vardır. Ben bu çizgide yürüyorum şu an. Kalbimin en ağır mahkemelerinde yargılanıyorsun. Ve durum bu sefer hiç de iyiye doğru gitmiyor. Birilerinin artık buna çıkıp dur demesi lazım. Ve bu kişi sensin...
 

 Sanki bir bataklıkta gibiyim. Yavaş yavaş çekiyor toprak beni kendine doğru. Artık elimden tutmanı istiyorum. Elimden tutup beni buradan çıkarmanı. Ben sana ulaşmaya bu kadar çabalamışken bir fedakarlık bekliyorum senden. Ve bu kabusun sona ermesini...

 Bu gidişin sonu kötü görünüyor. Ben bu şekilde bitmesini istemiyorum bu hikayenin. Hem de kavuşmaya bu kadar yaklaşmışken özleminle boğulup ölmek istemiyorum...

 

 

 






                                                                  

İşte Yine Susuyorum...

 

 Ne keyifle okuduğum şiirler ezberimde, ne de bağıra çağıra söylediğim şarkıların sözleri. Dalgın gözlerle yürüdüğüm caddelerde kayboluyorum.

 Sonsuz bir inatla sarıldığım radyodan gelen o harika melodilerin de tadı yok? Peki ya o yağmurda iliklerime kadar ıslanmalarımı kim çaldı benden? Bilmiyorum!

 Susuyorum artık... Sustukça susuyorum. Sustukça, üzerime gelen insanlardan kurtarmak için ruhumu, suskunluğuma sarılıyorum. Ama yine de saplanıyor yüreğime bazı kelimeler. Bazıları da acıtıyor üstelik…

 Sessiz geceler benim için sığınılan bir liman sanki. Kendimi bulup bulup kaybettiğim karanlıkta, şöyle bir uğradığım kelime hazinem de bir anlam ifade etmiyor. Düşünüyorum da bu güne kadar hep; gibi yazmışım, gibi okumuşum, gibi söylemişim ve en önemlisi; gibi sevmişim...

 Elbette hiçbir şey, ben ol deyince olmaz. Bunu biliyorum ama zaman da geçiyor hızla. Tükenmez sandığım bütün sözler bitiyor ve ben de yavaş yavaş tükeniyorum... Onca yıldan sonra; hayata dair ne kaldı ki elimde? Kocaman bir hiç! Öyleyse neden bunca çaba, neye bunca isyan?

 Öyle anlamsız ki yaşadığım hayat. Her şey az sonra gerçekleşecekmiş gibi duruyor, elimi uzatıyorum tutmak için, kayboluyor. Benim dışımda kopuyor bütün kıyametler ve ben kendime uyan bir kıyamet beğenmiyorum…

 Kalbime bir kurşun sıkacak gönüllü katilimi arıyorum ya da yüreğime su serpecek elin sahibini... Toprağa ateşi düşürecek, denizi yakamozlarla süsleyecek sesin sahibini… Artık basit şeyler bekliyorum yaşamdan. Örneğin, kimselerin bilmediği sırlarım olmalı ölürken... Kimselerin gitmediği sokaklarım olmalı... İçimi
kanatan özlemlerle yaşlanıp, sonra da sessizce gitmeliyim bu dünyadan.

 İşte yine susuyorum; siyah bir geceye dönüyor her anım ve okuduğum her şiir kanatıyor yaralarımı. İçimdeki çocuk ölüyor... Yalancı gülümseyişlerle beni ciddiyete çağıran insanları da önemsemiyorum. Elimden kayıp gidenlerden korkmadığımı bilmiyor ki hiç biri…

         


  Arama . . . Arama ve hep aşık olarak kalmamı sağla sana ! ! !


Arama artık bu "son" olsun hiçbir şey hissetmiyorum sana karşı.BiT-Ti ! ! !


 

Daha öncede çok son tüketmiştik seninle
-Son görüşün olcak beni
-Son öpüşüm bu
-Son sarılışım bu
-Son sesimi duyuşun bu
-Son arayışım bu
-Son msjım bu
-Son "seni seviyorum" deyişim bu
-Son vedam bu
Çok defa duymuştum bunları..Ama hiçbiri bu son kadar acıtmamıştı..


Sana yıllarımı verdim ben! Yada, kendimi verdim içimde yıllarım varken... Gidişine alkış tutacak değilim! Gülecek değilim bu kadar eksilirken...


Hatırlar mısın? Mutsuzluğu gerçek; mutluluğu gibi, kadar, benzer hayalim? Çocukluğumdun sen benim, hani hiç büyüyemediğim. İlerleyen yaşımdın sonra, çoğalan gençliğim. Yeri geldi yürüyen bir yangındın içimde, ruhumu adım adım ateşe vermeni sevdim. Sonra bir yudum suyumsun diye haykırdım sana ve yaktığın ateşe dur demeni bekledim. Hep bekledim beklide! Hani bir an önce gelirsin diye biriktirdiğim, astarıma kaçmış umutlarım vardı benim, sana dair hayallerim... Zamana kafa tutan cesaretimdin sen benim. Yıllar avucuma sığacak kadar küçük gelirdi ufkuma, mevsimleri nefesimde tüketirdim. Geleceğin yollara serdiğim ümitlerim vardı sonra, seccademe yüklediğim hayallerim. Ellerim vardı; ellerin olmadan buz gibi. Gözlerim vardı; sensizliğe hissiz, renksiz, karanlık ve senden başka hiçbir şeyi seçemeyecek kadar körelttiğim. Saçlarım vardı; hani sözlerinde uçup duran, zapt edilemez ve dizginlenemez bildiğim... Derken, yanlış hatırlamıyorsam; bir ben vardı varlığını yücelttiğin! Önce rüzgarlara, sonra bulutlara ve en sonunda koyacak yerleri tükettiğini fark edip, ki üşümeyeyim diye yüreğinde bir sır gibi gizlediğin. İstediğin bir benin vardı senin... Şu vardılar gibi hala farkı(m)da mısın acaba, o bir benden eksikliğin farkı(n)da mısın sevdiğim? Gittiğinden beri ne bir mektup, ne bir tesellin! Karanlıklar içinde hapsettiğin bir yalnızlık bıraktın bana. Bu mu senin adaletin? Bu mu sevgin? Bu mu özlemin? Söylesene bu mu vazgeçilmezim dediğin? Hatırlamamak için az mı hırpalıyorum sanıyorsun kendimi. Az mı tekil ömrümü çoğul fiile çevirdiğim. Ve üzerime çullanan kaç heceyi bilirim? Kaç geceyi bilirim; seninleyken cılız karanlığına akıl erdiremediğim ve aydınlık sırrına fikir yettiremediğim... Boşver artık sevgili, boşver artık sevdiğim! Sonu yok ki başını da hatırlamak olsun. Ardından aylar geçtiğine bakma sen, kahrolası sevgin derken asırları saklıyorsun, saat saat içime hançer gibi işlediğin. Ki yabancım bile değilsin artık! Arkadaşım değilsin, dostum değilsin ki yeniden sevgilim olmayı istiyorsun...


Artık yorma beni yar, yorma kalbimi! Bak, titredikçe ellerimden düşüyorsun. Meğer onca zaman ayrılığı söylemişiz seninle. Biz küçülürken, büyüttüğümüz yalanlarımız olmuş biliyorsun.


Gidiyorsun, gittiğini sanıyorsun! Ve hayat böyleymiş sevdiğim!

Bak!

Bana seni bıraktın, şimdi çıkmış elde beni arıyorsun...



                       

             SEVGİLİYE;

 Şimdi sakın suçlama beni
 Allah belamı versin ki gerçekten sevmiştim seni,
 Ama şahitsin sana karşı hep acizdim
 Kulundum,kölendim ama yetmedim
 Yazıklar olsun be sevgili beş kuruşa sattın beni!!!


             DOSTA
 Şimdi sakın suçlama beni
 Sende biliyorsun ki arkamdan vurdun beni
 Ses çıkarmadım ve sen götlük yaptın
 Bile bile şerefsizliğe taptın
 Şimdi yüzsüzlükle af dileme benden
 Allah affetse ben affetmem
 
             HAYATA
 Şimdi sakın suçlama beni
 Sendin sırtıma geçirdin ihanet hançeri
 Kırıp,döktün aşk sonrası kırılan kalbimi
 Vurdun her defasında acımadan beni!!!
 
        Şimdi son sözlerim
 
               SİZE


 Allah kahretsinki inanmışım ben size,
 Ama noktayı koyuyorum artık
 Hiçbiriniz yoksunuz, hiç olmadınız ki
 
 Karşıma çıkmayın yeter bu kadar!!



      AMACINA ULAŞTIN MI???

      HAYIR MI?
      O ZAMAN BAĞIR,SÖV,KIR,PARÇALA!!!
      AMA BUNLAR SADECE SENİ RAHATLATIR
      NETİCE DE KAYBEDEN YİNE SENSİN
      VE BUNUN ACISINI HEP HİSSEDECEKSİN!!! 

                                  
                                      
                ÇİĞDEMİME

             Aylar oldu yıllar oldu             
             Ben yüzünü görmedim.
             Yüzüne hasret kaldım kız          
             Yüzüne yüzüm sürmedim

             Gülen aya sordum seni
             Küstü yüzünü sakladı
             Yıldızlara sordum seni
             Yüzüme bile bakmadı
             Yıldızlara sordum seni
             Yıldızlar kan ağladı

             Aksam olur ay gecede
             Çiğdem çiçek şenlenir
             Vallah/Billah düşünmesem seni
             Derdime dert eklenir

             Bıçak sapladım sineme
             Eskidi yaralarım
             Sabah olsun gelmeye eğer
             Kendimi yaralarım...  
                                                

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !