KaTiLiz..SeN vE bEn..



                 Image and video hosting by TinyPic                                                                                   MAVİYESİLEGE.COM



                                                                                
                             
                                                                      
                                                    
                                
       ...GöZLeRiMDeKi NeFReTi SuSTuRaMaZSıN...

 

        !..hadi dene..!

                    ...yapamazsın...

          !!!gözlerimdeki nefreti susturamazsın!!!

                          belki engellersin sözlerimi

                ...ama gözlerime engel olamazsın...

  

        
                                   Tanrı ile sohbet..
 

Doğacak bebek doğmadan birgün önce Allah ile görüsür:
           ‘‘Allah’ım dünyaya gideceğim ve orada ne yapacağımı bilmiyorum.’’ 
           ‘‘Ben senin için bir melek yarattım ve o seninle ilgilenecek. 
           ‘‘Allah’ım onların dilini bilmiyorum.Onlarla nasıl anlaşacağım,nasıl iletişim kuracağım?’’ ‘‘Senin için yarattığım melek,sana onların dilini öğretecektir.Seniniçin yarattığım melek,seni canı pahasına kötülüklerden koruyacaktır.Merak etme.’’
‘‘Allahım sana tekrar nasıl döneceğim?’’
‘‘Senin için yarattığım melek,bana nasıl döneceğini sana anlatacaktır.’’
Derken melekler gelir ve dünyaya gitme zamanının geldiğini söylerler ve çocuğu Allah’ın huzurundan götürürlerken bebek tekrar sorar;
‘‘Allah’ım benim için yarattığın meleğin adı ne?’’
‘‘Adının önemi yok;’’
‘‘Sen ona ANNE diyeceksin!!!!’’





       


1.Gün:  Bugün var edildim.Buradayım..Müthiş bir duygu bu.Var olduğumu henüz annem ve babam bilmiyor.Bir elma çekirdeğinden bile küçüğüm.Ama ne de olsa,ben benim.Varım ya.!Bu bana yetiyor.Henüz bedenim belli belirsiz,ama varlığımı ve benliğimi hissedebiliyorum.Bir kız olacağım ve baharda çiçekleri seveceğim.

15.Gün:
Biraz büyüdüm.Kımıldamam mümkün değil.Annem henüz farkında değil ama onun kanıyla besleniyorum.Kalbini dolaşıp gelen sımsıcak kan bana geliyor.Beni sevecek bir kalbin kıpırtılarını şimdiden hissediyorum.Annem beni çok sevecek.Annem için çok güzel bir süpriz olacağım.

20.Gün:
Hiç görmediğim bir el ağzımı biçimlendirmeye başladı.Dudaklarımda onun dokunuşunu hissediyorum.Bu''el''in dokunduğu yerler dudağım,damağım oluyor.Düşünün bir yıl sonra bu elin dokunduğu yerde tebessümler açacak,güleceğim.Dudağımdan ve dilimden sözler dökülecek.Herhalde önce ''Anne!'' diyeceğim.Anne duyuyormusun beni?Seninle konuşacağım.Sana güleceğim.Kimilerine göre hala var değilmişim.Nasıl olur?Varım ve gülücükler sunacak dudaklarımda olmak üzere ya....Hem sonra bir ekmek kırıntısı ne kadar küçük olursa olsun yine ekmektir.Öyle değil mi anneciğim?Ah bir konuşabilsem..

 

   25.Gün: Bugün pek mutluyum.İçimde tatlı bir kıpırtı başladı.Artık bir kalbim var.Kalbim atmaya başladı.Hayatım boyunca böyle atıp duracak.Sevgilerle dolduracağım kalbimi..Tıpkı annemin ki,babamın ki gibi..Annem bedeninde iki kalbin atmaya başladığını bilseydi ne kadar sevinirdi..Duyuyormusun anne?

    30. Gün: Her gün biraz daha büyüyorum.Kollarım ve bacaklarımda biçimlenmeye başladı.Hele bir büyüsün kollarım bak nasıl kucaklayacağım seni anneciğim.Şu ayaklarım da tamamlansın da,beraber çiçekli parklarda babam ve sen,hepimiz el ele yürürüz.Belki birlikte okula gideriz.

     35.Gün: Ah evet...Bunlar,bunlar ne kadar sevimli ve küçük şeyler...Aman Allah'ım parmaklarım da çıkmaya başladı.Bunlarla çiçek toplayacağım,annemin,babamın ellerini tutacağım,kalem tutacağım.Belkide güzel bir şiir yazacağım sana.Anneciğim,oradamısın?Ellerimi ellerinin arasına koymak ellerini tutmak için sabırsızlanıyorum.

    40.Gün: Oh,Annem babamla doktora gitti.Burada olduğumu öğrenecekler.Yaşasın..Doktor teyze özel bir cihazla gördü beni.Ultrason diyorlarmış.Babamla anneme beni bile gösterdi.Seviniyormusun anneciğim?Seneye kalmaz kollarında oloacağım.

    45.Gün: Babam çok sevindi anne.Fakat kız olduğumu bilmiyorsunuz.Size süpriz yapacağım..

    50.Gün: Bu gün yüzüm tamamlandı.Artık iki güzel gözüm,bir küçük burnum,dudaklarım ve yanaklarım var.Galiba sana benziyorum anne..

    55.Gün: Artık çevreme bakabiliyorum.Etrafım çok karanlık,ama olsun.Yinede çok mutluyum.Yaşıyorum ve varım.Kısa bir süre sonra gün ışığını görebileceğim,renkleri ve çiçekleri tanıyacağım.Babam nasıl anne?.Babamı anlatsana bana...Yakışıklı değil mi?Kimin babası o.? Rüyamda gördüm.Dünyada gökkuşagı diye birşey varmış..Onuda çok merak ediyorum..Anneciğim,Babacığım sizleri göreceğim için çok mutluyum.Tanışacağız..Mutlu olacak beraber gülüşeceğiz.

   65.Gün: Kulaklarım daha iyi duyuyor artık.Anneciğim,senin kalp atışlarının seslerini duyuyorum.Benim kalbimin seslerini sende duyabiliyor musun?Hatta sesini bile tanıyabiliyorum.Sesin çok tatlı Anne...Hiç duymadığım birşey bu..Güzel ve sağlıklı bir kız olacağım.Kollarında uyuyacağım,yüzüne bakacağım,o tatlı sesini dinleyeceğim.Benim için ninni söyleyecekmisin anneciğim?Sende beni özlüyorsundur mutlaka...Beni koklayacaksın..Çok seveceksin değil mi?

   70. Gün: Anne babamla neden kavga ettiniz?Babam neye olmaz diyor?Nereye geldiniz anneciğim?Anne burada birşeyler oluyor..Doktor amca neden mutsuz bakıyor böyle.Babam neden dışarı çıktı anne.Sen acı çekiyor gibisin.Kalp seslerin değişti.Sustun.Benimle niye konuşmuyorsun anne?Yüzümde soğuk birşey hissediyorum.Anne,yüzümü parçalıyorlar...Anne birşeyler yap..Anne.... Kolumu çekiyorlar anne...Anne...Canım yanıyor anne...Anne...Ayaklarımı parçalıyor bu şey anne..Beni sana baglayan damarı kopardılar anne...Anne kalbimi parçalıyorlar...Anneciğim..Babam niye dışarıya çıktı?Anneciğim..Anne...Anne...An...Ah!  

 

                    

 

                  

 

 




Beni Sever misin Anne?

 

Anne bağırır :
“Çabuk ol servisi kaçıracaksın!”
Baba kükrer :
“Ne yatmasını biliyorsun, ne kalkmasını!”
Sabahları güneşin doğuşunu bilmez çocuk. Hic aydınlanmadan kalkar içi. Taze bir sabah, bayat bir günün devamıdır çok zaman.
Her sabah adına yuva denen, adına kreş denen o yere bırakılır. Başkalarının annesinde, kendi annesinin hasretini çeker günboyu. Sabahın köründe “benim annem ne zaman gelecek” diye gözyaşları çeker solgun yüzüne dizi dizi.
Akşam ne uzundur. Yuva nice gürültülü. Sevgilerini konuşurlar efkarlı saatlerde.
“Benim babam beni çok seviyor.”
“Hayır, benim babam beni daha çok seviyor.”
“Hadi ordan, beni hem babam hem annem daha çok seviyor.”
Başkalarının babası kendi çocuklarını çok severse, sanki kendi babalarının sevgisi azalacakmış gibi kavga ederler. En çok sevilen olmaktır tutkuları.
Her pazartesi ne kadar sevildiklerinin ispatını yapmaya koyulurlar.

“Benim babam beni hamburger yemeye götürdü.”
“Biz hem hamburger yemeye gittik, hem de luna parka gittik.”
“N’apalım. Benim annem beni sinemaya götürdü. Arslan Kral filminde ağladık annemle birlikte.”
“Kızlar ağlar zaten. Ağlamanın neresi eğlenceli?”
“Biz babamla maç ettiğimiz zaman çok eğleniyoruz.”
“Benim babam benimle değil, arkadaşlarıyla maç etmeye gidiyor.”
“Bak demek ki benim babam beni daha çok seviyor. Bi kere biz ikimiz, yani babamla ben, maç ediyoruz.”

Pazartesileri hep böyle geçer.
Herkes kendi babasının en sevgili baba olduğunu kanıtlamaya çalışır. Öteki çocuklar yeni sevgi kanıtlarını ortaya koydukça içini bir ürperti kaplar.
Başkalarının babası çocuklarını daha çok mu seviyordur acaba? O Reklam gelir aklına. Kahrolası reklam. “Evinizi seviyorsunuz, arabanızı seviyorsunuz... Beni sevmiyor musunuz?”
İnanmak üzeredir onu sevmediklerine. Arka koltuğa gazoz döktü diye ne çok bağırmıştı babası. Ama olsun, arkadaşlarına bunu anlatmazsa eğer, babasının arabasını kendisinden çok sevdiğini nereden bilecekler.
Keşke her Pazartesi en sevilen evlat oyununu oynamak zorunda kalmasaydı. Bunun için Pazartesileri hep hasta numarası yapması. Uyanamaması. En sevilen çocuk olmak yarışması, bilseniz ne kadar zor diyebilse bir gün, her şey ne kadar kolay olacak. Oyunu değiştirebilirdi. Bu oyunun mağlubu olduğunu arkadaşları öğrenecek diye her Pazartesi Karanlık bir kuyu olmazdı o zaman. Herkesin annesinin ve babasının ne kadar iyi Anne baba olduğu, çünkü onlara ne çok pahalı oyuncak aldıklarının konuşuldukları bir sıra,
“Beni anneannem çok sever” diye bağırıverdi.
Sustu arkadaşları.
Söyleyebilecek bir şey bulamadılar bir an.
Akın boynunu büküp “benim anneannem yok” dedi.
Üzüldü o zaman. Ama geri dönemezdi. “benim anneannem beni cok sever. Masal anlatır bana. Yaramazlık yapınca “dayın da böyleydi” der gülerek.”
Arkadaşları ne kadar dinliyor diye sustu birden. Kendisine doğru yönelmiş meraklı bakışları keyifle izledi. Ağızları açık “Ee sonra?” diyorlardı.
“Sever beni. Masal anlatır. Hiç susturmaz beni. Ben konuştukça güler. ‘Hay çocuk’ der. ‘Sen beni güldürdün. Allah da seni güldürsün’, der.”
Herkes bir masal büyüsü ile dinlerken onu, anneannesini öteki çocuklarla paylaştığını düşünüp susuverdi.
Üsteledi arkadaşları. “Hadi anlatsana!” dediler.
Top havuzuna doğru koşup “Herkesin anneannesi kendine” diye bağırdı.
Akın itiraz etti. Hiç olmazsa arkadaşının anneannesinde tatmadığı bir duyguyu tadacağını düşünürken ne diye oyunbozanlık yapıyordu. Kızdı. “Herkesin babası kendisine” demiyordun ama!”
Duymazlığa geldi. Anneannesini hiç kimselerle yarıştırmak istemiyordu, işte o kadar. Akşam çabuk oldu. Bu oyunu kazanmıştı. Muzaffer bir komutan edasında dolaştı bütün gün. Artık annesine neden pazartesileri yuvaya gitmek istemediğini anlatabilirdi. Yorganın altına saklanmazdı bundan böyle. Her Pazartesi anneannesinden bir demet yapıp götürürdü.
Kapıdan içeri girer girmez neşeyle bağırdı : “Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu?”
“Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum.”
Hiç kimsenin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu. Herşey erteleniyordu telefon ve araba söz konusu olduğunda. Bir de eve misafir gelecek oldumu kendisine hiç yer kalmıyordu. Nerelere gitsindi?
Annesi kapattı telefonu. Mutfaktan tencere kaşık sesleri geliyordu. Koşarak yanına gitti. “Sana yardım edeyim mi?” dedi en sevimli halini takınarak.
Annesi manalı manalı baktı.
“Hayırdır. Bir yaramazlık filan. Bak bir de seninle uğraşmayayım. Çok yorgunum zaten.”
Yorgunluk nasıl bir şeydi? Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşca elinden alır “Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni” diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi.
Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, ne diye annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu.
“Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor.”
“Uykuya dalayım da gül kokuları kusur kalsın. Yorgunluktan ölüyorum.”

Bu kelimeden nefret ediyordu. Yorgunum. Yorgun olduğumdan. Böyle Yorgun yorgunken...
“Anneciğim sen yorulma diye...”
“Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunları bitirmem lazım. Hadi sen oyna biraz.”
“Hani siz yoruluyorsunuz ya...”
“Eeee....”
“Ben de oynamaktan yoruluyorum.”
“Ne yapayım?”
“Bilmem...”
Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı.
Işıklar söndü birden. Annesi öfkeyle söylenmeye başladı.
“Mum da yok” diye diye karıştırdı dolapları el yordamı.
Çocuk sirtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü. Gaz lambasının ışığında deli tavşan masalını anlatışını. Deli tavşanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne. Anneannesi gibi iki ellerini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı. “bak deli tavşan” diyerek parmaklarını oynattı. Yoldan geçen arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı. Tavşan alabildiğine hür dolaştı sağda solda. Otlarla, kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü. Duvardaki görüntü o minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarktı.

Neden sonra ışıklar geldi. Kadın çocuğun hiç konuşmadığını fark etti birden. Kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı. Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek. Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini. Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu.
Çocuk sanki bu öpücüğü bekliyormuşçasına,

“İşin bitince beni sever misin anne?” dedi. 



                                                                                      

              

 

 

 

        
                                            

                            


                                                                                        

                                                                      "AMA BEN ONUN   
              
                        KİM OLDUĞUNU BİLİYORUM !!!"

     

 

     Yaşlı bir bey sabah erkenden evinden çıkmış,yolda ilerlerken bir bisikletin kendisine çarpması ile yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış.
   Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine götürmüşler.
   Hemşireler adamcağızın yarasına pansuman yapmışlar ama biraz beklemesini ve
olmadığını inceleyeceklerini söylemişler.
   Yaşlı bey huzursuzlanmış,acelesi olduğunu istemediğini söylemiş.
   Hemşireler merakla acelesinin sebebini sormuş.
   Adamcağız karım huzur evinde kalıyor her sabah onunla kahvaltı etmeye giderim.
   Geç kalmak istemiyorum demiş.Karınızın siz gecikince merak edeceğini
 düşünüyorsunuz herhalde demiş hemşire.
   Adam üzgün bir ifade ile ne yazık ki karım Alzheimer hastası ve röntgen çekerek herhangi bir kırık veya çatlak olup  benim kim olduğumu bilmiyor demiş..
   Hemşireler hayretle mağdem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden her gün onunla kahvaltı yapmak için koşturuyorsunuz demişler..
   Adam buruk bir sesle..
   ''AMA BEN ONUN KİM OLDUĞUNU BİLİYORUM''

   

 

 

 

                                                                 
            

                                                                         

 

Gerektiği kadar sevilmeli sevgili ve gerektiği kadar verilmeli değer..

Aşk bilmecesinin en kısa sözcüğüdür "acı"..
Ya çekersin uzun uzadıya sancısını...
Ya da acı vererek sevgiliye,çıkartırsın acısını..

Kıyamadım...!

Sözcükler dizildi boğazıma bir bir..
Söylemek istedim,söyleyemedim..

Kıyamadım kıymetlim...!

Yutkundum...
Yutamadım...


Nefesimi zorlayan yerde,tam orda işte,kala kaldı sana dair söyleyeceğim tüm sözler..

"Ya haykırmalıyım tüm gücümle kulağına,ya boğulmalıyım sessizce.."

Artık saat ayrılığı vururken..
Bu kadar mı hızlı kovalardı akrebi yelkovan..
Bu kadar mı sona hızlı yaklaşacaktık..
Bir "elveda" sözcüğü can çekişiyor dilimde...
Bir çıksa ağzımdan,kendime gelecek tüm yaşamım..


"Sen" den ibaretti her şey..
"Sen" den sonrası bir adım sessizlik..
"Sen" den öncesi koca bir çığlık..


Kıymetlim...!

"Hoşçakal" ımı bırakıyorum yüreğine usulca..









Ben SeNi saGa SolA döNüp uyuyamadigIm geceLeriMe,


uyku.jpg


SuSus isTahsiZ sofraMa,
ÜzgÜn moraLiMin siFiR NokTada OlduGu saaTlerime,



SeVinCiMe, CiGlikLariMa ,
Her anImA,
SeNi YoGuRdum
SeNinlE UyuDum
SeninLe KanDirDim SuSusLuguMu,
HayaTa SeninLe TutuNdum
DüsMeYe BES KALA,





KahKaLariMa SeninLe SES vErdim,
YüZümDeki GüLümSeMyI Senin aynAn BilDiM,




Ben SEN olDum
SeNinle VAr OlDuM

SeNse
KosKoCa bIr BosLUk,
IcinE düsüRdüGün Ben
 CikMa CaBaSinda














   Günler güz yaprakları gibi birer birer dökülürken ayaklarımın dibine,

   Ben her gece karanlığa dikip gözlerimi senin aydınlığını bekledim.

   Sen yoktun..

   Binlerce adım attım bu kentin sokaklarında.

   Her köşeyi, her parkı, her ağacı ezberledim.Sevdaya bulanmış her kaldırım taşında senin adını aradım.

   Sen yoktun..

   Evlerin duvarları birer birer üzerime yıkıldı.Her bir hücremin acısını ta yüreğimde hissederken beni enkazın altından çekip alacak elini aradım.

   Sen yoktun..

   Özlem şarkıları ezberledim.Kimini bağıra bağıra, kimini fısıltıyla söyledim.

   Karanlığa haykırdım hasretimi.Sesimi duyacaksın diye bekledim.

   Sen yoktun..

   Her yağmurla birlikte hüzünde yağdı bu kentin üzerine.Bulutlar yalnızlığın işaretiydi benim için.Beni ıslatan yağmur olmadı.Ben senin özleminle sırılsıklamdım her mevsim.

   Hayat;merhaba dedi, bahara çiçek çiçek.Uzun kıştan sonra gelmez dediğim göçmen kuşların dönüşünü gördüm.

   Sen yoktun..

   Denizin sonsuz maviliğine umut bağladım.kıyılarda tükettim bekleyişleirmi.

   Hep sensiz gemiler geçti limandan.

   Ben gemicilerin hasret türkülerine eşlik ettim.

   Sen yoktun..

   Gözümden bir tek damla yaş akmadı.Onlar sana aitti, sana kalmalıydı.

   Kimselere söyleyemedim acılarımı, bekleyişimin öyküsünü kimselere anlatamadım.

   Nice fırtınalar koptu yüreğimde.Dalgalar dövdü hayallerimi.Sığınacak bir liman, yaslanacak bir omuz aradım.

   Sen yoktun..

   Her gece ay paramparça oldu.Her gece yıldızlar birer birer düştü sokaklara.

   Yıldızları saçına takıp gelmeni bekledim.

   Ve bir güneş gibi doğup aydınlatmanı bekledim bu kara dünyamı.

                    AMA

                                   SEN YOKTUN!


    

                 

   Seni etiyle, derisiyle, arzu ve sinirleriyle seven pek çok erkek olacaktır…

   Arzu sönebilir… Et, Deri, Sinir nihayet maddedir ve yok olmaya mahkûmdur…

   Ben… Ben seni ruhumla… Kalbimle…

   Ölümsüz duygularımla sevmek istiyorum…

   Ölümsüz saltanatı mı tercih edersin?

   Bir ömür boyu sürecek sultanlığı mı?

   Hadi cevap ver bana…

   Seni anlamak istiyorum…

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !