Yaşadıklarımın yarısını sana versem taşıyabilir misin?


picture

   


picture


En çok naz yaptığım insan…

En çok kızdığım kişi…

En çok özlediğim yürek…

En çok sohbetine hasret kaldığım…

En çok gözlerini sevdiğim…

En çok yakın gördüğüm…

En çok… En çoğum…

Neredesin?

Meçhulde kaybolan güneşim…

Sesim… Soluğum… Nefesim…

Nerede kahkahan… Nerede o güzel sesin…

Hadi dön… Hadi gel… Ya ses ver... Ya da yüreğime sevmeyi öğrettiğin gibi unutmayı da öğret…Var mıydı böyle yalnız bırakmak?Var mıydı vefasızlık sevgimizde?Özledim…Çok…Çok özledim…

Sesim her defasında yankı yapardı o heybetli dağ yüreğinde…

Bazen hiç söylemediğim sözleri işitirdim o heybetli dağdan…

SEVİYORUM… Kelimesi yankı yapardı… Benim yüce dağım ses vermeden de seslenirdi bana… Şimdi nerelerde... Solmakta yapraklarım… Gelen mevsim kara kışın habercisi… SEN…

Seni seven beni kara kışın ortasında bir başıma bırakma...

Özledim... Çok… Çok özledim…

Seni seviyorum… Neredesin…

 

Sürekli seni düşünüyorum…

Sokakta yürürken seni düşünüyorum…

Seni daha uzun süre düşünebilmek için bilhassa yollarımı uzatıyor ve yavaş yürüyorum…Akşam senden başka bir şey düşünmemek için resimlerine bakıyorum…Seni göresim geldiğinde seni düşünüyorum…

Seni düşünmekten başka bir şey yapabilmeyi o kadar çok isterdim ki…

Ama beceremiyorum…

Seni unutmamı sağlayacak bir şey biliyorsan lütfen bana da söyle…

Sensiz hayatım bir bekleme salonu…Seni unutmamı istiyorsun…

Bana bunu yapmak insanlık mı?

Aşık olmak sanırım bu…Sadece seni düşünmek…

Hayatımda bu kadar önemli bir yerin olacağını nereden bilebilirdim ki…

Ben hayattayım…

Ben yokmuşum gibi yaşamaya devam edemezsin…

Yaptığımız affedilemez bir hata…

Birbirimize işkence etmeyi bırakalım…

Kendimize canavarca davranıyoruz…

Buna daha ne kadar devam edeceğiz…Kimi mutlu etmek için…İnsanın bir hiç uğruna kendisine bu kadar acı çektirmesi rezillik…

Yenildim…Yoruldum…Belli bir acı seviyesinden sonra insanda gurur kalmıyor…Ayaklarına kapanıp senden merhamet dileniyorum…Seni deliler gibi seviyor ve yaşamımda senden başka bir şey istemiyorum…SENİ SEVİYORUM…


 

Seni etiyle, derisiyle, arzu ve sinirleriyle seven pek çok erkek olacaktır…

Arzu sönebilir… Et, Deri, Sinir nihayet maddedir ve yok olmaya mahkûmdur…

Ben… Ben seni ruhumla… Kalbimle…

Ölümsüz duygularımla sevmek istiyorum…

Ölümsüz saltanatı mı tercih edersin?

Bir ömür boyu sürecek sultanlığı mı?

Hadi cevap ver bana…

Seni anlamak istiyorum…


 

İnatçıyım…

Öl dersen ölmem…

Kanımın bedelini ödeyemezsin…

Seni hala seviyorsam…

Kimseye benzemediğin içindir…

Hırçınsın kabulüm…

Yalancısın kabulüm…

Zalimsin kabulüm…

Kahpeliğin bile helal sana…

Benimsin dünya duruncaya kadar…

Benimsin…

OROSPUMSUN…

 

Seni sevmek…

Bu kâfi değil…

Sana tapınmak, kul, köle, esir olmak lazım…

Anladım ki sana esir olan erkek sana hükmedebilir…

Kulun olan kralın olur senin…

Hırçınlığa karşı on misli hırçın oluyorsun…

Fakat yumuşaklığa ve tatlılığa karşı da bin misli yumuşak ve tatlı…

Kulunum… Kölenim… Esirinim…

Kır, parçala, ağlat, öldür…

Ne istersen yap…

Senden gelen her şey güzeldir benim için...

Seven erkek her şeye katlanır…

Güneşim… Kadınım benim…




 

                    
HOŞÇAKAL demek istiyorum giderken.
Hoşça kal da kocaman bir umut vardır çünkü.
“Sen Hoş kal, ben geleceğim” dir aslında ardına gizlenen.
“Şöyle bir tur atıp geleceğim” dir.
Bir kayboluş değildir Hoşça kal, aksine beş dakika sonra geleceğimdir ya da beş saat sonra.
Gelirken de tüm umutları çuvalla getirmektir.
Hayatın gülücüklerine ufak bir hüzün eklemektir, dudağın yarısına tebessümü saklayarak.
Nefes almanın biraz güçleştiğini hissetmek ama hiç durmayacağını bilmektir.
Hoşça kal ağlamaktır koparcasına, sarılmaktır karşındakine.
Çünkü bilinir ki geriye kesin dönüş vardır bir gün.
Aşk bitmemiştir yüreklerde, daha sıcacıktır.
O sıcaklık köz olsa da hiç bitmeyecektir.
Zira Hoşça kal denmiştir giderken.
Gözler birbirinden hiç ayrılmayacaktır, kalple işbirliği yaparcasına.
Başkalarına bakmayacaktır.
Ten kokusu hiç terk etmeyecektir bedenini.
Kalp, adını her duyuşta fırlayacaktır yerinden.
Çünkü Hoşça kal denmiştir giderken.
Dünyanın bir ucunda bile olunsa o hep seninledir, nefesi hep boynunda, umudu hep seninledir.
Bazen bir köşebaşında beklemektir, onun oradan sana koşacağını bilmektir.
Hoşça kal Nihavent makamıdır. Bahar kokar, umut kokar, aşk kokar.
Ağlarken güldürür.
Severken daha da sevdirir.
Yenilen yemeğin tadına varmaktır, tuz eklemektir bazen.
Tatlının şerbetini bol tutmaktır.
Limonataya fazladan iki limon daha sıkmaktır.
Hoşça kal kısa bir mola, küçük bir nazdır.
Ancak ne olursa olsun, sonu hep mutluluktur.
Elveda demek istemiyorum giderken.
Hüzün dolu ayrılıkları kemikleştiren bir kelimedir çünkü.
Sevdaları yürekten kopartıp atan ve yerinde yaralar bırakandır.
Çiçekleri soldurup, güneşi bile karartandır.
Tüm yaşanmışlıkları ortadan kaldırıp, hatıraların koynunda yıllandıran bir kelimedir, elveda.
Bakışların bakışlara kenetlendiği günlerin, saatlerin hatta saniyelerin bittiğidir.
Sevgi sözcüklerinin tükendiğidir, konuşamamaktır.
Özlemlerin himayesine girmek ve hiç çıkamamaktır elveda.
Kalbin yerinden çıkacakmış gibi atmasının sonudur.
Ömrünü adadığın her kimse ömrünle kaybolup gitmesidir, seni yalnızlığınla baş başa bırakıp.
Dokunuşların hissini kaybetmesidir, uyuşmaktır elveda.
Dünyanın sonudur, yaşarken ölmektir, anlamsızlıktır.
Tatlının acı, tuzlunun tuzsuz, suyun ise zehir olmasıdır.
Fotoğraflara son kez bakıp hepsini göz kırpmadan yakabilmektir.
Bazen kalbin izin vermese de “ah” etmektir elveda.
Bazense verdiğin ömre bir yenisini eklemek için Tanrıya dua etmektir.
Bir babanın biricik kızını gelin olarak görmesidir.
Bir çocuğun annesini veya babasını son yolculuğa uğurlamasıdır.
Başını geriye çevirmek ve beyaz mendil sallamaktır, gözlerde iki damla yaş ile birlikte.
Ya da ardına bakamamak ve gözlerinden damlaması gereken yaşları içine akıtıp hızla uzaklaşmaktır.
Bir an kendinle olan mücadeleni kaybedip yine ona koşmaktır, ancak uzakta kalmak ve sadece seyretmektir, görebilmektir onu.
Bahçende, saksında, fesleğen yetiştirmektir veya ıhlamur ağacı aramaktır çevrende.
Zira ikisinin de kokusu içlidir, arsızdır. Bir nefesin rüzgarı bile kokularını salmaları için bahanedir onlara.
Fesleğenin, ıhlamurun kokusunu içine çekerken alkolle kısa bir arkadaşlık yapmaktır. Sarhoşlukla tanışmaktır.
Beraber yaşadığın günleri büyük bir iştahla saymak yerine artık tarihleri unutmaktır.
Hiç neşe barındırmaz içinde elveda.
Sıcaklıktan uzaktır, sevgi katilidir, sinsidir.
Bir onur mücadelesidir, kıyasıya.
Kısacası, umudun bitmesi ve ömrün kalan kısmını uzatma olarak görmektir elveda.
Bu yüzden, sırf bu yüzden Elveda demek istemiyorum sana.
Sadece Hoşça kal diyorum.
Hoşça kal...









                         
                                         


                                                sEnİn NeYiNe YaNaYıM..

 

Sana hiçbir şey söylemek istemiyorum. Bütün sözcükler yetersiz.. Hiçbir şey yazmak istemiyorum. Engin denizlerde kulaç attığım, üstüme gökkuşağını kuşandığım bu aşk yalanmış. Şimdi karanlık sularda boğuluyorum. Gökyüzü kurşun gibi ağır. Ne yana dönsem yalan. Gülüşler yalan, vaatler yalan..İnsanlar yalan. Ben seni mi sevdim..Senin gözlerinle mi baktım dünyaya.. senin ellerinle mi çiçek derledim..sevinçti, aşktı göğsüme bastım. Kocaman bir yalanı seninle mi yaşadım? Gözlerine baktığım zaman cennet bahçesine geçerdim.. Bir aldatmacaymış, kötü bir rüya.. Kötülüğün bile bir yüzü vardır, bir görünüşü.. ama en beteri buymuş.. bu aldatmaca. Bir masal olsaydın razıydım, bir şiir olsaydın, alır saklardım.Güzel bir yüz kalırdı senden geriye, hoş bir anı.. kimsenin dokunamıyacağı bir tarih.Ama hiçbir şey kalmadı.. Bir yokluğu varsaymışım. Bir HİÇ’e sarılmışım. Çölde serap bile değilsin. Serabın gizli ışığı vardır. Sen ışığı yutan karanlık.. bir kör kuyu.. Ben kör kuyularda kaynak suyu aramışım.Nasıl olsa biterdi bu aşk. Ama unutulmaz bir hatıra, gençliğin en güzel anısı olarak kalsaydı.. Sen hiçbir şeyin değerini bilmedin. Kökün çürük, yaprağın kül, meyvan zehirmiş. Ben seni aşkın yerine koymuş aldanmışım. Kabahat sende değil, ben insan tanımamışım.Sana karşı öfke duymuyorum, kırgın değilim, kızgın değilim.. Çünkü sen zaten yokmuşsun. Asıl kızılacak kişi benim.. Küçücük bir toz tanesini bir mücevher sanmışım. Senin ihanetin bana koymadı..Beni kahreden, beni yokeden, beni bin pişman eden tek şey.. bir aşk yaratmış tek başına yaşamışım. Sen zaten yokmuşsun ki.. senin neyine yanayım...



                                      

 

Biliyorum, bu vazgeçiş için sana kızmaya hakkım yok, bu son en başından zaten belliydi. Sana sitemlerle dolu satırlar yazmayacağım, çünkü aşk bu değil, aşk yaşatılır, aşk alkışlanır, senin elinden kaçırdığın ve benim başkasında yakaladığım aşka herşeye rağmen pişmanlıkla ve utanarak alkış tutmuyorum.

Sana yalanım hiç olmadı, bunun için seni inandırmaya çalışmayacağım, keşke seni yalan bir aşkla sevseydim, belki böylesine sızın kalmazdı içimde, bana değilde aşkıma söylediğin sözler çok ağır geldi ama yinede teşekkürler; hayatta hiçkimsenin bu denli sevilmeyi haketmediğini öğrendim sayende.

Kaç kez kimlik değiştirdim ben bu aşk için biliyormusun; birgün ardına bakmadan gidarek unuttuğun oldum, birgün geldi hiçbirşey olmamış, sanki hiç unutmamış gibi tozlu raflardan çıkartıp tekrar hatırladığın oldum, belki bir an sevdiğin, sırf sevdiğin için değil değişmezim olduğun için, herşeye göz yumarak, sanki yalnız benimmişsin gibi sevip imkansızın oldum, gururu atıp bir kenara seni bir defa görebilmek adına gurursuzun oldum, kimi gün kimi gece aklına düşüp sızlayan vicdanın oldum, tamda herşey bitti artık bu son dediğim zamanlarda kendini yeniden hatırlatmak zorunda olduğun hissin oldum, sonra yine unuttuğun, sonra yine hatırladığın ve daha neler neler...

Şimdi son defa unutulmak varsa bu yazgıda, unut yine ve eğer bir gün tekrar hatırlarda kendini hatırlatmak gereği duyarsan arama beni, çünkü artık beni unuttuğun köşelerde bulamayacaksın, bana söylediğin o ihtişam kelimelerinin hiçbir önemi yok artık bende. Unutmam desende unutacaksın biliyorum, belkide unuttun bile çoktan..

Hayret! Hızla eskiyor yokluğun -ki, varlığın gün yüzü görmemişken, yepyeni duruyorken böylesine.. Şimdi anlıyorum neresinden su alıyormuş senli hayatım; seni ölüm kadar büyütmüşüm yaşamımda, sanki ölümün zıttı yaşam değilmişte senmişsin gibi.. Hani olmazsan olmazmışım gibi...
Sanki varmısın şimdi? E ben varım işte. Üstelik yarın nasıl bir seni seveceğim endişesi ve düşüncesi yok içimde, daha yeni tanıştığın bir insan yada arkadaşınmı olacağım, öbürgün dokunmadan duramadığın sevgilinmi olacağım düşüncesi yok içimde..
Ve sen hiç kıpırdamazsın yerinden bilirim, elin telefona gidecek olsa numaramın son tuşuna kadar sürer cesaretin, sen adım atmaya bile alışık değilsinki bana, ve ben öyle koşmuşumki sana...
Kaç tur atmışım etrafında, kaç kez aşkın hacısı olmuşum bilinmez. Meğer etrafında döndüğüm seni ben yaratmışım, sana yamadığım ben parçalarını söktüğümde üzerinden, geriye bir avuç günah kaldı. Ben baştan aşağıya bir ah, sen tepeden tırnağa günah.. Ve aşk yerden göğe kadar boş, şimdi anlıyorum...


Artık daha az seviyorum seni, unutur gibi, seni içimde öldürür gibi.. Ve seni tüm o bildiğin türk filmlerindeki aşk seneryolarıyla başbaşa bırakıyorum. Öyle bir dünya yaratmıştımki senden, o dünyanın durmasının mümkünü yok sanmıştım, meğer öyle kolaymışki, dahası öyle kolaylaştırdınki.
Güvendiğim dev adam!! Şimdi bir cücesin gözümde. Seni sana ve kimbilir daha kimlere bırakıyorum, ve hakkını helal et demiyorum sana, çünkü gönül hakkın bile yok bende.
Bundan sonra yokum, hiç aramayacağım merak etme, ve hep senin sızlayan vicdanın olarak kalacağım.

Yokluğumla iyi geçinmeye bak, çünkü vicdanın seni asla rahat bırakmayacak...

 

Kaçtıkça o beni kovalıyor.''Bir daha aşka dair yazmayacağım! Bana aşkı yazdırmayın!'' diye düşünsemde, ya aşk beni buluyor, ya da aşıklar.Ya aşk vuruyor yüreğime yada yüreğimde aşk acıyor...

 

Bu sefer ''aşk cinayetleri'' başlıklı haberler takıldı gözlerime ve yüreğime. Neredeyse hergün gazete köşelerine yansıyor aşk cinayetleri. Yazık... Hem kızıyorum hem üzülüyorum. Aşkından intihar edenlere de katil olanlara da... Ölenlere de kalanlara da... Yakanlara da yananlara da...

 

Aşk zehir olmamalı... Aşk gibi bir duyguyla ''cinayet'' gibi bir kavram yanyana yakıştırılmamalı…

 

Sevdiğinin canını alan bir insanın sevgisine kim inanabilir? Evladını boğarak öldüren bir annenin sevgisi ne kadar sevgi ise, aşk cinayeti de o kadar aşk tır...

 

Aşk su gibi hayat vermeli insana.Ama zehir oluyor bazılarına!...

 

Neden?
Ne yaşamayı öğretebiliyoruz, ne de sevmeyi...

Ne mutluluğu anlatabildik, ne de imtihanı...

Ne hayatı anlatabiliyoruz, ne de ölümü...

 

Anlayacağınız şudur ki;kavuşmak için sevilmez!!!... Bilmelisiniz ki ''kavuşmak'' kadar ''özlemek'' de güzeldir. Kim bilir belki ''aşkın kendisi'' kavuşmaktan daha güzeldir?

 

Ve şunu asla unutmayın!

 

Kulak verin bu sese…

Aşk bilekte yaşanmaz,yürekte yaşanır… Yürekte yaşanan aşk, kavuşamadığını kırmaz... Kıramaz... Çünkü kıyamaz ''Mangal gibi yürek''derler ya...''Aşk''içinde mangal gibi bir yürek lazım,yumruk olmuş bir bilek değil!!!

 

Aşk'a dair yazmayacaktım ama yinede yazdım. Aşk yazılacak bir duygu değil.Yazılamaz,yaşanır.Aşkı yazmakta zor,yaşamakta...

 

Allah yaşayanlara sabır versin. Aşkı yazarken bazen ellerim acıyor...Tıpkı yüreğim gibi... 






Gidenler hep bekle beni derler ve kalanlar hep bekleyeceğine yemin ederler"
"


Her giden ardında bir bekleyen bırakır. Bazen ister bekle beni der, bazen de bekleme hayatına devam et der. Bu bekleme demenin ardında bir beklenme isteği vardır hep...

Ve her kalan yüreğindeki acısıyla bekleyeceğim der. Dönmeyeceğini bile bile, gelmeyeceğini bile bile, sevmeyeceğini bile bile. Ve bekler...

Yanı başımızdayken fark etmediğimiz bir çok ayrıntı takılır hafızalara. Oysa ne güzelmiş yaşanılanlar dersiniz. Meğer ne çok sevmişim dersiniz. Ve belki de hiç sevilmediğinizi fark edersiniz. En acısı da budur ya zaten. Sevilmeden sevdiğinizi fark ettiğinizde beyninizi yer binlerce soru. Başlarsınız cevabı besbelli olan sorulara kendinizce cevap aramaya.

Ve sorgulama zamanı gelir kendinizce.. Oysa unutursunuz bir şeyi. "Aşk Sorgulanmadan Yaşanmalıdır."

Baktığınız her yer "onda" biter. Gördüğünüz her şey de "onu" ararsınız. Aynadaki görüntünüzde bir yansıma, sokaktaki köşe başında bir kucaklaşmadır "o". Yağan yağmurdur, denizdeki yakamozdur "o", gecelerin ayı, gündüzlerin güneşidir "o"...

Ve son cümleler dökülür artık dilinizden. "O" Mutlu Olsun Yeter. Diyebileceğiniz bir şey kalmamıştır çünkü. Tıpkı yüreğinizi sizden aldığı gibi giderken cümlelerinizi de götürmüştür yanında.

Sessizlik kalır geriye biten bir sevgiden. Ve Ayrılık Urganı kalır boynunuzda "yağlı bir ilmek gibi". Sanki biri ha çekti ha çekecek. Durdu sanırsınız dünyayı ha battı ha batacak. Ama ne dünya durur nede o ilmek çekilir. Hayat devam ediyordur ve bu çarkın içinde sizi de bilmediğiniz başka diyarlara sürüklüyordur.

Bitecek sanırsınız acınızı bitmez. Sadece bir yerlere saklanır yüreğinizde.Bir şarkıda, bir şiirin içli mısralarında ve belki de bir sözde kanamaya hazır bir yaradır o artık.

"Sessizliğin İçinde Bir Çığlık, Karanlığın İçinde Bir Işık, Yürekte Kapanmaz Bir Yaradır Artık O...”






 
Hani diyorum özlesen, gülümsesen
Bakma benim hırçın yok sayışlarıma
Adını koyamadığım yokluğunla baş edemeyişimdDüşünüyorum da bazen,
Delirmenin aşk hali sensin delirememenin de
Öyle bir sınır durum oluyor ki zihnimdeki
Yarılmadan tutunmaya çalıştığım bir duygusun
Hangi halisin aşkın, karıştırdığım da oluyor
Türkçe dersinde öğrendiğim gibi başlıyorum hallerini sıralamaya
Bir tek yokluğunun adı yok
İşte orda dağılıyor bütünlüğüm, savunmalarım kayıp
Tutunamadığımı sandığım anda kaygılanıyorum
Uç durumlardan sağlam bir orta hale geçmeye çalışıyorum
Delirmek lüksüm yok ya
Ruhuma dayıyorum tüm gücüyle aşkı
Koşulsuz halimle duruyorum karşında
Seviyorum işte seni ötesi yok
Her şeyi unutsan da bir bunu unutma
Kayıplarla sınadıkça hayat, anlamını daha çok biliyorum seni sevmenin
Ya da uğruna neler vermem gerektiğinin ki hayatım sana feda

Düşünüyorum arada günden çaldığım dakikalarca
Fark ettin mi bilmem sana ayrılan süre kısaldı
Özlemler parlıyor güneş sıcaklığında
Gözümü kamaştıran ışınlara gülümserken serap misalisin karşımda
İşte o dakika tüm güne bedel, yaşıyorum aşkınla
Ne çok gün geçmiş gibi seni en son gördüğümden sayınca
Ve ne de az aslında
Yokluğunla baş başa kalmanın tadındayım
Bunun keyfini hiç almamışım bunca zaman karmaşadan
Adı yok dedim yokluğunun
Varlığının yansıması bir durum olduğundan
Bu karşıtlığı bilmiş olmanın yarattığı acıdan belki biraz
Damağımda kalan tatlı bir his gibi şimdilik
Yinede ayırmadan içimden varlığına geçeyim istiyorum
Ah bir de bilsem keşke
Ben bu karmaşık haller içindeyken sen nerelerdesin
Hangi köşesindeyim zihninin
Yüreğine adadığım sözlerim aşkı anımsatıyor en

Birlikte bir hal bulsak aşk içinden bize yakışan
Ben koşulsuz diyorum aşkıma
İstersen koşulların olsun senin, sıraladığın peşi sıra
Birlikte dursak sınır durumların ucunda
Aşka dönük yüzüm
Sana dönük yüzüm
Yeni oyunlar oynuyorum sadece beklerken zamanla
Gün dolduruyorum, belki biraz seni eksiltiyorum
Yaptığım her şey sana hazır olmak adına
En zor olan şey bana kolay
Sadece bu koşulsuz bekleyişi kolay sanma
Söylediklerin belki sadece bende
Susarım ötekiler karşısında sana saygımdan
Hakkım kalır sevdiğim yok sayarsan

 



Seni Çok Sevmiştim... Onun içindir senden kalan yanlızlıgımıda sevmem... Aşkınla eziyet edip durdun bana yıllarca, kimselere bişey diyemedim! Yüreğimdeki yaraları sordular; söyleyemedim, O yaptı diyemedim! Kimse kalbini kırsın istemedim, Korktum seni kaybetmekten! Gidersen bikere daha yaşayamam zannettim. Hep gitmelerden korkardım... Onun için senden önce benim gidişim...!

İnsan sevdiğini bi kere kaybedince, sevilen bi kere gidince diğerleri de hep gider diye korkuyor, sevmeye...! Seni korkularımla sevmiştim... Elimde değildi, Bi kere incinmiştim, ikincisinden korktum! Yine de sevdim seni, Hem de gidenlerden daha çok sevdim! Hep ayak seslerindeydi kulağım... Çizdiğim sınırlardan öte bi ayak sesi duyunca irkilirdim,Koşardım tutmak için seni.! Oysa sen gitmeyi değil benli hayalleri düşlüyor olurdun o zamanlarda... Sadece düşlüyordun,Benimde 'Sen'li hayallerim olsun diye hiç yardımcı olmadın bana, korkularıma...! Sadece sevmekti... Beklemekti çabasız sevmek...! Bense çırpındım durdum karşında, boşa kanatlarımdan oldum, uçmayı unuttum... Çok anlatmak istedim sana, ama o kadar kaptırmıştın ki kendini hazır hayata 'Dur' dedim duymadın...! Sonumuzdu haykırışlarım, dinlemedin...!

Şimdi ayaklarımı yere öyle sert vuruyorum ki, çabalarımın bi anlamı olmadı, gidişimin bi anlamı olsun diye..! İz bırakmak değil niyetim, fark edilmek geçte olsa...! Bütün anıları topladım, derli toplu bıraktım sana... Sen hazırı seversin diye, üşenirsin de anıları karıştırmazsın diye, hatalarını belki anlarsın diye öyle bırakıyorum...! Niyetim acıtmak değildi seni...! Bilirsin bi sana kıyamazdım... Kıyamam da...! Sen gerçeklerle hayalleri ayırt edemedin hiç bir zaman..! Artık gidiyorum hayatından bu gerçek, senin beni sevdiğinse koca bi yalan değil, Hayal di...!

Kızgın değilim sana... Kırgınım! Kendine öncelik tanıyıp beni ve hayallerimi sonsuza dek ertelemek zorunda bıraktığın için... Artık gelenlerin gitmemesi için değil, onlardan gitmemem için savaşacağım belki de... İnsanoğlu ne tuhaf.! Her sevgi de ayrı hüzünler, ayrı mutluluklar ama sadece farklı iki sonuç var;

 

Gitmek...

Kimi zaman ayakların geri gidercesine,

Kimi zaman bi aşkı tamamen silercesine..!

 

Gideni izlemek...

Kimi zaman 'Dur' demekle dememek arasında binlerce kez ölmek,

Kimi zaman üstünden kocaman bi yükün kalkması...!

 

Seviyorum seni ama gitmeliyim...

Seni hayallerin,

Beni gerçeklerim bekler...!






Söylesene beni kaç harfle sevdin? Hani anlat desem içindeki sevgiyi, ilk kelimenden sonra kaç dakika sürer? Zamanı ellerimle yakasından tutup havaya kaldırsam ne kadar anlatırdın? Hadi anlatsana beni kaç harf sevdin?

Oyunuma geldin sevgili. Kandırdım seni az önce. Bana olan sevgin kaç harf diye sordum sende bana anlatmaya başladın. Cümlelerle kelimeleri süsleyerek anlatmak yeterli oldu. Demek sadece SENİ ÇOK SEVİYORUM da özetim. Oysa bana yaşadığımızı sandığım bu büyük aşkı tarif edememen lazımdı. Ağzından hiçbir kelime çıkmamalıydı. Düğümlenmeliydi ses tellerin, ellerin titremeli, avuçların terlemeliydi. Bocalamalıydın. Her anlatmaya kalktığında saçmalayıp örneklerle izah etmeye çalışmalıydın. Başaramamalıydın. Anlamını bilecek kadar bir aşk bize yakışmazdı oysa. Bak sokaklara hep onlarla dolu. Ellerinden tutabildiğin bir aşk bu sendeki. Bana olan sevgini özetlememeliydin sevgili. Özetlenecek bir aşk sadece kitaplara konu. Yazılabilecek kadar basit bir aşkı ben bir damla gözyaşıyla anlatırdım sana.

Bana benim sorumu sorma sevgili. Peki, sen anlat o zaman deme bana. Beni sadece 16 harf seven birisine ben ne anlatayım..

y1paSxx7TY2TDwo6uT-EFIhHJlksbWZNohAbDj9dB_50ICxZDBUZ1HRySaaM__ubaNHzCbcwThTj_Y

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !