EY HAYAT!!!

      

Bir yazı yazacağım sana…

İçinde gece olacak...

Yalnızlık olacak…

Ve SEN olacaksın…

Gece yalnızlığa bulaşmış olacak…

Yalnızlık…

Yaldızlı karanlıklara…

SEN…

Yaldızlı karanlıklarda bir yıldız olacaksın…

Bir yazı yazacağım sana…

İçinde gölge olacak...

Gerçek olacak…

Ve SEN olacaksın…

Gölgeler; hayatın kendisi olacak…

Gerçek; gönül renginde Kafdağı…

SEN…

Kaf dağına varmadan elde ettiğim en güzel tesadüf olacaksın…

Bir yazı yazacağım sana…

İçinde gölgeler kadar gerçek…

Hayatımın en güzel tesadüfü…

SEN olacaksın…





Bir Kız ve bir Delikanlı, bir Motosikletin üzerinde 180 km/h hızla gidiyorlar ve aralarında şöyle bir konuşma geçiyor; 

Kız: Lütfen yavaşla, ben korkuyorum..

Erkek: Hayır, bak ne kadar eğlenceli...

Kız: Lütfen, lütfen çok korkuyorum...

Erkek: Peki, beni Sevdiğini söyle

Kız: Seni çok Seviyorum, lütfen yavaşla...

Erkek: şimdi de bana sıkıca sarıl...

Kız Delikanlıya sıkıca sarılır....

Erkek: Kaskımı alıp, kendine takarmısın?...Başımı çok sıktı..





Ertesi gün Gazetelerde şöyle bir Haber çıktı: "MOTOSIKLET KAZASI"

Motosiklet, Fren arızası nedeniyle, bir binaya çarptı....üzerindeki iki kişiden biri kurtuldu..."

Gerçek ise şöyleydi;
Yolun yarısında, Delikanlı Frenlerin bozulduğunu anlamış, ama bunu Kıza belli etmek istememişti...
bunun yerine, Kızdan kendisini Sevdiğini söylemesini istemişti.

Sonra da kendi ölümü pahasına, Kendi kaskını Kızın takmasını ve hayatta kalmasını sağlamıştı.


Gerçek Aşkın anlamıda buydu.... 


  

Susuyorsam, hiç konuşmuyorsam ve söylediklerine boş gözlerle bakıyorsam; üzülme... İyiyim ben!

Saçlarıma takılıyorsa hayallerim, ruhum derin bir çöküntüyü yaşıyorsa bile geçer... Meraklanma sen!

Geceleri uyuyamıyorsam, her yıldız kor gibi düşüyorsa eteklerime;
Endişelenme... Zaman gelir uyurum ben!

İçime akan öfkeyle saldırıyorsam sağa sola, kırıp döküyorsam içindekileri geçer... Sakinleşirim ben!

Yeni bir başlangıç yapayım derken, bir yanım kederden azalıyorsa ve görmek acı veriyorsa sana; acele etme sakın... Bütünlenirim ben!

Aynı şeyleri konuşup, farklı anlamlar çıkarıyorsak ve o anlamlarla kararıyorsak; üzülme... Aynı dili öğrenirim ben!

Aynı ritmi yakalayamıyorsam seninle, şarkının sözlerini şaşırıyorsam; sinirlenme...
Güzel bir ezgi olurum ben!

Gecenin ayazını sen sanıyorsam ve yüzüme çarptıkça derin kesikler oluşuyorsa; vazgeçme... Biraz daha uğraşırsan parçalanırım ben!

Sen öyle tepkisiz, sen öyle hareketsiz bekle… Mükemmel bir egoyla yaşa ve düşünme... Çırpınır çabalar, hallederim ben!

Ben gülümsemeye çalışırken, kırılan yanlarımızı onarırken; sen öylece geç karşıma ve sus… Tepkisiz kal yine... İşte o zaman arkama bakmadan giderim ben!

Kendi vicdanını rahatlamak için yalanlar söyle kendine… Olgunlukla karşıla yaşananları… Gül geç içindeki yangına... Bilirim; vurdumduymaz tavırlarının gücüyle, iyileşirsin sen!

Son kez söylemek istedim… Beni düşünme sakın... İyiyim ben..!!! 


  

       hoşgeldin yalnızlık…
    sen bu kadar geç kalmazdın…
      mutlulukla başbaşa bırakmazdın beni…
       neyi bekledin de bu kadar çok geç kaldın ki?

        bırak şimdi yalanlar savurmayı 
         bir an önce al beni bu yalan,sahtekar,
       yapmacık insanların arasından…

         gidelim yine kör dipsiz karanlıklara mutluluğu sattım onlara 
        kendileri gibi harcasınlar onuda…
      koşup düşmekten kalbimin sürekli kan kaybetmesindense 
      ben razıyım kendimle,

        seninle dipsiz karanlıklarda sonsuzluğa yol almaya…
    hepsi içimde saklı. 
   içimde bir firtına var ki sorma.
her şey yerdeğiştirdi , kalbim mideme indi sanki,
 çiğerlerim nerde 
...herşey yerinden gitti,sen gibi...
  sende gittin ya hani, 
           evet şu an yanımdasın aynı yerdeyiz belki ama sen gittin.... 
herşeyi alıp gittin.
   ne denizi bıraktın bana 
      nede bir gökkubbe var üstümde ... 
    yer bile yok artık . 
  düşüyorum hep kara bir deliğe.... 

    yanlış bir şey mi söyledim ?
   söyle ,
     dilimi keseyim...
    kötü gözlerlemi baktım ?
 söyle, 
       gözlerimi kör edeyim.....
   tiksindin mi dokunuşlarımdan ?
     de ellerimi kırayım.....
        sen söyle nerde yanlış yaptım.........?

       hiç mi şansımız yok tekrar denemeye ?
     hiç mi sevmedin beni?
      tüm sözler nerde ?
       o bakışlar ?
       ellerin ?
       sen ?
     ??
      ?

          
    



 YOR BENİ HAYAT,KENDİMİ ANLATAMADIYSAM SANA YOR BENİ,  GÖREMEDİYSEM BİR KELEBEĞİN KANATLARINDAKİ GÖK KUŞAGINI,
 YANMADIYSAM KOKUSU İLE BİR KARANFİLİN,
 DOKUNAMADIYSAM BİR KELEBEĞİN TENİNDEKİ SAFLIĞIN YÜREĞİNE VUR 
                       BENİ ALNIMDAN HAYAT...!!
!
 


                  


   Gidiyor musun diye sorma bana.
   Gönderen sensin.
   Ne terk etmeyi istedim seni,ne de daha yaşamadığımız bu aşkın toprağa gömmeyi.
   Senin kadar öfkeliyim bende senin kadar endişeli...
   Bir dokunuşunla bin kenti yıkacak güç verirdin bana,ama inandıramadım seni.
   Sen sorgularken beni kafanda ben gözlerinin içine bakıyordum kuşkuyla.
   Bir tek sözün bağlardı beni sana,oysa sen hep susmanın koynunda...
   Aşkın içine bir kez girdi mi kuşku teslim alır bedenleri de.Sütten çıkmış ak kaşık değildim ama yalanı sokmadım iki kişilik dünyamıza.
   O dünya ki bazen minicik bir odada bazen kentin ortasında şekillendi.
   Nasıl da güzeldi...
   Zaten varsın diye her şey güzeldi ama sen buna inanmadın.
   Ah bu sorular.
   Yaşamak varken sevdayı delice,niye boğarız sorunlarla?
   Nasıl ikna edebilirdim seni?
   Ben aşk dedikçe sen dur dedin.
   Ben seninleyim dedikçe sen hayır dedin.
   Zaten az konuşan sen olumsuz ne kadar sözcük varsa bulup çıkardın ortaya.
   Ben bir şey diyemedim.
   Ne kadar zarar vermişim sana meğer...
   Nasıl değiştirmişim seni.
   Oysa hiç böyle düşünmemiştim.
   Kimseye zarar vermek istemem ben.
   Kimseyi olduğundan farklı bir hala getirmek istemem.
   Ama öyel oldu işte.
   Demek ki gitmelerin zamanı şimdi.
   Çocukluğuna sığınır atlatırsın bu acıyı.
   Ne sevişmelerimiz kalır aklında ne sevda sözlerimiz.
   Rahat değilim diyordun ya rahat ol artık.
   Gülüşlerini saklaman için bir neden kalmadı.
   Tedirginliğinin sebebi de kalktı ortadan...
   Gidişim yürekten değil,zorunluluktan. 
   Sanma ki bu toy sevdayı başka kimliklere taşırım.
   Sanma ki benden sakladığın gülüşleri yalancı yüzlerde ararım.
   Seni de götürürüm yüreğimde.
   Yokluğunu taşırım.
   Bulup bulup kaybettim seni.
   Ne yazık ki yoz-duman edemedim kuşkularını,ne yazık ki kalamadın bana.
   Öpücüğümün kokusu kalacak kapının eşiğinde.
   Kokladıkça bizi bir yanlışa mahkum ettiğini anlayacaksın.

Image Hosted by ImageShack.us




    Şimdi sen su olduğunu düşün. 
    Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok...
    Tükenmez... 
    İnanıyorum ki,gerçektende öylesin.
    Ama ister çesmelerden dökül,
ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak, dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın.
    Yani; seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın...
    Unutma!
    Daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin...
    Gürültünün parçası olursun sadece.
    Suyun yanında olanlar suyu en az içenlerdir.
    Çünkü; su nasılsa burada,
lüzum yok ki suyu kana kana içmeye diye düsünürler...
    Aynen, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi!
    Ormandaki hiç bir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden
su içmeye çalışmadı şimdiye kadar.
    Hepsi, hep sabahın en sakin anını bekledi suyun durgun yerlerini bulabilmek için,gittiler ve sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler.
   Onlar için en uygun olan ve kendi istedikleri zamanda...
   Sen, hep bir su olduğunu düşün.
   Su gibi güzel,su gibi yararlı,su gibi vazgeçilmez...
   Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün.
    Ama su gibi yaşatıcı ol,su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil!..
   Sen bir su ol...
   Ama rahmet ol,afet değil!
   Su isen tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma,ocaklarını söndürme, sana felaket denmesin!
   Su yüce Allahın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden biri...
   Suya benzediğini unutma! Su gibi özel, su gibi güzel,su gibi faydalı, su gibi lüzumlu ve su gibi bitmez,tükenmez olduğunu da unutma..
   Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi, su gibi de kiyametler koparıcı olabileceğini unutma...
   Unutma; senin işin rahmet olmak, afet değil !
   Vadiler varken önünde ve ovalar varken,yayılabileceğin küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan, hayat verirsin çevrene.
   Ve yaşayabilirsin dünya dönmesine devam ettiği müddetçe...
   Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen, korkulan ve kaçılan olursun; seller, afetler gibi...
   Tercih elindeydi hep ve hep de senin ellerinde olacak...
   Su isen bir bardağa sığabil ki;
               Damarlara giresin!..





Bu cümleyi eminim çok söyleyen vardır.

Hatta söylemekle kalmayıp inadına yaşayanlar da çoğunluktadır eminim.

Bu mücadelenin gücüdür, sabrın sonucudur.

Her yıkılışa rağmen ayakta kalmanın gücüdür ve herşeyden önce umudun,
 yaşama sevincinin gücüdür...

İnadına yaşayacağım seni hayat..

Karşıma daha ne çıkaracaksın bilmiyorum..

Ama sana inat yaşayacağım işte..

Hemde inatla, iyiniyetle, sevgi ile, umutla ve hiç geriye bakmadan, yılmadan..
 
Pes etmeyeceğim..

İnadına helal lokma yiyeceğim..
 
Aç kalsamda uzanmayacak elim kolay kazanca..


Yalansız, riyasız, hak kapıları bulacağım elbet.

Bitecek bu günler ve ben yine güçleneceğim..

Her sevdanın sonunda canımı yaksada vefasız sevgili seveceğim yinede inatla..



Biliyorum yanlış bende değil..

Ben sevmeyi seçerek en güzel duyguyu yaşıyorum gönlümce..

Ve yaşatıyorum elimden geldiğince..
 

Bunu haketmiyorsa sevdiğim, bunu taşıyamıyorsa hakkıyla...

Gitmekte özgürdür..

Giden kaybedendir aslında..

Ben inatla yine seveceğim..

Pamuklara saracağım yine kalbimi, kırıklarını onaracağım..

Onu hakedecek birini bekleyeceğim sabırla..

Ve inatla, inadına seveceğim yine..

 
 


Yok..Uğraşmayın boşuna.

Sokamazsın içime nefret duygularını..

Kötü düşünmemi istemeyin benden..

İçimdeki çocuğu yaşatmak için çok uğraştım ben..

İyi niyetimi korumak uğruna çok bedeller ödedim..



Menfaat, çıkar, kin, nefret, kötü duyguları sokmayacağım içime uğraşmayın..

İnadına saf kalacağım bu kirli dünyada..inadına işte...


İçimdeki çocuğu ağlatmayın artık yeter..

Siz ne kadar ağlatsanızda onu. İnadına avutacağım onu ben.



Hayallerini vereceğim yine ona, pembe düşlerini hiç yok etmeden...

Güneşimin önüne kara bulutlar gelsede zaman zaman, dağıtacağım onları inadına..

Sağlığım, neşem, gülen yüzüm, dostlarım..

İnadına yaşayacağım bu zenginliklerle..
 

Hergün tazelenirim ben.Demlenirim her acının sonunda.

Ve yine dopdolu yüreğimle, yine bol kepçe..

Tükenmeyeceğim işte, tüketemeyeceksiniz...



Gönül bağımda sevgi, dost sohbetlerimde neşe her daim artacak gün geçtikçe..


İnadına Yaşamak bu... İnadına yaşıyorum işte...




           

 

    UĞRAŞMA  dindiremezsin isyanımı,neye kızcağım, üzülceğim,sevineceğim belli olmaz benimm!..
   DEĞİŞİRİM BİANDA  tanıyamazsın,hissetmeden kapılırsın rüzgarıma çeşidim olursunn..
   GİT  istersen karıştırma kafanı..
   DUR  demem beni çözemediysen eğer..
seviyosan tut beni SIMSIKI tutabiliyosan seviliyosundur zatenn!.. An olur bazen ben bile tutamam kendimi..
   GÜVENME  güven sağlamadıysan sağ gösterip sol vururumm!..
   KORKAK MISIN SENDE?  acıtırım canını.kaçma boşuna ,kovalamaya gelememm..
   GİDERSEM  dönüşüm yoktur ,üzgünümm..
hiçkimse bilmez hayal kırıklıklarım var..
yol yakınken DÖN deme dönemem ama bil alışkanlık yaparımm..
Bence 
   
HİÇ UĞRAŞMA ÇÖZEMEZSİN, TUTAMAZSIN, DURDURAMAZSIN, SUSTURAMAZSIN, ANLAYAMAZSIN.. 
     
  Şimdi dahada karışığım çünkü.. 

                                    
        

Acıyı görmek mi istiyorsun?
Gözlerime bak!
Dudaklarımda söyleyemediğim sana ait duyguları,
Bana her fırsatta bıraktığın yokluğunun acısını fark edeceksin.
O zaman anlayacaksın acının sende ne kadar masum durduğunu.

Ayrı yetişmiş güllerin birbirine hasreti gibi,
Umutla kurudum sensiz.
Ve sen hiç gözlerime bakıp beni sevdiğini söyleyemedin.
Oysa sırf bu kelime için kurduğum hayallerdi beni hayatta tutan
Bir boşluktan içeri girdim her gece,
Senli düşlerden sensiz karanlıklara süzülür gibi.

Ellerin nasıldı? Küçük müydüler? ve parmakların ince uzun mu?
Parmaklarını parmaklarımın arasında hissedip,
Seninle sahil boyu denizi hiç fark etmeden bir birimize bakıp yürüyemedik.
Gözlerinin yeşilinde geleceğe dair hayaller kuramadan,
sadece umut ettim gözlerini görebilmeyi.
Ve o gözlerinde ki ışıltıyla karanlık gecelerime yol göstermeni istedim.

Acıyı görmek mi istiyorsun.
Gözlerime bak!
Ve yaşanmamış boşa geçen anların hüzünlü şiir'ini oku,
Kirpiklerinden sıyrılıp yanaklarına düşen dizelerimde.

Bensiz yattığın o yataklarda benli hayaller kurma artık.
Sabahlara merhaba derken beni seven bir şair var deyip gurur duy sadece.
Ve hiç bilme o şairin senin için her gün defalarca öldüğünü.
Ve bil ki insan sevdiğiyle beraber olacak mahşerde.
Tek avuntum bu şimdilik.

Dünyada olamadığım anları mahşere bıraktım ben,
Ben seni bu dünyalık mı sevdim sandın?
Ölüm'müş,terk edilişmiş umurumda değil,gelme istersen.
Nasılsa bir gün hayat biletimi kestiğinde,
Kavuşma vakti olacak benim için ölüm.
Dudaklarımda ki acı tat?
Yoksa acı bir tebessüm mü olacak sana ulaşmayı beklemek?
Ne yazık hiç bilemeyeceğim.

Acıyı görmek mi istiyorsun?
Gözlerime bak!
Sen uzakta çok uzakta
Bensiz bir yaşamın anlamsız günlerini yaşamaktasın,
Benim gibi.

Seni seviyorum,
Gerçeğin ta kendisi bu iki kelime,
Sırf dudaklardan çıkması istenen değil de
İçimde taa içimde senin için atan bir kalbin feryadı,
Haykırışı bu sevdiğim.
Sana ulaşamasam da,
Biliyorum ki zavallı kalbim
Sana ait her şeyi saklıyor en gizli yerlerinde
Kanlı ve uykusuz gözyaşlarımın
Her gece aynalardan süzülmesi gibi acı veriyor uzaklarda oluşun.

Biliyorum beni sevdiğini
Acıyı tattığını da benden uzaklarda
Ama hiç bana sana ait bir şeyi vermedin?
Acı tek taraflı olsaydı,
Ne yürek dayanırdı ne yaşamın bir anlamı olurdu.
Ama yokluk kötü sevdiğim.
Bir beden olmak isteyen yüreklerde ayrı ayrı yaşamak kötü.

Sana her fırsatta koşmak isterken beni durdurmaların,
Yüzüne hasret kaldığım günlerde
Beni ısrarla kırışlarını hiç anlamış değilim.
Eminim yine okuyunca bu şiirimi büzeceksin dudaklarını
Ve eminim ağlayacaksın.
Ağlamak seni ben yapar sevdiğim
Ve beni sen yapanda içimde senin için yanan bir kalple yaşamak.
Her gün Üsküdar’da oturup kendimi dinlerim
Oysa konuşan sendin hep benimle,
Ne martıların vapurlara takılışı,
Ne işportacıların bağırışıydı fark ettiğim.
Ben denizi seyrederken gözlerinde boğulmayı sevdim.
Yosun tuttu gözyaşlarım sensizliğin dalgalarında.
Gözlerim ve ben her Üsküdar’a inişimizde
Bir gün seninle bir bankta oturup
Sadece ve sadece hiç konuşmadan gözlerine bakmak istedik.

Kaç zamandır bir hüzün dolaşıyor odamda.
Duvarlar bir şeyler söylüyor sanki
Adım adım yok oluşumu izliyorum
Her batan güneşin karanlığı getirmesiyle.
Sabahlara kadar uykusuz gözlerimle uzaklara,
karanlıklara bakıyorum mütemediyen
Kayan her yıldızda tek bir şey diliyorum?
Ve Senin için yalvardığım namazlarda secdeye kapanıp
Rabbime ettiğim dualarım,
Tuttuğum dilekle aynı olması ve sonra umudumu yitirmeden
Rabbimin bir bildiği var deyip
Kabul olmadığında dualarımın
Tekrar tekrar yalvarmalarım.

Seni okyanusların diplerinde
Bir midyenin içinde ki
İnciyi görme ihtimalimin olmadığı gibi kabul ettim aşkım
Ve seni hiç ulaşılamayacak dağların zirvesinde
Koklayamayacağım bir çiçek olduğunu fark ettiğimde
Tek bir şey düşündüm?

Dokunamadan tenine,
Öpemeden öpülesi dudaklarını mahşere erteledim vuslatı.
Ben o kargaşada ne yaparım bilmem ama
İnsan mahşerde sevdiğiyle beraberdir derler
Seni seviyorum meleğim.

Acımasız olan ne sensin ne de ben,
Bize gümüş tepsiyle sunulan hüzünlü bir hayat sadece
Ve kabul etmesi zor olan bu ayrılıklara katlanmak sanırım.
İnsan yaşamın değerini
Yüzü ve kalbi güldüğünde anlıyor
Anlıyor ki ölüm sadece toprağa girmek değil
Ve nefesi kesilene kadar yaşadığı her şeyin
Gözlerinin önünden geçmesi değil.
Ölüm sensizliğin sadece yaşarken verilen cezası sevdiğim.

Seni bulduğumda sevgi anlam kazandı
Her anımsadığımda yaşamamım oldu gülüşlerin
Hiç tükenmedi içimde senin için yanan ateş
Ve ben o ateşle yanmayı,
Sırf seni sevmek olduğu için
İnan bana çok sevdim.

Image Hosted by ImageShack.us

Yorum Yaz